![]() |
|
|
#1 (permalink) |
|
|
26 Ağustos 1071 tarihinde`ki Malazgirt Savaşı (Malazgirt Zaferi) ile Anadoluyu Vatanimiz ilan etmistik tum Dunyaya.Asirlar boyu surecek Bir sahiplenme idi bu.Fakat yinede dusmanlarimizin Vatanimizda gozu oldugu, Vatanimizi elimizden almak icin ellerinden geleni yapacagini admiz gibi biliyorduk. Ve nihayetinde Kabus dolu gunler geldi catti.Asirlar boyu Vatanimiz olan Anadolu,Birinci Dünya Savaşı sonunda imzalanan Mondros Mütarekesi ve Sevr Antlaşmasıyla tamamen elimizden alınıyor, vatanımızda hür olarak yaşama hakkımıza son veriliyordu.Yüzyıllardır üzerinde bağımsız olarak yaşadığımız bu topraklar düşmanlara veriliyor, bizim de bunu kabul etmemiz isteniyordu.
Türk milletinin bu durumu kabul etmesi elbette mümkün değildi. 19 Mayıs 1919'da Atatürk'ün Samsun'a çıkmasıyla, lideriyle kucaklaşan Anadolu, Atatürk'ün önderliğinde Kurtuluş Savaşı'nı başlattı. Amasya Genelgesi'nin yayınlanmasının ardından Erzurum ve Sivas Kongreleri yapıldı. Daha sonra 27 Aralık 1919'da Ankara'ya gelen Atatürk, 23 Nisan 1920'de TBMM'yi kurdu. Böy-lece hem memleketin yönetimi halkın iradesine verilmiş oluyordu. Hem de Kurtuluş Savaşı'nın merkezi Ankara oluyordu. TBMM meclisi yaptığı görüşmelerde yurdun durumunu ve kurtuluş çarelerini aradı. "Misak-ı Millî sınırları içinde vatanın bir bütün olduğu ve parçalanamayacağı görüşü"nden hareketle, düşmanla mücadele kararı alındı. Oluşturulan düzenli ordularla savaşa girildi. İlk başarı, Doğu'da Ermeni çetelerine karşı kazanıldı. Daha sonra, Batı cephesinde, Yunanlılarla, I. İnönü ve II. İnönü Savaşları yapıldı. Bu savaşların kazanılmasıyla Yunanlılar'a büyük bir darbe indirilmiş oldu. Bunun üzerine Yunan ordusu yeniden saldırıya geçti. Saldırı üzerine Mustafa Kemal, or-dularına: "Hattı müdafaa yoktur sathı müdafaa vardır. Bu satıh, bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı vatandaşın kanıyla ıslanmadıkça terk olunamaz." emrini verdi. Türk askeri, büyük bir azim ve fedakârlıkla bu karara uydu. 23 Ağustos ve 12 Eylül 1921 tarihleri arasında yapılan Sakarya Meydan Muharebesiyle, Türk milleti 1699 Karlofça Antlaşmasından beri ilk defa toprak kazanmaya başlıyordu. Sakarya Savaşı, Türk milletinin savunma durumundan taarruz durumuna geçtiği önemli bir savaş olarak da tarihe geçti. Bu zafer sonunda, TBMM tarafından, Mustafa Kemal'e "gazi" unvanı ve "Mareşal" rütbesi verildi. Türk tarihinin dönüm noktalarından biri olan Sakarya Savaşı'ndan sonra, büyük bir taarruzla düşmanı tamamen yok etme kararı alındı. 1922 yılı Ağustosuna kadar, hazırlıklar tamamlandı. Güneydeki Türk birlikle-ri, büyük bir gizlilik içinde Batı cephesine kaydmld". İstanbul'daki cephane depolarından silah ve cephane kaçırıldı. İtilaf Devletleri tarafından tahrip edilerek kullanılmaz hâle getirilen toplar onarıldı. Yeni silâhlar satın alındı. Ordumuza taarruz eğitimi yaptırıldı. Bu hazırlıklardan sonra, Gazi Mustafa Kemal'in başkomutan-lığını yaptığı ordumuz, 26 Ağustos 1922'de düşmana saldırdı. Bir saat içinde düşman mevzileri ele geçirildi. 30 Ağustos'ta düşman çember içine alındı. Sağ kalanlar esir alındı. Bu savaş, Atatürk'ün başkomutanlığında yapıldığı için Başkomutanlık Meydan Muharebesi olarak adlandırıldı. Büyük Tarruzun başarıyla sonuçlanmasından sonra düşman, İzmir'e kadar takip edildi. 9 Eylül 1922'de İzmir'in kurtarılmasıyla yurdumuz düşmandan temizlenmiş oldu. Hain düşmanın, haksızca ve alçakça işgaline "dur" diyen ve kanımızın son damlasını akıtmadan yurdumuzu bırakmayacağımızı dünyaya ispatlayan bu büyük zaferi her yıl, 30 Ağustos günü, bayram yaparak kutluyoruz. Dusman isgaline dur diyerek vatan ugrunda canlarini , kanlarini hic dusunmeden veren ,Kadin,erkek,cocuk Tum sehidlerimize, Ataturk`e Hakettkleri degeri ,Tum Turk milleti olarak tek vucut olarak hepbirlikte forumumuzda`da gosterelim. Yillardir fener alaylariyla kutlanir 30 Agustos.Klavyemiz sopamiz, yazilarimiz fenerimiz olsun oyle karsilayalim, oyle analim Bize bu vatani birakanlari.Yazdigimiz guzel yazilarla , fotumdaki imzamiza ekledigimiz degisikliklerle analim atalarimizi. Hepinizin 30 Agustosta Sehitlerimizi en guzel sekilde anmak icin elinizden geleni yapacagina inaniyorum.sevgiyle kaliniz. Ve kimse Asla unutmasin: yıldırımlar yaratan bir ırkın ahfadıyız, tufanları gösteren, tarihlerin yadıyız, kanla, irfanla kurduk biz bu cumhuriyeti, cehennemler kudursa, ölmez nigahbanıyız.
__________________
Daha Guzel bir sohbet icin [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] Uyelik islemlerini tamamlamayan arkadaslar ismail nickine mesaj atabilirler.Aktivasyon mailini onaylamadan linkleri goremezsiniz.. Filmlerde veya Dizilerde bozuk Kirik link varsa lutfen Ozel mesaj atarak bildiriniz,Linkleri Yenileyelim. Gereksiz,sacma ve kufur iceren mesaj sahiplerinin nick ve ip adresleri suresiz banlanacaktir. EY BÜYÜK ATA! Varlığımızın en mukaddes temeli olan, Türk istiklalinin ve Türk Cumhuriyetinin ebedi bekçileriyiz. Bu karar, sarsılmaz irademizin değişmez ifadesidir. İstikbalde, hiçbir kuvvet yolumuzdan döndüremeyecektir. Bizler, bütün hızımızı senden, milli tarihimizden ve ruhumuzdaki sönmez insan ateşinden alıyoruz. Senin kurduğun temeller üzerinde attığımız her adım sağlam, yaptığımız her hamle şuurludur. En kıymetli emanetin olan Türk istiklal ve Cumhuriyeti, mevcudiyetimizin esası olarak, eğilmez başların, bükülmez kolların, yenilmez Türk evlatlarının elinde ilelebet yaşayacak ve nesilden nesile devredilecek. Bu mukaddes emanete yönelen dâhili ve harici bütün tecavüzler, iman dolu göğsümüze çarparak parçalanacaktır. İstiklal ve Cumhuriyetimize kastedecek düşmanlar en modern silahlarla mücehhez olarak, en kuvvetli ordularla üzerimize saldırsalar dahi, milli şuurumuzu ve yenilmez Türk gücünün zerresini bile sarsamayacaklardır. Çünkü İstiklal ve Cumhuriyetimize kastedenler, karşılarında beş bin yıllık şerefli Türk tarihinin yılmaz evlatlarını, cumhuriyeti ve inkılâplarının feyizli ve imanlı gençlerini bulacaklardır. EY TÜRK'ÜN BÜYÜK ATASI! İstikbal ve Cumhuriyeti korumak mecburiyeti hâsıl olursa içinde bulunacağımız ahval ve şerait ne olursa olsun, kudret ve cesaretimizi damarlarımızdaki asil kandan alarak, bütün engelleri aşıp, her güçlüğü yenmek azmindeyiz. TÜRK GENÇLİĞİNİN ANDI Türk gençliği olarak özgürlüğün, bağımsızlığın, egemenliğin, Cumhuriyetin ve devrimlerinin (inkılâplarının) yılmaz bekçileriyiz. Her zaman, her yerde ve her durumda Atatürk ilkelerinden ayrılmayacağımıza, çağdaş uygarlığa geçmek için bütün zorlukları yeneceğimize namus ve şeref sözü verip, kendimizi büyük Türk Milletine adarız. Konu ismail tarafından (08-25-2009 Saat 07:57 PM ) değiştirilmiştir.. |
|
|
|
|
|
#2 (permalink) |
|
|
"Hattı müdafaa yoktur sathı müdafaa vardır. Bu satıh, bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı vatandaşın kanıyla ıslanmadıkça terk olunamaz."
umarım butun dusunceler bu guzel sozler etrafında yogunlaşır. su sıralar bu duyguları oyle az hisseder oldukki. öyle cabuk unuttuk bu vatan ne meşakkatlar sonucunda sınırlandı. ne acılar cekildi ne kadar ozveride bulunuldu. hazıra konduk. kurmadık ama korumamız gerektiginide sanki unuttuk... Ve kimse Asla unutmasin: yıldırımlar yaratan bir ırkın ahfadıyız, tufanları gösteren, tarihlerin yadıyız, kanla, irfanla kurduk biz bu cumhuriyeti, cehennemler kudursa, ölmez nigahbanıyız Biz ki vatanı ugruna cok seyi göze alan bir milletin evladıyız. dilimizde marsımız yuregimizde cesaret ve vatan sevgimiz... sanmasin ki kimse suskun dudaklar caresiz. yeri geldiginde tepiklemesinide biliriz.. emegine saglık
__________________
Ya kendin gibi görün yada gözüme hiç görünme! Bozuk Kırık Link varsa lutfen Ozel mesaj atarak bildiriniz,Linkleri Yenileyelim HİÇ KİMSE BEN,BENDE HİÇ KİMSE DEĞİLİM.MENFAATLERİN ÖTESİNDEYİM ...BEKLERİM!(FARKIM TARZIM)GÖRELİM MEVLAM NEYLER,NEYLERSE GÜZEL EYLER,KUL BELA BULMAZ HAK YAZMADIKÇA,HAK BELA YAZMAZ KUL AZMADIKÇA,KUL KADERİNİ YAŞAR BAHTINA NE ÇIKARSA ..
|
|
|
|
|
|
#3 (permalink) |
|
|
Zafer Bayramı, Türkiye Cumhuriyeti'nin ulusal bayramıdır. Her yıl 30 Ağustos günü kutlanır. Zafer Bayramı, 1922 yılında 26 Ağustos'ta başlayıp, 30 Ağustos'ta Dumlupınar'da Mustafa Kemal'in başkumandanlığında zaferle sonuçlanan Başkomutanlık Meydan Muharebesi'ni (Büyük Taarruz) anmak için kutlanan bayramdır. İşgal birliklerinin ülke sınırlarını terketmesi daha sonra gerçekleşse de, 30 Ağustos sembolik olarak ülke topraklarının geri alındığı günü temsil eder.
Zafer Bayramı, ilk defa 30 Ağustos 1923 günü Afyonkarahisar, Ankara ve İzmir'de kutlanmıştır. Resmî olarak Zafer Bayramı ilân edilmesi 1935 yılının Mayıs ayında olmuştur. Zafer Bayramı, tüm yurtta törenlerle kutlanır. Devlet erkânı ve bir çok vatandaş, Ankara'da Anıtkabir'i, diğer illerde de anıt ve şehitlikleri ziyaret edip, Mustafa Kemal Atatürk'e, silâh arkadaşlarına ve komutasında savaşmış askerlere şükranlarını sunar. Hemen hemen her yerleşim yerinde, askerî birlikler geçit törenlerine katılır. Ayrıca dış temsilciliklerde de çeşitli kutlamalar yapılır. 30 Ağustos günü, Türkiye'de resmî tatildir. Her yıl, Kara Harp Okulu bu tarihte mezun verir. Tüm subay rütbe değişiklikleri bu tarihte geçerli olur. tşk ismail emeğine sağlık evet bencede böyle bir günde birlik olma zamanıdır umuyorumki tüm forumsitem ailesi buna duyarsız kalmaz ve bizden bu desteklerini esirgemez ve ogün el birliği ile güzel birgün yaşarız ve harika birkutlama olur saygılarımla herkesin desteğini bekliyoruz.
__________________
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] |
|
|
|
|
|
#4 (permalink) |
|
|
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
__________________
Ya kendin gibi görün yada gözüme hiç görünme! Bozuk Kırık Link varsa lutfen Ozel mesaj atarak bildiriniz,Linkleri Yenileyelim HİÇ KİMSE BEN,BENDE HİÇ KİMSE DEĞİLİM.MENFAATLERİN ÖTESİNDEYİM ...BEKLERİM!(FARKIM TARZIM)GÖRELİM MEVLAM NEYLER,NEYLERSE GÜZEL EYLER,KUL BELA BULMAZ HAK YAZMADIKÇA,HAK BELA YAZMAZ KUL AZMADIKÇA,KUL KADERİNİ YAŞAR BAHTINA NE ÇIKARSA ..
|
|
|
|
|
|
#5 (permalink) |
|
|
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
__________________
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] |
|
|
|
|
|
#6 (permalink) |
|
|
Başkomutanlık Meydan Muharebesi
Başkumandan Meydan Muharebesi, Kütahya'ya bağlı Dumlupınar Köyü (şimdi ilçe olan) yakınında 30 Ağustos 1922'de Türk ve Yunan orduları arasında meydana gelen savaş. Diğer adı Dumlupınar Meydan Muharebesi'dir. Başkomutan Mustafa Kemal Paşa tarafından şahsen yönetildiği için Başkomutanlık Meydan Muharebesi olarak anılır. Kurtuluş Savaşı'nın kesin bir Türk zaferiyle sonuçlanmasını sağlayan bu çarpışmanın yıldönümü Türkiye'de ulusal bayram olarak kutlanmaktadır. Kurtuluş Savaşı'nın son evresi 26 Ağustos 1922'de Afyonkarahisar Kocatepe'de başlayan Büyük Taarruz ile açılmış ve 9 Eylül 1922'de İzmir'in Yunan işgalinden kurtarılmasıyla sonuçlanmıştır. 1922 Yazında durum Sakarya Meydan Muharebesi sonucunda Sevr Antlaşması'nı Türk tarafı Şubat ve Mart 1922'de Londra'ya uzun bir ziyarette bulunarak ülkesine yapılan askeri yardımın artbaşarısızlıkla sonuçlanmıştı. Sakarya'da kazanılan savaşın en önemli sonucu 20 Ekim 1921'de Ankara Hükümeti ile Fransa arasında imzalanan anlaşma oldu. Bu anlaşma ile Fransa Türkiye'ye karşı katı bir politika izleyen İngiltere'den yolunu ayırarak Türkiye ile işbirliği yoluna girmişti. Bu arada İtalyanların da Temmuz 1921'de Antalya bölgesinden çekilerek Yunanistan'a karşı Türk tarafını destekleyen bir tavır almasıyla müttefikler arasındaki anlaşmazlıklar iyice su yüzüne çıktı. TBMM Hükümeti Dişişleri Bakanı Yusuf Kemal Bey'in (Tengirşenk) Şubat 1922'deki Londra ve Paris ziyaretlerinden sonra, İngiltere, Fransa ve İtalya temsilcileri Mart 1922'de Paris'te toplanarak ateşkes de dahil olmak üzere Sevr Antlaşması'nda bazı değişiklikler yapmayı öngören önerilerde bulundular. Fakat Ankara Hükümeti öncelikle Yunan ordusunun Anadolu'yu tahliye etmesinde ısrar edince anlaşma sağlanamadı. Atatürk bu işler sonucunda başkomutanlığa yükselmiştir(3 ay boyunca) Temmuz ayında İçişleri Bakanı Fethi Bey (Okyar) Paris ve Londra'yı ziyaret etti. Bu görüşmelerden bir sonuç alınamaması üzerine Türk hükümeti barış yolunun kapalı olduğuna hükmederek taarruz kararı aldı. Fethi Bey Ankara'ya 14 Ağustos'ta yolladığı raporda "Milli gayenin sağlanması, ancak askeri faaliyetlerle kabil olabilecektirına askeri güçle kabul ettirme girişimi Anadolu'daki Yunan askeri pozisyonunun savunulamaz durumda olduğunun bilincinde olan Yunan başbakanı Dimitros Gounaris, " görüşünü bildirdi. ırılmasını istedi. Ancak bu istek Lloyd George hükümetince reddedildi. Gounaris bunun üzerine Yunan ordusunu Anadolu'dan çekme tehdidinde bulundu ise de bunu kendi hükümetine kabul ettiremeyerek istifaya zorlandı. Türk Hazırlıkları 15 Eylül 1921 tarihinden geçerli olmak üzere seferberlik ilan edilerek, 1899, 1900, 1901 doğumlular silah altına alınmış, ordunun asker eksiği tamamlanmıştı. Türk kuvvetlerinin eksikleri de çeşitli (siviller dahili) kaynaklardan tamamlanmaya çalışıldı. 20 Ekim 1921'de imzalanan anlaşmayla Çukurova'daki işgalini sonlandıran Fransa'dan önemli miktarda silah ve mühimmat desteği alındı. Sovyetler Birliği'nden sağlanan mali yardım da orduyu geliştirmekte kullanıldı. Kara Kuvvetleri mevcudu 200.000'e ulaştı. Yiyecek, giyecek ve cephane yeterli düzeye getirildi. Genel taarruz hazırlıkları Haziran 1922'de başlatıldı. 6 Ağustos 1922'de orduya gizlice taarruz için hazırlanması emri verildi. Mustafa Kemal Akşehir'e gelerek komutanlarla toplantı yaptı. Toplantıda 26 Ağustos taarruz günü olarak belirlendi. Taarruz Afyon'un güneyinden Dumlupınar yönüne doğru baskın şeklinde başlayacak ve sonra da meydan savaşına dönüştürülerek düşman kuvvetleri tümüyle yok edilecekti. Türk ordusu Yunan cephesinin en güçlü direnek merkezinden saldıracaktı. Yunan hazırlıkları Yunanlılar bir Türk taarruz'una karşı hazırlıksız değildi. Öncelikle Afyon bölgesi tamamen müstahkem hale getirilmiş, sıra sıra tel örgüler, makineli tüfek yuvaları ve topçu mevzileri ile takviye edilmişti. Ayrıca, bir geri çekilme gerektiğinde Afyon kuzeyinde İlbulak dağı merkez olmak üzere 2.(ikinci) bir mevzi daha geride Dumlupınar-Toklusivrisi hattında 3. bir mevzi hazırlanmıştı. Bunun yanında [İzmir-Afyon-Eskişehir] demiryolu, Mudanya iskelesinin Yunanlıların elinde olması, keşif uçakları, 4000 den fazla kamyon ve otomobil Türk ordusuna kıyasla büyük bir lojistik ve keşif üstünlüğü sağlıyordu. Bunlara dayanarak, Yunanlılar açık araziden gelecek bir tehdide karşı hem sayı üstünlüklerini koruyarak taarruzu defedebileceklerini, hem de keşif kabiliyetleri ve İngiliz casusluk ağı ile bu taarruz için yapılması gereken bir yığınağı önceden tespit edebileceklerini düşünüyorlardı. Ayrıca, güneyden gelebilecek bir tehdit karşısında ise Afyon-Çay doğrultusunda bir karşı taarruz ile Türk ordusunu ikmal üslerinden ayırıp imha etmeyi planlamakta idiler. Büyük Taarruz Mustafa Kemal Paşa, ordunun taarruz hazırlıklarını büyük bir gizlilik içinde sürdürmüştür. Taarruzu gizlemek için Temmuz ayı sonunda ordu birlikleri arasında bir futbol turnuvası düzenleyerek komutanlarla topluca görüşme imkânı sağlamıştır. Büyük taarruz öncesinde Yunan Cephe Ordusu 3 Kolordu düzeninde Eskişehir Kuzeyinden Afyon güneyine kadar yayılmış, en kuzeyde İnegöl'de 11. Piyade Tümeni Uşak'ta ise 2. Piyade Tümeni ve bazı bağımsız alaylarla yanlarını kapatmakta idi. Yunan ordusunun toplam mevcudu 200.000 kadar olup, bunun 150.000'i Anadolu'da bulunmaktaydı. 3. Yunan Kolordusu (General Sumilas) Eskişehir önlerinde 3., 10. ve 15.Piyade Tümenleri ile Bursa istikametini kapatırken aynı zamanda Kütahya önlerinde mevzilenmiş 2.Yunan Kolordusu (General Digenis) 7., 9. ve 13.Piyade Tümenleri ile hem cephenin orta kısmını kapatmakta hem de Eskişehir veya Afyon'a yönelebilecek bir Türk taarruzuna karşı 3. veya 1. Kolorduya ihtiyat vazifesi görmekte idi. 1.Yunan Kolordusu (General Trikupis) ise karargahı Afyon'da olmak üzere cephenin güneyini savunmakta idi. 1.Kolordu tümü cephe hattında olmak üzere 1., 4., 5. ve 12.Piyade tümenlerine komuta etmekte idi. General Hacianesti Yunan Küçük Asya Ordusunun başına getirildiğinde Büyük Taarruz kaderine etkileyecek iki karar aldı; Bunlardan ilki 1. Kolordu komutanı Trikupis'in ihtiyattaki 2. Kolordu'ya savaş durumunda emir verme yetkisini kaldırması, diğeri ise 1.Kolordu'nun normal düzeninde kendi ihtiyatında olan tümenleri de cephe hattına yayarak Trikupis'i tamamen ihtiyatsız bırakması idi. Böylece, Afyon'a yönelecek bir Türk taarruzunda eğer cephe zorlanırsa, Trikupis ya İzmir'deki üstü Hacianesti'yi 2.Kolorduyu veya en azından birliklerinden bir kısmını kendi emrine almak için ikna etmek zorunda kalacaktı. Savaş durumunda iletişim yetersizliği ve zamanın kritikliği dikkate alındığında feci derecede yanlış bir karar olduğu daha sonra açığa çıkacaktı. Büyük Millet Meclisi Ordusu [değiştir]1. Ordu (Sakallı Nurettin Paşa, Kurmay Başkanı: Mehmet Emin Koral) Bu ordu komutasında yer alan 4.Kolordu (1., 2. ve 4. Kolordular ile 5. Süvari Kolordu) yarma harekatını yapacak birlikleri oluşturuyordu ki toplamda 11 Piyade, 3 Süvari Tümeninden kuruluydu. Toplam muharip mevcudu 88.000 piyade, 12.000 süvari ve 137 top idi. 1. Ordu emrinde 3. Süvari Tümeni (İbrahim Çolak) 6. Tümeni(Nazmi Solok) 1. Kolordu (İzzettin Çalışlar) 57. Tümen (Reşat Çiğiltepe) 14. Tümen (Ethem Necdet Karabudak) 15. Tümen (Ahmet Naci Tınaz) 23. Tümen (Ömer Halis Bıyıktay) 4 tümeni sırasıyla Çiğiltepe, Kırcaaslan Tepe, Tınaz Tepe ve Belen Tepe'ye taaruz edecekti. Çiğiltepe 5. Yunan Alayı, Kırcaslan ve Tınaztepe 49. Yunan Alayı tarafından savunuluyordu. Taarruz'dan bir gün önce bir şeyler olacağından şüphelenen General Trikupis Tınaztepe gerisine 7.Yunan Tümeninden iki alay daha getirtmişti. 4. Kolordu (Kemalettin Sami Gökçen) 11. Tümen (Ahmet Derviş) 12. Tümen (Osman Nuri Koptagel) 5. Kafkas Tümeni (Halit Akmansü) 8.Tümen (Kazım Sevüktekin) 4 Tümen ile Belentepe doğusu, Kalecik Sivrisi ve B. Kalecik üzerinden Afyon'a taarruz edecekti. Bu hat 35. ve 8. Yunan Alayları tarafından tutulmakta ve 11. ve 5/42. Efzon Alayları tarafından deteklenmekte idi. Her iki kolordunun gerisinde 2. Kolordu (Ali Hikmet Ayerdem) 7. Tümen (Ahmet Naci Eldeniz) 4. Tümen (Mehmet Sabri Erçetin) 3. Kafkas Tümeni (Kazım Orbay) Sandıklı-Şuhut hattında ihtiyat olarak tutulmakta idi. 5. Süvari Kolordusu (Fahrettin Altay) 1. Süvari Tümeni (Mürsel Bakü) 2. Süvari Tümeni (Ahmet Zeki Soydemir) 14. Süvari Tümeni (Mehmet Suphi Kula) Ahırdağı üzerindeki sarplığı dolayısı ile geceleri Yunanlılar tarafından savunulmayan Ballıkaya mevkiinden bir sızma harekatı ile Tokuşlar köyüne inecek ve İzmir demiryolunu kesecekti. 2. Ordu (Yakup Şevki Subaşı, Kurmay Başkanı: Hüseyin Hüsnü Emir Erkilet) 3. Kolordu (Şükrü Naili Gökberk) 61. Tümen (Salih Omurtak) 41. Tümen (Alâattin Koval) 1. Tümen (Abdurrahman Nafiz Gürman) 6. Kolordu (Kâzım İnanç) 17. Tümen (Hüseyin Nurettin Özsu) 16. Tümen (Aşir Atlı) Yarma bölgesinde Türk kuvvetlerinin toplam 100.000 askerine (8 Piyade ve 3 Süvari Tümeni) karşılık Yunan kuvvetleri takviyeli 2 Tümen (30.000 kişi) gücünde idi. Bu ise askerliğin en eski prensibi olan sonuç yerinde düşmana sayıca 1'e 3 üstün olma kaidesini yansıtıyordu. Bunun üzerine taarruz inisiyatifinin Türk tarafında olması, çok üstün bir topçu desteği (137 ağır ve orta top), üstün süvari gücünün varlığı, ayrıca, üstün komuta heyeti eklenince Yunanlıların bu taaruz karşısında fazla bir varlık göstermeleri mucize olacaktı. Taarruzun başlaması 2 Eylül'de esir alınan Yunan Ordusu komutanları: soldan sağa 4.Tümen komutanı Dimaras, 1. Kolordu komutanı (Başkumandanlığına yeni tayin edilen) Trikupis, Kurmay Albay Adnan Bey, 2. Kolordu komutanı Dighenis (Diyenis), Yüzbaşı Emin26 Ağustos gecesi, 5. Süvari Kolordusu Ahır Dağları üzerindeki Yunanlıların gece savunmadığı Ballıkaya mevkiinden sızma yaparak Yunan hatlarının gerisine intikale başlamıştır. İntikal bütün gece sabaha kadar sürmüştür. 26 Ağustos sabaha karşı 4:30 da başlaması planlanan taarruz sis sebebiyle ancak 5:30 da başlayabilmiş, yarım saat süren çok yoğun bir bombardıman ile yunan ön hat mevzileri büyük yıkıma uğratılmış, topcu gözetlemesi ve makineli tüfek mevzileri iş göremez hale getirilmiştir. 6:00 da başlayan piyade taarruzu, kısa sürede gelişmiş, Tınaztepe, Belentepe, Kalecik sivrisinin ele geçirilmesi ile sonuçlanmıştır. Ancak, gerek geriden gelen yunan takviyelerinin direnmesi, gerek Sincanlı Ovası'nda mevzilenmiş yunan topçularının şiddetli ateşi gerekse de taarruz momentinin kaybedilmesi ile taarruz öğlene doğru yavaşlamış ve durmuştur. Tınaztepe'deki kuvvetli Yunan karşı taarruzu ve Kurtkaya mevzisinin direnişi ile Türk kuvvetleri kısmi geri çekilmelerle akşam saatlerinde bir denge oluşmuştur. Bu esnada Türk 2. Ordusu'nun özellikle 2. Yunan Kolordusu'na şiddetli taarruzları bu kolordu kuvvetlerinin 1. Kolordu'yu daha fazla takviye edememesine yolaçmış, Hatzanesti'nin sarsılan güney cephesini takviye etmek yerine, 2. Kolordu'nun esas plandaki gibi Çay istikametine taarruz etmesi emri işleri daha da karıştırmış, Yunanlıları stratejik bir sıkıntıya sokmuştur. Öte yandan yarma bölgesinin batısında Türk kolordusu , izmir-uşak bağlantısını kesmiş, cephe gerisinde büyük kargaşaya yolaçmıştır. Trikupis, bu durumda elindeki tek şansın eldeki bütün ihtiyatları ile Kalecik sivrisi(belen tepesi) istikametinde bir gece taarruzu yapmak olduğunu düşünmüştür. Ancak, Türk devam taarruzunun (topların ileri alınmasının desteği ile) 27 Ağustos sabaha karşı Tınaztepe, Erkmentepe ve Kurtkaya tepesinin düşürmesi neticesinde 4. Piyade Tümeni'nin dağılması, 1. Piyade Tümeni'nin ağır kayıplarla geri çekilmesi Yunan cephesinin 27 Ağustos öğlen saatlerinde tamamen çökmesine yolaçmıştır. Cephenin hiç beklenmedik bir şekilde çökmesi, Yunan 1. Kolordusunu ikiye bölmüş, kuşatılmamak için, İzmir yönünde bir geri çekilme yerine ulaşım altyapısı yetersiz Kuzeybatı yönünde çekilmekten başka imkân kalmamış, Yunan 1. Kolordu karargahı, 4. Tümenin kalıntıları, 5. ve 12. Tümenler, 2. Kolordu birlikleri Afyon-Döğer hattını bırakarak İlbulak Dağı civarına çekilmiştir. Diğer tarafta kalan General Frangu komutasındaki 1. Tümen ve takviye birlikleri İlbulak hattında da duramayarak, Dumlupınara çekilmeye devam etmiş böylece Yunan ordusu içindeki sevk ve idare bütünlüğü bozulmuştur. 28 Ağustos-30 Ağustos sabahı arasında Türk birlikleri ile çekilen Yunan birlikleri arasında yer yer şiddetli çatışmalar çıkmış, Yunan birliklerinin Türk kuvvetlerinin takibinden kurtulamaması, mevzi almalarına engel olmuştur. Ayrıca, 3. Kolordu ile geri çekilen Yunan birliklerinin arasında açılan boşluktan içeri dalan 2. Türk Ordusu birliklerinin Kuzeyden çevirme yapması Yunan ordusunun ana parçası olan 1. ve 2. Kolordu birliklerinin Murat Dağı eteklerinde bir torbaya girmesine yolaçmıştır. 30 Ağustos günü akşam saat 19:30'a kadar süren bugün Başkomutanlık Meydan Muharebesi olarak bilinen büyük çarpışmalarda Yunan birlikleri imha edilip dağıtılmıştır. Bu muharebede Yunan 4. ve 12. Tümenleri tamamen, 5. ve 9. Tümenleri kısmen imha olmuştur. Savaş alanında yapılan incelemelerde her iki kolordunun neredeyse bütün malzemesi, 4000 ölü, 10.000'e yakın esir tespit edilmiştir.-22 gün süren Sakarya savaşının Yunanlılara yaklaşık 5000 ölüye mal olduğu düşünülürse bir günde verilen kaybın büyüklüğü daha iyi anlaşılır.- General Trikupis ve kurmaylarının bir kısmı ile 10.000 civarında asker Kızıltaş vadisinden gece karanlığında kaçmayı başarmıştır. Bu kuvvetlerin önemli bir kısmı (6000 asker) 2 Eylül de Uşak'ta Türk kuvvetlerine teslim olmuştur. Bu son muharebe ile birlikte bir zamanlar Yunan Ordusunun bel kemiğini teşkil eden 6 Piyade Tümeni (85.000 asker) dağıtılmıştır. Türk kuvvetlerinin önünde İzmir yönünde hırpalanmış 2 Tümen ve bazı bağımsız alaylar, Bursa istikametinde ise sağ kanatları tamamen açıkta kalmış, önlerinde tahmin edemedikleri düşman kuvvetlerinin hedefi haline gelmiş 3. Kolordu kalmıştır. Bundan sonrasında savaş tamamen bir kaçma kovalamaya dönmüş, 9 Eylül'de İzmir, 17 Eylül'de Bandırma'dan kalan Yunan birliklerinin tahliyesi ile son bulmuştur. Bu savaşta Yunan Ordusu 130.000 den fazla askerini kaybetmiştir. Buna karşılık Türk askeri kayıpları 12.500 civarında tespit edilmiştir. Her iki tarafın sivil kayıpları üzerinde herhangi bir istatistik bulunmamakla birlikte Batı Anadolu'nun büyük ölçüde harap olması maddi kayıplar hakkında bir fikir verebilir. Meydan savaşından sonra, çevreyi gezen Mustafa Kemal Paşa, düşmanın ağır yenilgisini, savaş alanında bıraktığı silah, cephane ve savaş malzemesini, ölülerini, sürü sürü esirin kafilelerle geriye götürülmesini gördükten sonra çok duygulanmış ve yanındakilere, "Bu manzara insanlık için utanç vericidir. Ama biz burada vatanımızı savunuyoruz. Sorumluluk bize ait değildir" demiştir. Sonuçları Büyük Taarruz, yaklaşık 200 yıldan beri Türk ordusunun galibiyetiyle sonuçlanan ilk taarruz savaşıdır. Çanakkale ve Sakarya'da Türk zaferi, hücum eden düşmanı durdurmakla sınırlı kalmıştır. Oysa Başkumandan Meydan Muharebesi'nde düşman ordusu topyekûn yokedilmiş, yaklaşık 150.000 kilometrekare alan 14 gün gibi kısa bir sürede ele geçirilmiştir. Zafer, Yunan işgaline son vererek Kurtuluş Savaşının kesin bir askeri sonuca ulaşmasını sağlamıştır. Böylece Türk tarafı Lozan'da toplanan barış konferansına önemli bir diplomatik avantajla katılmış, askeri durumun barış görüşmelerinde aleyhte pazarlık kozu olarak kullanılmasını önlemiştir. (Taarruz olmasaydı Yunan ordusu belki İzmir'e çekilecek, barış konferansında Yunanlıların İzmir ve Ayvalık'taki durumu pazarlık konusu olacak, bu yerler sonuçta bir olasılıkla kurtarılsa bile karşılığında birçok taviz verilecekti.) Mustafa Kemal Paşa'nın Anadolu hareketi üzerindeki önderliği bu zaferle pekişmiş, böylece zaferden sonra kurulacak olan siyasi düzenin temelleri atılmıştır. (1922 yaz aylarında Büyük Millet Meclisi'nde Mustafa Kemal aleyhine başlatılan muhalefet hareketi zaferden sonra marjinalleşmiş, Mustafa Kemal Paşa tüm ülkede "kurtarıcı" olarak benimsenmiştir.)
__________________
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] |
|
|
|
|
|
#7 (permalink) |
|
|
BÜYÜK TAARRUZ'A NASIL KARAR VERİLDİ ?
Hamdi Osmanzade anlatıyor: "Üç buçuk yıl süren millî mücadelemiz döneminde, zaman zaman, çok çetin ve tehlikeli günler geçirdik. Önde düşman ordusu, arkada bu düşmanı koruyan büyük devletler... Orta Anadolu, ta doğuya kadar hemen hemen ayaklanmış bir durumda. İstanbul'daki padişah ve hükümete sadık... Karadeniz kıyılarında Pontus çeteleri, doğu bölgesinde Ermeni kışkırtmaları... Henüz ordu denilebilecek muntazam bir kuvvetimiz bile vücuda gelememiş, başıbozuk kuvvetler, Büyük Millet Meclisi Hükûmeli'nin yasa ve tüzüklerine uymamakta devamda. Hatta öyle günler oldu ki, bu yeni Millî Hükûmet'in nüfuz dairesi Ankara istasyonundan öteye geçemedi. Bu arada. Büyük Millet Meclisi de, çeşitli baskılar altında, ikiye bölündü. Düşman zaman zaman ileri atılıyor, biz geriliyoruz... Ankara'yı bile terk etmeyi düşünüyorduk... Nereye gideceğiz, nerede tutanacagız belli değil... Herkes mukadderata boyun eğmiş; hüzün, ıstırap içinde, düşüncede... Bir tek, zerre kadar sarsılmayan, dimdik ayakta duran Mustafa Kemal'imiz var... Onunla birlikte, ona inanmış olanlar, bütün varlıklarıyla ona bağlı, onun peşinde... Yıllar böyle geçti ve bir an geldi ki, artık kimsede sabır ve tahammül kalmadı. Ne olacaksa, bir an önce olsun!... diyen diyene... Bu ruhî hâlimizi sezip anlayan büyük önder, nihayet, kendine bağlı olan ve "İkinci Grup" denen yirmi sekiz kişiyi, Meclis'in karşısındaki öğretmen okulu -bilâhare Millî Eğitim Bakanlığı olan ve yanan - binasının, yapımı bile tamamlanmamış küçük konferans salonuna davet etti. Gittik. Salonun bir köşesinde bir kara tahta vardı. Gazi'nin işareti üzerine, bu kara tahtaya yaklaşarak, elindeki tebeşirle çizdiği harita üzerinde cephe vaziyetini izah eden baü cephesi kumandanını dinledik. Sözleri bitince, büyük Gazi bize döndü, her zamanki azim ve irade örneğiyle: - Arkadaşlar, dedi. Paşa, cepheler hakkında lâzım gelen izahatı verdi. Artık her şeyi biliyorsunuz. Yıllardan beri süregelen bu mücadeleyi dilediğimiz sonuca vardırmak zamanı gelmiştir, daha fazla beklemeye tahammül kalmamıştır. Kesin sonuca doğru gitmek maksadıyla büyük hücuma geçmek için kararınızı bekliyorum!... Bu ses hâlâ kulaklarımdadır. O anda hepimiz, onun karşısındaki bu yirmi sekiz millet vekili, nasıl oldu bilmem, bir tek vücut hâline gelerek sanki bütün Türk milleti olduk ve heyecandan tir tir titreyerek hep bir ağızdan: - Kararımız, kararınızla beraberdir!... diye bağırdık. Şimdi bile aklım almıyor. Bu karan, böyle bir an bile tereddüt etmeden, hatta birbirimizin yüzüne bakmak gereğini bile duymadan nasıl verdik?...Bu karar ki, Türk milletini ya yaşatacak, veyahut mahvederek dünya haritasından silecekti... Bunu ancak şu suretle izah edebilirim: Hepimiz büyük Atatürk'ün dehasına inanmıştık. Onun en büyük kuvveti zaten bu değil miydi? Kendisine inandırmak kudreti... O kadar ki, bu büyük kararı verdiğimiz andan itibaren hepimiz, mutlaka mu-vaffak olacağımızdan emindik... Halbuki, bu toplantıya giderken, hatta kara tahtada verilen izahatı dinlerken, Atatürk'ten başkası bize hücum sözünü etmiş olsaydı, buna hiçbirimiz, "Evet, yapalım." diyemezdik. işte, Atatürk buydu. O günün gecesi, Çankaya'da, bir ziyafet verileceği söylentisi yayılarak, bütün telgraf ve telefon konuşmaları ve her türlü konuşma kesilirken, Atatürk de gizlice cepheye gitmişti. Birkaç gün sonra, onu zafer içinde çalkalanan İzmir'de gördüm. Minnet ve saygıyla elini sıkarken, gülümseyen nurlu gözlerini, gözlerime dikerek: - Kararımızı beğendin mi? diye sorunca: - Ah Paşam, Allah bile, senin neyini beğenmez, karşılığını verebildim. Fakat, dediğim gibi, bu kararı öyle, hiç tereddüt etmeden nasıl verdik? Ya karşımızda bizden kararı isteyen o olmasaydı, ne olacaktı? Bunu düşündükçe, hâlâ titrerim. Şimdi, o eşsiz büyük adamın, cumhuriyeti ellerine emanet ettiği gençlerden de bu imanı bekliyorum." Niyazi Ahmet BANOĞLU (Nükte ve Fıkralarıyla Atatürk, 1981) Alıntı...
__________________
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] |
|
|
|
|
|
#8 (permalink) |
|
|
30 AĞUSTOS BÜYÜK ZAFER -BAŞKOMUTANLIK MEYDAN SAVAŞI
Güneş batıya yaklaştıkça ateşli, kanlı ve ölümlü bir kıyametin kopmak üzere olduğu bütün ruhlarda seziliyordu. Biraz sonra dünyada büyük bir çöküntü olacaktı. Ve beklediğimiz kurtuluş güneşinin çıkıp doğabilmesi için bir çöküntü gerekli idi. Karanlıklar içinde bu çöküş gerçekleşmeli idi. Gerçekten göğün karardığı bir sırada Türk süngüleri düşman dolu o sırtlara saldırıya geçtiler. Artık karşımızda bir ordu, bir güç kalmamıştı. Büsbütün yok olmaya yüz tutmuş darmadağın bir kılıç artığı döküntü vardı artık(M. Kemal Atatürk - 30.8.1924). 27 Ağustos 1922 sabahı 57.Tümen Çiğiltepe’yi kuşatmıştır. Saat 10.30’da M. Kemal telefonda komutana sorar; —Reşat Bey bu önemli tepeyi ne zaman alacaksınız? —Komutanım yarım saat sonra alacağız —Başarılar diliyorum. Saat 10.45.M. Kemal: —Düşmanın halen direndiğini görüyorum. Gözümüz o tepede, çok önemli. —Komutanım tepeye düşman bir tümen yığmış direniyorlar. Ama alacağız komutanım, mutlaka alacağız. Saat 11.00. Başkomutan M. Kemal: —Reşat Bey’i istiyorum. —Komutanım Reşat Bey size bir not bırakarak intihar etti. Okuyorum: —Yarım saat süresince bu tepeyi almak için söz verdiğim halde sözümü yerine getiremediğimden dolayı yaşayamam komutanım. M. Kemal’in gözleri Çiğiltepe’ye çevrilir… Reşat Bey için, saygı duruşu yapar gibi, bir süre kımıldamaz. Komutanlarını bu tepenin alınmayışından dolayı yitirdiklerini işiten tümen askerleri, duyduğu acıyla coştu ve heyecanlandı. Albay Reşat’ın ölümünden yarım saat sonra Çiğiltepe ele geçirildi. Söz yerine getirilmiş, başarı sağlanmış, ama verilen sürede olmadığından askeri onur ağır basmış, Albay Reşat zaferi görememişti. 11.45 Başkomutanın telefonu çalar: —Çiğiltepe alınmıştır komutanım. Yüzlerce ölüsünü bırakan düşman Sincan Ovasına doğru kaçmaktadır, arz ederim. --------------------------
__________________
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] |
|
|
|
|
|
#9 (permalink) |
|
|
BÜYÜK TAARRUZA DOĞRU:
Ankara’da teslimiyet ve ihanet odakları sinsice yayılırken, savaş hazırlıkları tamamlanmak üzeredir. Bir yıllık büyük hazırlık dönemindeki en önemli gelişme, ordunun silah ve donanım gücünün arttırılmasında görülmektedir. Batı Cephesi’nin Sakarya Savaşı başlangıcındaki 56.448 tüfek, 501 makineli tüfek ve 166 topluk silah gücü; büyük taarruzun başında 97.792 tüfek, 812 ağır makineli tüfek ve 340 top’a yükselmiş, böylece Yunanlılara silah gücü bakımından oldukça yaklaşılmıştır. Sakarya Savaşı’ndan sonra düşman ordusunun büyük ve kuvvetli bir bölümü Afyonkarahisar-Dumlupınar arasında bulunuyordu. Diğer kuvvetli bir bölümü de Eskişehir bölgesindeydi. Bu iki bölüm arasında da yedekleri bulunuyordu. Düşman sağ kanadını, Menderes boyunda bulundurduğu kuvvetlerle; sol kanadını da İznik Gölü kuzey ve güneyindeki kuvvetleriyle koruyordu. Türk Ordusu da Batı Cephesindeki kuvvetleri iki ordu biçimde örgütlemiş ve düzenlemişti. M. Kemal’in değerlendirmesine göre “Kuruluşları başka başka olan iki ordu karşılaştırılırsa iki yanın insan ve tüfek güçleri aşağı yukarı birbirine denk bulunuyordu. Yalnız Yunan ordusu, - dünyanın özgür ve kendisine yardımcı olan fabrikalarına dayandığı için – makineli tüfek, top, uçak, taşıt, cephane ve teknik gereç bakımından, daha üstün bir durumda bulunuyordu. Bizim ordumuzun da, süvari sayısı bakımından üstünlüğü vardı.” Başkomutan M. Kemal Paşa’nın gerçekleştirmek istediği planın temeli, düşmanın bütünüyle yok edilmesi üzerine kurulmuştu.… ..24 Temmuz’da Konya’da İngiliz General Tavshend’i kabul etti. I. Dünya Savaşı’nın bu ünlü Generali, M. Kemal ile yaptığı görüşmelerden sonra verdiği demeçte; “Ben şimdiye kadar 15 hükümdar ve cumhurbaşkanı ile özel ve resmi konuşmalar yaptım. Bu gece kadar ezildiğimi anımsamıyordum. M. Kemal’de, büyük bir ruh gücünün gizemi var” diyerek duygularını dile getirdi. 27 Temmuz’da yeniden Akşehir’e dönen M. Kemal, Fevzi Paşa ve İsmet Paşa ile birlikte, hazırlanan saldırı planını inceledi. 15 Ağustos’a kadar bütün hazırlıkların tamamlanması kararlaştırıldı. 28 Temmuz günü öğleden sonra, ordu birlikleri arasında yapılacak bir futbol maçı nedeniyle, Ordu Komutanlarıyla birlikte bazı Kolordu Komutanları Akşehir’e çağrıldı. 30 Temmuz 1922 gecesi İsmet Paşa ve Fevzi Paşa ile yeniden buluşarak saldırının biçim ve ayrıntılarını saptadılar… Ulusunu her konuda bilgilendirmeyi görev sayan M. Kemal, bu hazırlıkları ve gelişmeleri Söylev’de anlatmayı sürdürür: Ordunun hazırlıklarının tamamlanmasını ve saldırının çabuklaştırılmasını buyurduktan sonra Ankara’ya döndüm. Batı Cephesi Komutanı 6 Ağustos 1922’de ordularına, gizli olarak, saldırıya hazırlık buyruğu verdi. " Ben, birkaç gün sonra yola çıktım. Gidişimi belirli birkaç kişiden başka bütün Ankara’dan gizledim. Benim Ankara’dan ayrılacağımı bilenler, burada imişim gibi davranacaklardı. Dahası, benim Çankaya’da çay şöleni verdiğimi de gazetelere duyuracaklardı. Bunu, kuşkusuz o zamanlar işitmişsinizdir. Trenle gitmedim. Bir gece otomobille Koçhisar Üzerinden Konya’ya gittim. Konya’ya gidişimi orada hiç kimseye telgrafla bildirmediğim gibi Konya’ya varır varmaz telgrafhaneyi gözaltına aldırarak, Konya’da bulunduğumun da hiçbir yere bildirilmemesi sağladım. 20 Ağustos 1922 günü öğleden sonra saat dörtte Batı Cephesi Karargâhı’nda, yani Akşehir’de bulunuyordum. Kısa bir görüşmeden sonra, 26 Ağustos 1922 sabahı düşmana saldırmak için Cephe Komutanı’na emir verdim. 20/21 Ağustos 1922 gecesi 1. ve 2. Ordu Komutanlarını da Cephe Karargâhı’na çağırdım. Genelkurmay Başkanı ile Cephe Komutanı’nın yanında saldırının nasıl yapılacağını harita üzerinde kısa bir savaş oyunu biçiminde açıkladıktan sonra Cephe Komutanı’na o gün vermiş olduğum emri yineledim. Komutanlar işe koyuldular. Saldırımız her bakımdan bir baskın biçiminde yapılacaktı. Bunun gerçekleştirilebilmesi için de, yığınağın ve düzenlemenin gizli kalmasına önem vermek gerekiyordu. Bundan ötürü, her türlü yürüyüş gece yapılacak, birlikler gündüzleri köylerde ve ağaçlıklar altında dinlenecekti. Saldırı bölgesinde yolların düzeltilmesi gibi çalışmalara düşmanın dikkatini çekmemek için kimi başka bölgelerde de düzmece çalışmalar yapılacaktı. " Öte yandan Afyon-Eskişehir çizgisinde yerleşen Yunanlılar, Sakarya’dan sonra mevzilerini büyük ölçüde güçlendirmişlerdi. Yunan mevzilerini gezen İngiliz uzmanların, “Türkler beş altı ay boyunca saldırsalar da buraları ele geçiremezler” biçimindeki değerlendirmeleri, Yunanlılara büyük bir moral verdiği için Anadolu’da sürekli kalmaya yönelik çalışmalara girişmiş, İzmir ve yöresini Ionia (İyonya) adıyla kendi topraklarına kattıklarını ilan etmişlerdi. BASKIN SALDIRI: BÜYÜK TAARRUZ VE ZAFER; Başkomutan M. Kemal, Büyük Taarruzu da tüm görkemi ile anlatır: …26 Ağustos sabahı Kocatepe’de bulunuyorduk. Sabah saat 5.30’da topçu ateşimizle saldırı başladı. 26 ve 27 Ağustos günlerinde, yani iki gün içinde Karahisar’ın güneyinde 50 ve doğusunda 20-30km uzunluğunda bulunan pekiştirilmiş düşman cephelerini düşürdük. Yeniden düşman ordusunun büyük kuvvetlerini 30 Ağustos’a kadar, Aslıhanlar yöresinde çevirdik. 29–30 Ağustos gecesi sabaha karşı Batı Cephesi Harekât Şubesi Müdürü Tevfik Bey’in gösterdiği haritaya baktım. Haritada gördüğüm şey şu idi ki, ordularımız düşmanın önemli kuvvetlerini kuzeyden, güneyden ve batıdan çevirmeye uygun bir durum almış bulunuyorlardı. Böylece, düşündüğümüz ve kesin sonucu sağlayacağını umduğumuz durum gerçekleşmiş oluyordu..... 30 Ağustos’ta yaptığımız savaş sonunda (buna Başkomutan Meydan Savaşı adı verilmiştir), düşmanın ana kuvvetlerini yok ettik ve tutsak kıldık. Düşman ordusu Başkomutanlığını yapan General Trikopis de tutsaklar arasındaydı. Demek tasarladığımız kesin sonuç beş günde alınmış oldu. Büyük Zafer`i, 1 Eylül 1922 günü duyuran Başkomutan, kaçan düşmanın takibi için ordulara da tarihi emrini verdi: `İlk hedefiniz Akdeniz`dir. İleri.` Türk ordusu, Başkomutanın emrini, 9 Eylül 1922 sabahı İzmir`e girerek yerine getirdi. BİR YIL EVVEL AYNİ GÜNLER: SAKARYA SAVAŞI’NDA 42. ALAY; 42. Gönüllü Giresun Alayından bir Gazi’nin anılarından; Samsun üzerinden Rum ve Ermeni çeteleriyle savaşıp dağıtan 42. Gönüllü Alay, Ankara’ya gelmesiyle derhal Sakarya cephesine, savaşa katılmak üzere hareket eder. Savaşın çok kritik anında 2. Kolordu 4. Tümene dahil olarak, Haymana üzerinden Ankara’ya yönelme gayretinde olan Yunan Ordusu’nu, stratejik önemi büyük Mangal Tepe’den atmak için aniden savaşa dahil olur. 42. Alayımızın komutanı Hüseyin Avni Bey’in emirleriyle, derhal batıdan taarruz eden düşmana karşı cephedeki yerimizi almak üzere, 2-3 kilometre sağımızda kalan ve öncü birliklerimizce etekleri korunmaya çalışılan, Mangal Tepe’ye hareket ettik, Mangal Tepe bütün haşmetiyle görünüyordu… Akşama doğru Mangal Dağı’nın eteğindeki 42. Alay’ın savunması gereken koridora iyice yerleşerek savaş düzeni aldık. Düşman sürekli hücum ediyordu. Savunma tertibatı alarak, istihkâm kazıp, siperlerimizi tuttuk. Taarruz eden düşmana karşı taciz ateşine başladık. Hüseyin Avni Bey; başında kalpağı, bıyıklı, ablak yüzlü, geniş omuzlu, baba-yiğit bir komutandı. Düşmanın ateş gücü bize göre daha yüksek olduğundan, muharebe çok şiddetli geçiyordu. Vurulan ve yaralanan arkadaşlarımız çoktu. Şehitlik mertebesine erişenler hemen savaş mahallinde gömülüyordu. Çok kayıp vermemize rağmen, Mangal Tepe’yi savunarak düşmana geçit vermiyorduk. BİNBAŞI HÜSEYİN AVNİ ALPARSLAN’IN ŞEHİT OLUŞU: 28 Ağustos 1921, hava kapalı ve boğucu, güneş gizlenmiş, ilkindi saatleri hükmediyordu.. Onu bir gün dahi siperlerde görmemiştim. Hüseyin Avni Bey bir dağ gibi yürüyor, şarapnellere aldırış etmeden siperlerin önünde hem savaşıyor hem de bizlere bağırarak, “Evlatlarım, yavrularım, hepiniz bu vatanın evladısınız, kanımızın son damlasına kadar savaşacağız. Şu Yunan’ın kurşunundan ne olur, kendisinden ne olur, hadi yiğitlerim, hadi aslanlarım” derken, önce tüfeğini, ardından tabancasını düşmanın üstüne boşaltıyordu… Birden büyük bir sessizlik hâkim oldu. 10 metre kadar sağ tarafımda, siperin önünde sağ dizinin üzerine çökmüş bir halde dışarı fırlayan buğulu bağırsaklarını sol eliyle içeri basarken, “Ben bu yaradan ölmem, devam edin, aslanlarım, devam edin yiğitlerim diye var gücüyle bağırıyordu…” Yunan şarapneli bir kalleşlik yapmıştı. Hemen sedyeye alınarak sıhhiye neferlerince cephenin gerisindeki çadıra yetiştirilmek üzere götürüldü. Hepimiz umutluyduk. tekrar gelecekti…. Komutanlığı alan genç subayla (yedek teğmen) muharebeye ayni heyecanla devam ediyorduk. Ama o gün bir dağ devrilmişti… Sakarya’nın bağrındaki Haymana Ovası, Mangal Dağı, Gökgöz mevkii, Dua Tepe diz çökmüş, kan ağlıyordu… Sabah olup ta gün vurduğunda, karşılıklı yüzlerce kişi hayatta değildi. Cephemizin önü sayılamayacak kadar Yunan ölüsüyle doluydu. Ölülerini dahi geriye çekememişler veya gömememişlerdi. Fakat 42. Gönüllü Alayda da çok büyük çökme olmuş, bir avuç nefer kalmıştık. Buna rağmen yinede düşmanın tahakkümü altına girmemiştik. Tıbbi yetersizlikler dolayısıyla, Giresun yöresinde, Milli Kuvvetlerin, “Alparslan Gurubu”nu oluşturan, 42. Gönüllü Alayın Komutanı ayni zamanda Türkçe ve Türklük hakkında günümüze yol gösteren düşünür ve yazar Binbaşı Hüseyin Avni ALPARSLAN 30 Ağustos 1921 günü Şehit olmuştur. Ancak Şehitler olmadan Zaferler olmamaktadır... 30 AĞUSTOS ZAFERİNİN ÖNEMİ: Tarihimizde pek çok zafer ve fetihler vardır, ancak 30 Ağustos Zaferi, Anadolu’da Türk varlığını hedef alan her türlü düşmanın planlarını fiilen bozmuş, bugünlere gelen 75 milyonluk halkımızın özgür yaşamasına ve varlığını sürdürmesine imkân tanımıştır. Bugün ittifakları da, imkânları da geniş Türkiye düşmanı cephenin; yeni Ali Kemalleri, Kurtuluş Savaşı’na, Cumhuriyetin Kuruluş ilkelerine, Mustafa Kemal ATATÜRK ve silah arkadaşı tüm şehitlerimize, akla gelmedik yakıştırma ve iddialarla saldırılarını artırmışlar, Türk Ulusu’nun bir kısmını da istismar ettikleri suni gündemlerle etki altına almaya başlamışlardır. Bugünkü bu çevrelerin; o günlerde işgal orduları için misafirimizdir, karşı koymayalım diyen, Vatanı savunan Kuva-yı Milliye’ciler için “Haindir, İdamları gerekir.”diye kararlar çıkaran Damat Feritlerden, o günlerdeki vatan haini İşbirlikçilerden bir farkı yoktur. Zaferlerimize ve Cumhuriyetimizin bayramlarına sahip çıkalım.. 30 Ağustos Bayramı törenleri etkinliklerini arttıralım. 30 Ağustos Zafer Bayramı’na, yaz demeden, sıcak demeden hep birlikte katılalım. 30 Ağustos 2008’de ZAFER BAYRAMI törenlerinde OLALIM…. --GÖNÜLLÜLER, GÖNÜLLÜ KURULUŞLAR GÖREV BAŞINA.!.. 22.8.2008 – M. KÖSE – TİREBOLU/GİRESUN “ Önemli Not: 30.08.2008 Cumartesi günü, Tirebolu Zafer Bayramı törenlerine katılanılarak, saat 17’den itibaren Şehit Binbaşı Hüseyin Avni Alparslan ve 42. Gönüllü Alay’ı ve tüm Şehitlerimizi anma etkinlikleri gerçekleştirilecektir. Tirebolu, Giresun, Karadeniz, Türkiye "Vatan Savunması'nda" el ele veriyor. Giresun, Karadeniz, Türkiye, tüm gönüllüler davetlidir.“ (Yararlanılan Kaynak: Atatürk Devrimi- Fethi KARADUMAN..) Mustafa KÖSE -Tarih Bilinci
__________________
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] |
|
|
|
|
|
#10 (permalink) |
|
|
Büyük Taarruz Kronolojisi
Büyük Taarruz Başkomutan Meydan Muharebesi 18 Haziran: Ali İhsan Paşa’nın görevden alınması 29 Haziran: Nurettin Paşa’nın Birinci Ordu Komutanlığına atanması 28 Temmuz: Yunanlılar’ın Trakya üzerinden İstanbul’u işgal girişimleri 26 Ağustos: Büyük Taarruz’un başlaması 27 Ağustos: Afyonkarahisar’ın kurtuluşu 30 Ağustos: Başkomutan Meydan Muharebesi 31 Ağustos: Kütahya’nın kurtuluşu 2 Eylül: Trikupis’in esir edilişi 9 Eylül: İzmir’in kurtuluşu 11 Eylül: Bursa’nın kurtuluşu 13-15 Eylül: İzmir yangını 16 Eylül: Çeşme’den Yunanlılar’ın İzmir’i terk edişi 18 Eylül: Anadolu’daki son Yunan askerinin Erdek’ten çekilmesi 19 Eylül: Fransız ve İtalyan’ların Çanakkale’den çekilmesi 27 Eylül: Yunanistan’da ihtilal; Kralın, oğlu George lehine tahttan çekilmesi 3 Ekim: Mudanya Ateşkes Görüşmelerinin başlaması 11 Ekim: Ateşkesin imzalanması 18 Ekim: İngiliz Başbakanı Lloyd George’un istifası 1 Kasım: Saltanatın kaldırılması 16-17 Kasım: Vahdettin’in kaçışı 18 Kasım: Abdülmecit’in Halifeliğe getirilişi 20 Kasım: Lozan Barış Görüşmelerinin başlaması 1923 5 Şubat: Lozan Barış Görüşmelerinin kesilmesi 23 Nisan: Görüşmelere yeniden başlanması 24 Temmuz: Lozan Barış Antlaşmasının imzalanması 2 Ekim: İşgal kuvvetlerinin İstanbul’u boşaltması 13 Ekim: Ankara yeni başkent 29 Ekim: Cumhuriyetin ilanı * İbrahim Artuç’un “Başkomutan Meydan Muharebesi” adlı kitabından alınmıştır.
__________________
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] |
|
|
|
![]() |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Zafer Yolları - Paths Of Glory 1957 | ismail | Film indir Yabanci Filim | 19 | 01-02-2010 04:17 AM |
| Pride and Glory - Zafer ve Gurur 2008 Dvdrip | ismail | Film indir Yabanci Filim | 7 | 07-16-2009 12:39 AM |
| Afyon - Zafer Müzesi | kelebek | Müzeler | 0 | 10-08-2008 01:06 PM |
| ZAFER BAYRAMI (30 Ağustos) | kelebek | Özel günler | 0 | 08-29-2008 07:02 AM |
| Testi kırılmasın(Zafer ERCAN) | forumsitem | Kültür | 1 | 11-26-2007 09:22 AM |
| New To Site? | Need Help? |