![]() |
|
|
#11 (permalink) |
|
Tecrübe Puanı: 1000
Rep Puanı : 6080
Rep Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
PROSTAT ENFEKSİYONU
PROSTATİT Prostatit olarak bilinen hastalık tablosu, günümüzde prostatit sendromu yada kronik pelvik ağrı sendromu (KPAS) olarak adlandırılmaktadır. KPAS toplumda % 10 dolayında görülmektedir. Hastaların % 95 i bir üroloji uzmanına muayeneye geldiğinde daha önceden antibiyotik kullanmıştır. Hatta birçok hasta o kadar çok antibiyotik kullanmıştırki kullandığı antibiyotik sayısını bile hatırlamamaktadır. Kronik prostatit tanısı alan hastaların pek çoğunda hastalık yeterince aydınlatılamamakta ve tabloya neden olan mikrop belirlenememekte ve bu nedenle de birçok hastaya genel tedaviler uygulanmaktadır. Birçok hasta gereksiz ilaçlar kullanabilmektedir.Çünkü prostatit terimi, prostatın akut bakteriyel enfeksiyonundan, prostatın yangılı olduğu kronik ağrı sendromlarına dek uzanan geniş bir hastalık yelpazesini tanımlamaktadır.Bu nedenle prostatitte uzun zamandır kullanılan Drach ' ın önerdiği sınıflandırma 1995 yılında NIDDK (National Institute of Diabetes and Digestive and Kidney Disease) öncülüğünde gerçekleştirilen bir çalışma sonucunda terkedilmiş ve yerine günümüzde kullanılmakta olan yeni bir sınıflandırma getirilmiştir. Buna göre prostatitler aslında birkaç ayrı sendromdur.Bunlar : 1. Akut bakteriyel prostatit 2. Kronik bakteriyel prostatit 3. Kronik nonbakteriyel prostatit/Kronik pelvik ağrı sendromu 3a. Enflamatuar 3b. Nonenflamatuar IV.Asemptomatik enflamatuar prostatit ( Histolojik prostatit) AKUT BAKTERİYEL PROSTATİT Akut prostatit prostat bezinim enfeksiyonudur. 50 yaş altı erkeklerde sık görülür. Bir bakteri ile meydana gelebileceği gibi, bazen mikroplar sorumlu olmayabilir . Hastalarda yüksek ateş, titreme, ağrı, sık idrara çıkma, ani sıkışma hissi, idrar yaparken yanma, halsizlik vardır. Uretradan akıntı görülebilir. Hastaların çoğu idrar yapma zorluğu çekerler. Kas, eklem ağrıları da sıktır. Ultrasonografide prostat bezi ödemli ve enfekte görülür. Yandaki resimde akut prostatitli bir hastanın ultrasonu görülmekte. Hastaların hastaneye yatırılmaları gerekir. Serum ve antibiyotik tedavisi başlanır. Ayrıca mesane gevşeticileri, ağrı kesici, antienflamatuar tedavi yapılır. Hastalarakabızlığın önlenmesi, bol sıvı alımı ve istirahat önerilir. Hastanın ateşi düşüp şikayetleri geçtikten sonra bile oral antibiyotik tedavisine 30 gün süreyle devam edilmelidir. Akut prostatitler iyi tedavi edilemezlerse prostat absesi gelişebilir. Her ne hadar kronik prostatit hastalarında akut prostatit öyküsü pek sık olmasada kronikleşebilir. KRONİK BAKTERİYEL PROSTATİT Kronik prostatitli hastalarda ağrı, sık idrara çıkma, ani sıkışma hissi, idrar yaparken yanma gibi belirtiler vardır. Ateş olmaz. Prostatik sıvıda bol miktarda lökosit saptanır. Orta idrardan yapılan kültür temiz çıkarken, prostatik masajla alınan sıvının kültürü veya masaj sonrası alınan idrarın kültüründe üreme olması ve ultrasonografi ile prostatın görüntülenmesi ile tanı konulur. Yandaki resimde kronik prostatitli bir hastada prostat içinde enfekte alan görülmekte. Kronik bakteriyel ve nonbakteriyel prostatitin etiyolojisinde çeşitli mikroorganizmalar etkili olmaktadır. Bu tabloya neden olan mikroorganizmalar (Echerichia coli, Klebsiella türleri, Proteus türleri, Pseudomonas aeruginosa) kronik bakteriyel prostatitin en sık görülen nedenleridirler. Prostat masajı sonrası alınan prostat sekretinde ve idrar örneklerinde veya prostat biyopsi veya ameliyat materyalinde genellikle bu mikroplar saptanmaktadır. Kronik prostatitin tedavisi oldukça problemlidir. Üriner enfeksiyonlarda etkili olan ilaçlar kronik prostatitte etkili olmayabilmektedir. Trimetoprim-sulfometoksazol ile 4-16 haftalık tedavi, %30-40 oranında kür sağlamaktadır. Kültürleri pozitif olmaya devam eden hastalar için 6-8 aylık baskılayıcı antibiyotik tedavileri gerekebilir. Ancak antibiyotikler kesildikten sonra tekrarlama olabilmektedir. Enfeksiyon böbreklere, testis ve epididim gibi genital organlara yayılabilir. Erkek kısırlığına bile neden olabilir. KRONİK NONBAKTERİYEL PROSTATİT - KRONİK PELVİK AĞRI SENDROMU En yaygın prostatit sendromudur Prostatın bilinmeyen bir nedenle enflamasyonudur. Aynı kronik prostattaki gibi ağrı, sık idrara çıkma, ani sıkışma hissi, idrar yaparken yanma gibi belirtiler vardır. Bu hastaların kültürleri negatiftir ve üriner sistem enfeksiyonları yoktur. Zaten kronik prostatit olgularının yaklaşık %90 ının nonbakteriyel olduğuna inanılmasına rağmen, birçok hastaya antibiyotik tedavisi uygulanmaktadır. Bunun sebebi mikrop saptanamayan hastalarda da antibiyotik tedavisine yanıt alınabilmesidir. Hastaların yaklaşık yarısı kinolon doksisiklin veya eritromisinle tedavisinden yarar görebilirler. Bir ilacın prostata nüfuz etmesi için yağda eriyebilir özellikte olması ve serum proteinlerine az bağlanması gerekir. Birçok antibiyotik serumda iyonize olur ve prostat epitelini geçemez. Bu antibiyotikler prostat enfeksiyonlarının tedavisinde etkisizdirler. Şikayetlerin düzelmesinde antienflamatuar ajanlar, antikolinerjikler, alfa blokerler, 5 alfa reduktaz inhibitörleri ve prostat masajından fayda görebilirler. ASEMPTOMATİK ENFLAMATUAR PROSTATİT ( HİSTOLOJİK PROSTATİT ) Çok az idrar yakınmaları ve pelvik ağrı, ASEMPTOMATİK PROSTAT ENFLAMASYONU için karakteristiktir. Hastalar genellikle 20-45 yaşlarındadır. Prostatik sekresyonda enflamasyon hücreleri yoktur ve enfeksiyon saptanmaz. Nedeni; işeme esnasında mesane boynu ve sfinkterin gevşemesini önleyen bir fonksiyonel bozukluk olabilir.Antibiyotikler etkili değildir. Alfa adrenerjik blokerler işemeyi kolaylaştırırlar. Diazm ve kas gevşeticiler faydalı olabilir.
__________________
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]...... [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] Yüzümüzün yüreğimizle beraber gülümsediği an’dır mutluluk… [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] |
|
|
|
|
|
#12 (permalink) |
|
Tecrübe Puanı: 1000
Rep Puanı : 6080
Rep Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
PROSTAT KANSERİ
Prostat kanserleri erkeklerde en sık görülen kanserlerdir. Erkeklerde akciğer kanserlerinden sonra 2 nci sırada ölüme neden olan kanserdir. 50 yaşın altında çok nadirdir. Genellikle 70 yaşından sonra görülür ve yaş ilerledikçe sıklığı artar. Kanser prostatta geliştikten sonra çevre dokulara yayılabilir. Bir diğer yayılma yolu kan yoluyladır. Kanserli hücreler bu yol ile kısa zamanda Akcigere ve kemiklere yayılır Belirtiler: Erken devrede belirti vermez. Belirtiler ancak idrar yolunu tıkadıktan sonra ortaya çıkar. İdrar şikayetleri vardır. Zor idrar yapma, sık idrara çıkma, gece idrara kalkma şikayetleri daima bulunur. Prostat Kanserinde Tanı Prostat Spesifik Antijeni (PSA) adlı tetkik ile prostat kanseri teşhisi konmaya çalışılır. Bu tetkik hem teşhis koyucu hemde tedavinin seyri hakında bilgi verir. PSA, prostat bezi hücreleri tarafından üretilen bir proteindir. Prostat kanserli olgularda kanda PSA düzeyi artabilir. Kan PSA düzeyi ne kadar yüksekse, kişinin prostat kanseri olma olasılığı da o denli yüksektir. 1992-2004 yılları arasında Johns Hopkins'de prostat ameliyatı geçirmiş 2.312 hasta üzerinde yapilan araştırmada; prostat ameliyatı öncesinde PSA düzeyleri ne kadar yüksekse, ameliyatla alınan dokuda daha yüksek düzeyde kanser ve kanser hücrelerinin prostat dışına yayılma olasılığının da daha yüksek olduğunu saptandı. PSA yüksekliği değerli bir tanı metodu isede tek başına tanı koymada yetersiz kalabilir diğer tanı metodları ile koordine edilmelidir. Ayrıca PSA'nın zaman içindeki artış hızına bakmak da, tek bir değerden çok daha fazla bilgi verebilir. GÜNCEL Prostate specific transcription factor (PSTF-1): Prostate specific transcription factor (PSTF-1): Prostat kanserinin teşhisinde yeni, hızlı ve basit bir idrar testidir. Son yıllarda bulunan prostat epitelinden kaynaklı bir proteindir. Bu faktör idrarda saptanabilmekte ve prostat kanserinin tespitinde PSA ya daha üstün olabileceği vurgulanmaktadır. Henüz yaygın kullanıma geçmemiş olan bu test yakında prostat kanseri taramasında kullanılabilecek potansiyele sahip olabilecek gibi görünmektedir. EPCA ( Erken Prostat kanseri Antijeni ) Amerika'da Johns Hopkins'in James Buchanan Brady Üroloji Enstitüsü'nde, prostat kanseriyle ilgili yeni bir kan proteini üzerine yapılan ilk klinik çalışmada, EPCA veya erken prostat kanseri antijeni adı verilen belirleyicinin, prostat kanserini ilk aşamalarında başarıyla tespit edebildiğini bulguladılar. Bu yeni kan testi, gereksiz biyopsi sayısını azaltmakta çünkü % 94'lük bir doğruluk payına sahip. EPCA testinin prostat kanserinin teşhisinde kullanılabilirliğini doğrulamak için daha büyük çaplı klinik deneylere ihtiyaç var. Ultrason : Hem prostat kanserini gösterme hemde yayılma derecesini anlamada önemli tetkiklerdir. Yandaki resimde makattan yapılan ultrasonda prostat kanseri ve kanserin prostat dışına yayılımı net olarak görülmekte. Ultason ayrıca görerek biyopsi almada kullanılır. Ultrason probundan sokulan otomatik iğneler yardımı ile kanserli alandan kontrollü bir şekilde parça almak mümkündür. Bilgisayarlı Tomografi ve MR : Ultrasonografi gibi prostat kanserini gösterme ve yayılma derecesini anlamada kullanılırlar. Düz ve ilaçlı rontgen filimleri kanserin kemiklere veya akcigerlere yayılıp yayılmadığını anlamak için çekilir. Prostat kanserinden şüphelenildiği zaman iğne ile prostattan parça alınıp patolojide incelenilir. Kemik Sintigrafisi : Kanserin kemiklere yayıldıp yayılmadığının anlaşılmasında kullanılan çok faydalı bir tetkiktir. Prostat Kanserinde Tedavi Cerrahi Tedavi:Prostat dışına taşmamış kanserlerde Radikal Prostatektomi denilen bir ameliyat yapılır. Ameliyatta prostat dokusu, çevre dokuları ve organlar olduğu gibi çıkarılır. Şua Tedavisi (Radyoterapi) Dışarıdan belirli derecelerde ışın verilir. Böylece kanser hücreleri öldürülmeye çalışılır. Hormon Tedavisi: İleri devre prostat kanserlerinde uygulanılır. Verilen ilaçlarla erkeklik hormonu testesteron sıfır düzeylerine yakın seviyelere indirilir. Testislerin alınması: Erkeklik hormonu (Testesteron) un prostat kanserinin gelişiminde direk etkisi vardır. Erkeklik hormonuda testislerden salğılandığı için amaliyatla testisler alınır. Böylece prostat kanserini alevlendiren erkeklik hormonu kaynağı kurutulmaya çalışılır İlaç tedavisi: (Kemoterapi) Kanser tedavisinde kullanılan ilaçlar prostat kanserinde de kullanılır. Brakiterapi, prostat dışına yayılmamış kanserlerde radikal prostatektomi ameliyatına alternatif daha kolay ve daha kullanışlı kapalı bir ameliyat şeklidir. Bu ameliyatta şua yayan cisimcikler (seed) ultrason eşliğinde tümör içine veya tümöre yakın bir alana yerleştirilir. Bu uygulamada hastalara ortalama bir yıl boyunca radyasyon yayacak 100 civarında cisimcik yerleştirilir.Böylece prostat dışındaki (rektum vs)dokulara zarar vermeden kanser ışınlanabilmektedir. Brakterapi ya tek başına yada şua tedavisi (Radyoterapi) ile beraber yapılabilir. Küçük prostatlılarda, düşük kanser evresi, düşük PSA seviyesi ve düşük gleason skoru varsa brakiterapi tek başına yapılabilir. GÜNCEL Prostat Kanser Aşısı Denemeleri Amerika 'da Johns Hopkins'de yapılan bir araştırmada farelerde prostat kanseri oluşturuldu. Hayvan bağışıklık sisteminin kanseri tanıdığını; ancak, muhtemelen bağışıklık hücrelerinin yavaş gelişen kansere göz yumması nedeniyle, bir saldırı başlatmadığı saptandı. Bu farelere hormon tedavisi uygulayarak tümörlerini küçülttükten hemen sonra aşı yardımıyla bağışıklık sistemini aktive ederek, T-hücrelerinin kansere karşı bir tepki başlatma denendi. Bu araştırmanın kanıtlanmasıyla, tümörün büyük bölümünün hormon tedavisi ile yok edilmesinin ardından, insan aşılarıyla T-hücrelerinin tepki göstermesini sağlaması planlanmakta ve kanserleri ilerlemekte olan ve artık hormon tedavisine yanıt veremeyecek durumdaki erkekler üzerinde olumlu sonuçlar alınabileceği beklenmekte. ÜROLOJİ UZMANINDAN TAVSİYELER PROSTAT KANSERİNDEN KORUNMA Düşük yağ içerikli, taze sebze meyveden zengin beslenme prostat kanseri riskini azaltmaktadır. Beslenmelerinde yüksek yağ içeren avrupa ve amerikan erkeklerde yüksek oranda porostat kanserine rastlanırken, düşük yağ içeren beslenme alışkanlığı bulunan japon ve çinli erkeklerde çok daha az oranda prostat kanseri görülmektedir. Yıllar geçtikçe prostat kanseri görülme sıklığı artmaktadır. Bu riski azaltmak amacıyla kanserden koruyucu tedavi çalışmalarıda artmaktadır. Daha önce yapılan çalışmalarda diflorometilornitin (DFMO), isoflavinoidlerin, selenyum, A, D ve E vitamimleri, ve likopen gibi çeşitli maddelerin prostat kanserinden koruyucu özellikleri olabilecekleri tespit edildi. Ülkemizde pek yaygın olarak tüketilmeyen soyada bulunan isoflavinoid adlı maddelerin prostat kanserinden koruyucu etki yaptıkları uzun zamandır ileri sürülmektedir. Son yıllarda yapılan deneysel çalışmalarda soyada bulunan isoflavinoidlerin kansere karşı koruyucu etkisi yaratırken, Genistin adlı madde de kanser hücrelerinin gelişmesini durdurduğu saptandı. Soya içeren bir beslenme, kanser riskini azaltmada önemli rol oynamakta. Soyanın ayrıca yüksek oranda protein içermesi de önemli bir avantajı. Günde bir porsiyon kadar soya ürünü tüketilmesi prostat kanseri yanında akciğer, kalın bağırsak, mide ve meme kanserine karşıda koruma sağlamakta. Kırmızı et yerine balık, düşük yağ içeren beslenme tipi, aşırı kilolardan kurtulma, bol sebze ve meyve, özellikle domates, portakal, mandalina, havuç tüketilmesi, selenyum, A ve E vitamini takviyesi prostat kanseri riskinizi azaltacaktır. Prostat kanserinden uzak, kaliteli yaşlılıklar dileğiyle... Op. Dr. Erdal KALCI Prostat kanseri tanısı alan hastalar için kanserin prostata sınırlı yani dışına yayılmamış olması önemlidir. Prostat dışına yayılım olasılığını hesaplamak için aşağıdaki linki tıklayıp en üstteki kutucuğa yaşınızı,onun altındaki kutucuğa klinik evrenizi, sonraki kutucuklara Gleason skorunuzun birinci ve ikinci değerlerini, en alttaki kutucuğada PSA değerini yazıp Predict risk i tıklayın. Kanserin prostat dışına yayılım olasılığını hesap edin. PROSTAT KANSERİNİN PROSTAT DIŞINA YAYILIM OLASILIĞINI HESAPLAMA ARACI (TIKLAYIN) PROSTAT KANSERİ HAKKINDA SIKÇA SORULAN SORULAR Prostat nasıl bir organdır, işlevleri nelerdir? Prostat bezi erkek genital organlarından biri olup idrar kesesinin hemen altında, makatın önünde bulunur. İdrar kanalı prostat bezinin ortasından geçer. Testislerden salgılanan spermlerin olduğu sıvıyı boşaltan kanal prostatın içinden geçen idrar kanalına açılır. Prostatın salgısıda meninin bir bölümünü oluşturur. Prostat PSA adı verilen bir protein salgılar, bu protein meni ile birlikte atılır. Kandaki normal değeri 4ng/ml nin altıdır. Prostat hastalıkları PSA nın kandaki seviyesinin yükselmesine neden olurlar. Prostat kanserinde de bu artış daha fazla olur. Erkeklerde yaş arttıkça prostat bezi büyüyebilir ve idrar kanalını tıkayabilir. Bu durum idrar yapmada güçlük ile kendini gösterir. Bu hastalığa selim prostat büyümesi adı verilir. Bu aslında kanser olmamasına rağmen, prostat kanseri de aynı şikayetlere neden olabileceğinden kanser olmadığı gösterilmelidir. Prostat kanseri nedir? Prostat kanseri prostatı oluşturan hücrelerin kontrolsüz bir şekilde, gerekmediği halde çoğalmasıdır. Dünyada erkeklerde en sık görülen kanser türüdür.Yaşlı erkeklerin hastalığıdır. Prostat kanseri için risk faktörleri nelerdir? En güçlü risk faktörleri ileri yaş ve siyah ırktan olmaktır. Yaş arttıkça risk artar. Ailesinde, özellikle birinci derece akrabalarında prostat kanseri olanların prostat kanserine yakalanma oranı olmayanlara göre daha fazladır. Gerçek anlamda kalıtsal prostat kanseri çok nadirdir ve genellikle 55 yaşın altındaki erkeklerde görülür. Bazı çalışmalar diyetle alınan yağın prostat kanserine yakalanma riskini arttırdığını öne sürmüşlerse de bu henüz tam olarak kanıtlanmamıştır. Prostat kanserinin belirtileri nelerdir? Erken evredeki prostat kanseri belirti vermeyebilir. Aşağıda sayılan şikayetlerden herhangi biri olduğunda mutlaka bir doktora başvurulması gereklidir. *Sık idrara çıkma (özellikle geceleri) *İdrar yaparken zorlanma *İnce ve kesintili idrar yapma *İdrar yaparken acı veya ağrı duyma *İdrarda kan görme *Sırt, kalça ve bel ağrısı Erken teşhis mümkün müdür? 50 yaştan başlamak üzere her erkek her yıl bir doktora rektumdan (makattan) parmakla muayenesini yaptırmalı ve kanda PSA baktırmalıdır. Bu şekilde henüz belirti vermemiş, hastada şikayete yol açmamış erken evredeki prostat kanseri yakalanabilmektedir. Eğer doktor muayenesinde şüpheli bir bulguya rastlar veya PSA değeri 4ng/ml'nin üzerinde olursa ileri tetkikler istenir. Teşhis nasıl koyulur? Yukarıda sayılan şikayetlerle başvuran hastaları doktor eldiven giyerek rektumdan parmağı ile muayene eder. Buna parmakla rektal muayene adı verilir. Bu muayene ile doktor rektumun hemen önünde bulunan prostat bezini hissederek büyüklüğü ve kıvamı hakkında bilgi sahibi olur. Ayrıca rektum içinden yapılan ultrason tetkiki (transrektal ultrasonografi) ile de prostat hakkında fikir elde edilebilir. Eğer doktor yaptığı muayene ve istediği tetkikleri (kandaki PSA ve transrektal ultrasonografi) şüpheli bulursa, prostattan iğne ile parça alarak (biyopsi) mikroskop altında incelenmesini isteyebilir. Bu işleme ince iğne aspirasyon biyopsisi denir. Anestezi gerektirmez. Bu işlemin yan etkisi olarak her 200 hastadan 1 tanesinde biyopsi sonrası prostat enfeksiyonu gelişebilir. İdrarda ve büyük tuvalette kan görülmesi işlemden sonraki 2-3 gün devam edebilir. İşlemden sonraki ilk 2-3 haftada meni kanlı gelebilir. Eğer biyopsi negatif gelirse bu hastalar 6 ila 12 ay aralarla muayene ve PSA testi ile izlenirler. Eğer biyopside prostat kanseri teşhis edilirse, bir ürolog veya medikal onkolog pek çok faktörü göz önüne alarak tedavi planını belirler. Radyasyon onkologlarının da bu planlamada katkıları olabilir. Tedavi planlanmasında göz önünde bulundurulan en önemli unsurlar hastalığın ne kadar ilerlemiş olduğu yani evresi ve hastanın genel durumudur. Hastalığın evreleri nelerdir? Hastalık teşhis edildikten sonra, vücutta prostat dışında başka yerlere yayılıp yayılmadığını görmek için ek testler yapılır. Böylece hastalığın evresi belirlenmiş olur. Doktor bu amaçla bir akciğer grafisi, kemik sintigrafisi ve kan testleri isteyebilir. Kanserin geliştiği organın dışına çıkıp başka bölgelere sıçramasına metastaz denir. Prostat kanseri komşuluk yolu ile meni kesesi (seminal vesicle), lenf dolaşımı ile lenf bezlerine ve kan dolaşımı ile kemiklere yayılabilir. En çok bel kemiklerine gider fakat kafa kemiklerine ve kaburga kemiklerine de sıçrayabilir. Daha nadir olarak karaciğer ve akciğerlere de yayılabilir. Evre 1 hastalıkta, hastaların şikayeti olmaz ve kanser muayenede de saptanmaz. Tanı genellikle başka nedenlerle yapılan ameliyatlar sonrasında tesadüfen konur. Kanser hücreleri prostat dışına çıkmamışlardır. Evre 2 hastalıkta, tanı genellikle ya kanda PSA seviyesi yükselmiş olduğu ya da makattan muayene sırasında prostat büyük olarak bulunduğu için yapılan ince iğne aspirasyon biyopsisi ile konur. Hastalık prostat bezi dışına çıkmamıştır. Evre 3 hastalıkta, kanser hücreleri prostatı saran kapsülün dışına çıkıp prostatın yakın çevresindeki dokulara yayılmışlardır . Evre 4 hastalıkta kanser hücreleri prostat dışında lenf bezlerine veya kemik, karaciğer ve akciğer gibi organlara sıçramıştır. Nüks Hastalık:Tedavi edildikten sonra (ya tekrar prostatta ya da diğer organların birinde) hastalığın geri gelmesidir. Tedavi şekilleri nelerdir? Cerrahi Tedavi Ameliyatla kanserli dokunun çıkarılması en sık kullanılan tedavi türüdür. Genellikle 70 yaşından genç, genel durumu iyi olan hastalarda, eğer hasta da kabul ederse tercih edilir. Bir kaç şekilde yapılabilir. Radikal Prostatektomi: Prostat bezinin etrafındaki bazı dokularla birlikte alınmasıdır. Radikal prostatektomi karnın alt tarafından bir kesi ile yapılırsa retropubik, anüs ile skrotum (testisleri saran deri) arasından bir kesi ile yapılırsa perinanal prostatektomi adını alır. İdrar kaçırma ve cinsel güçte azalma (impotans) en sık rastlanan ameliyat sonrası sorunlardır. Transüretral rezeksiyon (TUR): İdrarı dışarı attığımız kanal (üretra) içine bir aletle girerek, prostata ulaşılıp, kanserli dokuyu alma işlemine verilen addır. Genellikle ana tedavi öncesinde hastanın şikayetlerini gidermek amacı ile veya diğer medikal hastalıkları nedeni ile radikal prostatektomi ameliyatını olamayacak hastalarda yapılır. Kriyocerrahi: Kanser hücrelerinin dondurularak öldürülme yöntemidir. Ülkemizde her merkezde yapılabilen bir tedavi değildir. Brakiterapi, prostat dışına yayılmamış kanserlerde radikal prostatektomi ameliyatına alternatif daha kolay ve daha kullanışlı kapalı bir ameliyat şeklidir. Bu ameliyatta şua yayan cisimcikler (seed) ultrason eşliğinde tümör içine veya tümöre yakın bir alana yerleştirilir. Bu uygulamada hastalara ortalama bir yıl boyunca radyasyon yayacak 100 civarında cisimcik yerleştirilir.Böylece prostat dışındaki (rektum vs)dokulara zarar vermeden kanser ışınlanabilmektedir. Brakterapi ya tek başına yada şua tedavisi (Radyoterapi) ile beraber yapılabilir. Küçük prostatlılarda, düşük kanser evresi, düşük PSA seviyesi ve düşük gleason skoru varsa brakiterapi tek başına yapılabilir. Radyasyon tedavisi: Tümör hücrelerinin ölmesini ve tümörün küçülmesini sağlar. Işın tedavisi vücut dışında bir makinadan ya da kanserli doku içine yerleştirilen materyaller (radyoizotop) aracılığı ile verilebilir. Işın tedavisi alan hastalarda impotans gelişebilir. Hormon Tedavisi: Kanser hücrelerinin büyümesini durdurmak amacı ile hormon verilmesidir. Pek çok şekilde verilebilir. Testosteron gibi erkek hormonları prostat kanseri hücrelerinin büyümesini sağlarlar. Testesteron üretimini dolaylı olarak engelleyen bazı maddeler (LHRH analogları gibi) veya anti-androjen ilaçlar kullanılabilir. LHRH analogları hipofiz bezi aracılığıyla etki eder ve dolaylı olarak testesteron üretimini engellerler. Anti-androjenler ise erkeklik hormonlarının etkilerini bloke ederler. Testesteron üretimi büyük oranda testislerde olduğundan bazen testislerin ameliyatla alınması gerekebilir, buna ise orşiektomi denir. Kemoterapi: Kemoterapi, kanser hücrelerini ilaçlarla öldürmeyi amaçlar. Kemoterapi damardan sıvı seklinde veya ağızdan hap olarak verilebilir. Kemoterapi vücuttaki kan dolaşımına katılarak, prostat dışına yayılmış kanser hücrelerine de etki eder. Bugün kemoterapinin prostat kanserinin tedavisinde önemli bir değeri yoktur, ancak yapılmakta olan klinik çalışmalar bu kansere daha etkili ilaçların bulunması yönünde devam etmektedir. Yukarıda sayılan tedavi seçeneklerini alıp fayda görmeyen hasta grubunda kemoterapinin etkinliği ile ilgili çalışmalar sürmektedir. Evreye göre tedavi seçenekleri nelerdir? Evre 1 ve 2 için; Eğer hastanın şikayeti yoksa ve tümör yavaş büyüyorsa doktor hiçbir tedavi vermeden hastayı takip etmek isteyebilir ya da radyasyon tedavisi verilebilir veya radikal prostatektomi yapılabilir. Evre 3 için ; Hormon veya radyasyon tedavisi verilebilir. Hormon tedavisi ışın tedavisine ek olarak da verilebilir. Başka bir seçenek olarak radikal prostatektomi yapılabilir. Genellikle pelvik lenf bezi diseksiyonu da yapılır, ameliyat sonrası ışın tedavisi de verilebilir. Hastanın şikayeti yoksa ve tümör yavaş büyüyorsa doktor tedavi vermeden izlemeyi isteyebilir. Eğer hasta tedavisi için ameliyat veya ışın tedavisi alamayacak durumda ise sadece şikayetlerini geçirebilmek amacı ile destek tedavisi verilebilir ki buna palyatif tedavi denir. Palyatif amaçlı olarak radyasyon, hormon tedavileri, kriyocerrahi ve transüretral rezeksiyon gibi tedaviler uygulanabilir. Evre 4 için; Bu evrede hormon tedavisi veya radyasyon tedavisi verilebilir. Kansere bağlı şikayetleri (örneğin idrara zor çıkma gibi) rahatlatmak amacıyla ameliyatlar yapılabilir. Eğer hasta yaşlıysa, başka ciddi tıbbi rahatsızlığı varsa ve hastanın önemli bir şikayeti de yok ise, mevcut olan tedavi seçeneklerinin yan etkilerini bu durumda kaldıramayacağını düşünerek doktor hastayı tedavisiz izlemek isteyebilir. Eğer hastanın şikayetleri devam ediyor ve hormon tedavisine yanıt alınamıyorsa hasta tedavide umut vadeden, sistemik kemoterapi içeren klinik çalışmalara dahil edilebilir. Kemik metastazları için ışın tedavisi verilmesi hastanın ağrı şikayatlerini azaltır. Nüks hastalık için; Bu aşamada tedavi seçimi, örneğin hastanın önceden hangi tedaviyi aldığı gibi pek çok faktöre bağlıdır. Eğer hastanın önceden ameliyatla prostatı alınmışsa ve kanser yine ayni bölgede ve küçük bir alanda geri gelmişse ışın tedavisi verilebilir. Eğer hastalık vücudun diğer bölgelerine sıçramışsa hormon tedavisi uygun olacaktır. Bu aşamada kemik ağrısı gibi hastalığa bağlı şikayetleri geçirmek için radyasyon tedavisi veya kemoterapi de verilebilir. Hastalar değişik kemoterapi ilaçlarını içeren klinik çalışmalarda yer almayı isteyebilirler. ÖNEMLİ UYARILAR ·Prostat kanseri erkeklerde en sık görülen kanserdir. ·Daha çok yaşlı erkeklerin hastalığıdır. ·Sık idrara çıkma, idrar yaparken zorlanma, ince ve kesintili idrar yapma, idrar yaparken acı veya ağrı duyma, idrarda kan görme, sırt , kalça ve bel ağrısı olan erkekler mutlaka bir üroloğa başvurmalıdır . Hastalığı erken evrelerde yakalayabilmek için 50 yaştan başlamak üzere her erkek her yıl bir doktora rektumdan (makattan) parmakla muayenesini yaptırmalı ve kanda PSA baktırmalıdır.
__________________
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]...... [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] Yüzümüzün yüreğimizle beraber gülümsediği an’dır mutluluk… [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] |
|
|
|
|
|
#13 (permalink) |
|
Tecrübe Puanı: 1000
Rep Puanı : 6080
Rep Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
VARİKOSEL
Skrotum (torba)içinde pleksus pampiniformis denilen pis kanı toplayıp testislerden uzaklaştıran toplar damarların genişlemesi ve kıvrımlarının artması ve içerisinde kan birikmesidir. Genellikle ergenlikten sonra ortaya çıkmaktadır. Genellikle sol tarafta olur. Bazen sadeve sağda veya her iki tarafta görülür. Varikosel kısırlığa sebebiyet vermesinden dolayı önemli bir hastalıktır. Hastalar ağrıları olmadığı için varikoseli önemsemezler ve bu sebepten doktora müracaat etmezler . Ancak varikosel testisteki sperm üreten hücreleri bozacağı ve kısırlığa sebep olacağı için tedavi edilmelidir. Varikosel 20 li yaşlarda cok fazla görülür. Hiç belirti vermeyen varikosellerde vardır. Bu oran toplumda %20-25 dir. Varikosel genellikle sol tarafta görülür. Bunun nedenleri; 1. Sol spermatik ven sağa oranla daha uzun yol katederek vena kava inferiora ulaşır. 2. Sol spermatik ven dik açı ile sol renal vene açıldığı için drenaj daha zordur. 3. Sol spermatik ven yetersiz valvüler yapıya sahiptir. 4. Sol spermatik ven superior mezenterik arterin baskısına maruz kalarak drenajı güçleşmektedir. Sağ tarafta görülürse hiç bir tehlike olmayacağı gibi böbrek tümörü veya retroperitoneal tümörler akla gelmelidir. İleri yaşdaki erkeklerde sol tarafta aniden varikosel gelişmesi de bu tip bir tümörün geç belirtisi olabilir. Varikoselin yatar pozisyonda kaybolmaması da bu sebepleri düşündürmelidir. Varikosel bazen kasığa vuran künt ağrıya ve testisde çekilme hissine neden olabilir. Ayakta uzun süre kalındığında ağrı artar, yatmakla azalır. Muayene tanı koymada genellikle yeterlidir. Muayenede dilate, torsiyöz venler hissedilebilir. Varikosel I. dereceden IV. dereceye kadar derecelendirilmektedir. I. derecede ıkınmayla damarlar belirginleşir, II. derecede damarlar orta kalınlıkta, III. derecede damarlar ileri derecede kalınlaşmış, IV. derecede ise damarlar çok genişlemiş, kıvrımlar çok büyük yumaklar yapmıştır ve bozulmuş dolaşıma bağlı testislerde ufalma görülebilir. Hasta yatırıldığı zaman pleksus pampiniformis boşalmakta ve ven pakeleri kaybolmaktadır. Bu durum varikosel hastalığında tipiktir. Bu nedenle hasta önce ayakta sonra yatırılarak muayene edilmelidir. Kaybolmadığı taktirde böbrek tümörü, retroperitoneal veya intraperitoneal bir tümöre bağlı sekonder varikosel düşünülmeli ve İVP, karın ultrasonografisi, bigisayarlı tomografi gibi daha ileri tetkikler planlanmalıdır. Varikoseli tespit edilen hastalarda spermogram spermlerin sayısı, hareketliliği ve yapıları araştırılmalıdır. Varikosellilerin yaklaşık yarısından fazlasında sperm sayısı ve hareketliliği düşmüş, sperm yapıları bozulmuştur. Bu vakalarda yüksek oranda infertilite (kısırlık) gelişir. Düşük gradeli varikosellerde teşhis ve ameliyat kararları Doppler Ultrasonografi ile konulabilmektedir. Doppler Ultrasonografi ile reflu gözlenen varikosellerin ameliyat edilmeleri gerekir. VARİKOSELDE REFLÜ NE DEMEKTİR ? Testisler birer fabrika gibidirler. Sperm hücrelerinin ve erkeklik hormonunun yapım yerleridirler. Bu ürünleri yapabilmek için testislere oksijen, vitamin, mineraller , çinko vs. gerekir. Testislerin atardamarları bu maddeleri içeren kanı testislere getirirler ve testisler bu maddeleri kullanarak üretimlerini gerçekleştirirler. Buraya kadar sorun yok varikosel hastalarında sorun bundan sonra başlar. Bu ürünler kandan alınınca geride artık pis kan kalır ve bunların testislerden uzaklaşmaları gerekir ki yeni taze kan gelsin ve üretim kaliteli bir şek,ilde devam edebilsin. Venlerde ( toplar damarlarda ) kanı uzaklaştıran kapakçık *****izması mevcuttur. Alttaki şekilde görüldüğü gibi bu kapakçıklar kanı uzaklaştırır ve bu kanın geri dönmesine izin vermez (çek-valf *****izması). Ancak varisleşmiş ve genişlemiş damarlarda kapakçıklar yetersizdir ve kanın geri dönmesine engel olamazlar. Alttaki şekilde görüldüğü gibi testise temiz kanla birlikte her ıkınmada her karın basıncını arttıran harekette pis kanda hucum ederki buda testislerde kaliteli bir sperm yapımını etkiler. Hem hareket hem dölleme yeteneği zayıf spermler üretilir. Zamanla sayıda da düşme olur . Buda erkek sebepli kısırlığa neden olur. Ağrısız varikosellerde, testislerde ufalma yapmayan ve evli ve çocuk sahibi erkeklerin varikosellerinde tedaviye gerek yoktur. Varikosel ağrı yapıyorsa, testislerde ufalmaya ve infertiliteye neden olmuş ise cerrahi tedavi gereklidir. Ameliyat ne kadar erken yapılırsa testis hücreleri harabiyeti o kadar erken önleneceği için iyidir. En etkili cerrahi girişim internal ve eksternal spermatik venlerin bağlanmasıdır. Varikoselektomi ameliyatı kasık bölgesine yapılacak lokal anestezi veya belden yapılacak spinal anestezi ile rahatlıkla yapılabilir. Genel anesteziye çoğunlukla gerek yoktur. Ameliyat kasık bölgesinden yapılan küçük bir kesi ile gerçekleştirilir. Varisleşmiş venler bağlanır ve kesilirler. Basit bir ameliyattır ve genellikle hastane de yatmayı gerektirmez ancak çok dikkatlice ve büyütme ile yapılması gereken bir ameliyattır. Ameliyat ortalama 30-60 dk. sürer. Bu sırada testisle ilgili diğer oluşumların zarar görmemesine özen gösterilmelidir. Varikosel ameliyatı dikkatli yapılmaz ve lenfatik damarlar bağlanırsa hidrosel (testis çevresinde sıvı birikimi), temiz kan getiren damar (arter) bağlanırsa testis atrofisi gibi komplikasyonlar görülebilir. Bu ameliyatta üroloğun deneyimi önemlidir. Bir sperm hücresinin yapılmaya başlaması ile olgunlaşıp depo edilmesi arasında 75-90 gün gerektiğinden varikosel ameliyatından ( spermatik ven ligasyonu ) ortalama 3 ay sonra sperm hücrelerine ait bozukluklar düzelmeye başlar. VARİKOSEL VE KISIRLIK HAKKINDA DAHA GENİŞ BİLGİ İÇİN TIKLAYIN . VARİKOSEL AMELİYATI Testisin venöz drenajını sağlayan pleksus panpiniformisin dilatasyonu olan varikosel operasyonu ile, testisin arterlerinin, lenfatiklerinin ve vaz deferensin korunarak tüm venöz yapıların bağlanması amaçlanır. Bunun için laparaskopik, perkütan veya transvenöz embolizasyon gibi çok çeşitli ameliyat yöntemleri olmasına rağmen, varikosel tedavisinde en yaygın ve en başarılı yöntem açık cerrahidir. Özellikle nüks oranının ve postoperatif hidrosel gelişme oranlarının düşüklüğü nedeniyle mikrocerrahi varikosel tedavisinde kullanılması gereken tekniktir. Lokal veya spinal anestezi ile rahatlıkla yapılabilen mikrocerrahi subinguinal varikoselektominin en iyi şekilde yapılabilmesi ve komplikasyonların azaltılabilmesi için, ürologun mikrocerrahi deneyimine sahip olması ve subinguinal bölge anatomisini çok iyi bilmesi gereklidir. Anesteziyi takiben mikrocerrahi subinguinal varikoselektomi Marmar ve Kim in tanımladığı tekniğe uygun olarak eksternal inguinal halka hizasında yaklaşık 2 cm lik bir insizyonla ameliyata başlanır. Cilt altı dokular künt ve keskin disseksiyonla geçildikten sonra eksternal halka distalinde spermatik kordon çevre dokulardan künt disseksiyonla ayrılarak, askıya alınır. Daha sonra operasyon mikroskobu (6x büyütme) altında iki tabaka halindeki kremasterik fasya açılır. Bu arada varisleşmiş damarlar bağlanır ve kesilir. Kord elemanlarına ulaşıldıktan sonra vaz deferens ve arteri birlikte ayrılır. Genişlemiş kord damarları, arter ve lenfatikler korunarak bağlanır. Bu sırada gerekiyorsa papaverin damlatılarak arter pulsasyonunu belirlenir. Tüm genişlemiş damarlar bağlanıp kesildikten sonra ameliyat sonlandırılır. VARİKOSEL AMELİYATI GEREKLİMİDİR ? Varikosel testiste harabiyete yol açmışsa ( testis boyutlarında küçülme veya kıvamında yumuşama yapmışsa) veya sperm sayısında düşme, morfoloji ve hareketlilikte bozulmalara yol açmışsa ve bunedenlerle kişinin çocuğu olmuyorsa ameliyat gereklidir. NE ZAMAN AMELİYAT OLMALI ? Varikosel ameliyatı her yaşta yapılabilir. Çocukluk çağında iki taraflı varikosel veya çok ilerlemiş varikosel varsa veya testis % 10 dan daha fazla küçülmüşse hemen ameliyat yapılmasında fayda vardır, tek taraflı ve düşük seviyeli varikosel varsa gözlem altıda tutularak ameliyat ergenliğe kadar bekletilebilir. Yeni evlilerde sperm tahlili yapılarak çocuk sahibi olmaları için bir yıl şans verilebilir. Bir yılın sonunda çocuk sahibi olamamışlarsa daha fazla beklemek gereksizdir. Ameliyat yapılmalıdır. Bir yıldan fazla evlilerde çocuk sahibi değillerse ameliyat yapılmalıdır. Çocukları varsa sadece ağrı varsa ameliyat yapılmalıdır. Bekar erişkinlerde spermiyogram yapılmalı ve evlilik süresine ve sperm durumuna göre ameliyat yapılıp yapılmamasına karar verilmelidir. VARİKOSEL AMELİYATININ BAŞARI ŞANSI NEDİR ? Varikosel ameliyatından sonra sperm değerlerinde düzelme ve gebelik şansında yükselme olduğu bilinmektedir. Yapılan çalışmalarda varilosel ameliyatı olnların %50-80'inde spermlerinde düzelme görülürken, %20-69 arasında gebelik bildirilmektedir. AMELİYATI MİKROCERRAHİ YÖNTEMİ İLE OLMAK ÖNEMLİMİ ? Varikoselektomi ameliyatının mikrocerrahi yöntemle yapılması ameliyattan beklenen faydayı arttıracaktır. Bu nedenle mikrocerrahi ile varikoselektomi ameliyatı yapan bir ürologa ameliyat olmanızda fayda vardır. Mikrocerrahi ile varisleşmiş damarlar büyütülerek daha net bir şekilde ortaya konulur ve diğer oluşımlar daha iyi korunarak ideal bir varikoselektomi ameliyatı yapılabilir. Böylece mikrocerrahisiz yapılan yönteme göre daha başarılı bir ameliyat yapılırken komplikasyon açısından daha düşük risk beklenir. AŞILAMA VEYA DİĞER YARDIMCI ÜREME YÖNTEMLERİ OLACAKLARDA EŞE VARİKOSELEKTOMİ AMELİYATI NE KADAR GEREKLİ ? Aşılama yöntemi veya tüp bebek uygulaması yapılacakların eşlerinde varikosel ameliyatı yapıldıktan sonra tüp bebek veya aşılama denenmesi başarı şansını artırabilir. Ameliyat edilen hastaların bir kısmında sperm değerleri biraz daha yükselerek mikroenjeksiyon (ICSI) yerine aşılama (IUI) uygulamasına geçilebilir, hatta doğal yolla gebe kalma şansı da elde edilebilir. Varikosel ameliyatı sperm sayısını arttırarak, motilite ve sperm morfolojisinde iyileşme yaparak yardımcı üreme tekniklerinin başarısı artırmaktadır.
__________________
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]...... [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] Yüzümüzün yüreğimizle beraber gülümsediği an’dır mutluluk… [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] |
|
|
|
|
|
#14 (permalink) |
|
Tecrübe Puanı: 1000
Rep Puanı : 6080
Rep Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
HİDROSEL
Hidrosel, testisi saran zarlar arasında normalden çok daha fazla sıvı toplanmasıyla torbanın ileri derecede şişmesi durumudur. Normal olarak bu aralıkta testisin kayganlığını sağlamak için 0.5-1.0 ml sıvı bulunur. Hidroselde ise bu sıvı miktari 200- 300 ml hatta bazen çok daha fazla olur. Hidroselin 4 şekli vardır; Erişkin hidroselinin iki şekli vardır. Basit hidrosel : Tek taraflı, büyüyüp küçülmeyen, ağrısız, çok büyük boyutlara ulaşabilen, nedeni kesin olarak bilinmeyen, gergin, oval şekilli hidrosellere basit hidrosel denir. Semptomatik hidrosel genellikle erişkin yaşlarda skrotal bir patoloji sonucu meydana gelir. Akut epididimit ve akut orşit sonucu emilenden daha fazla miktarda sıvı salgılanması sonucu olur. Testis tümörlerinin % 10-15 inde kronik hidrosel gelişebilir. Hidroselin tek tedavisi cerrahidir. Üstteki resimde ameliyat esnasında skrotumdan serbestleştirilmiş ve kesi hattından dışarı çıkarılmış hidrosel kesesi görülmektedir. Ameliyatta bu kese açılıp su boşaltılır ve kese yaprakları ters çevrilerek dikilir ve testis skrotuma yerleştirilir. SPERMATOSEL Testisin üzerinde ve arkasında yer alan, küçük, ağrısız kitlelerdir. İçerisinde ölü spermler bulunan kistik bir oluşumdur. Spermlerin birikmesi sonucu kistik yapı meydana gelmektedir. Nedeni bilinmemektedir. Ağrı yapmaz. Hasta skrotumun içinde testisden ayrı, testisin arka üst tarafında bir sertlik veya şişlik olduğunu fark eder. Muayene ve ultrason ile tanı koyulur. Büyük hacimlere ulaşmadığı taktirde tedaviye gerek yoktur. Çok büyürse ameliyatla çıkarılır. ORŞİT Değişik mikroorganizmaların kan yoluyla testise ulaşması sonucu gelişen testis enfeksiyonudur. E. Coli, stafilokok, streptokok, klebsiella ve psödomonas en sık rastlanan mikroorganizmalardır. Özellikle kabakulak orşiti sık görülmesi nedeniyle özel dikkat gerektirir. Puberteden önce oldukça nadirdir. Kabakulak orşitleri parotitislerin %20-35 inde görülür. Bazen parotit olmadan da orşit görülebilir. Genellikle parotitisden 3-4 gün sonra başlar, skrotum eritemli ve ödemlidir. Ateş 40 dereceye ulaşabilir. Epididimitde görülen karakteristik üriner semptomlar yoktur. Kabakulak orşiti olan vakaların %30 unda spermatogenez geri dönüşümsüz olarak hasar görmüştür. Etkilenen testiste atrofi görülür. Orşitlerde testis büyümüş, hassaslaşmıştır. Skrotum cildi kızarık ve kalınlaşmıştır. Hastanın ateş 40 dereceye çıkabilir. Tedavide antibiyotikler, analjezik ve ateş düşürücüler, spermatik kord çevresine anestezi, yatak istirahati ve lokal soğuk-sıcak uygulanması yararlıdır. Testisin yukarı asılması hastayı rahatlatır. EPİDİDİMİT Değişik mikroorganizmaların epididime ulaşması sonucu gelişen epididim enfeksiyonudur. Psödomonas, enterobakter, N. Gonorhoea ve C. Trachomatis gibi mikroorganizmalar etkendir. Skrotumda aniden başlayan şiddetli ağrı vardır. Skrotum büyümüş ve derisi kızarıktır. Epididim hassastır. Önceleri epididim skrotumdan ayırd edilirken daha sonraki saatlerde skrotumda tek bir kitle halinde palpe edilir. Tedavi; antibiyotik, yatak istirahati, soğuk kompresyon, spermatik kord çevresine anestezi uygulanabilir. Seksüel ve fiziksel aktivite kısıtlanır. Epididimitler iyi tedavi yapılırsa komplikasyonsuz iyileşir. İyi tedavi yapılmaz ise kronikleşir, infertiliteye neden olabilir, hatta skrotal fistül gelişebilir. TESTİS TÜMÖRLERİ Testis tümörlerii tedavisi mümkün olan ve yüksek oranda kür elde edilebilen genç ve orta yaşlı erkeklerde daha sık izlenen tümörlerdir. Seminom grubu testis tümörleri radyoterapiye çok duyarlı olup orşiektomi ve ışınlama ile tüm evreler için % 90’nın üstünde kür oranı elde edilir. Non-seminom testis kanserlerinin tedavisinde efektif kemoterapi kombinasyonlarının kullanılmaya başlanmasıyla kür oranı % 40 lardan % 80 lere yükselmiştir. PATOLOJİ Testiküler malignitelerin çoğunluğu (%95) germ hücreli tümörlerdir. Germinal hücreli tümnörler seminom ve non-seminom olmak üzre iki ana gruba ayrılırlar. Seminomların klasik, anaplastik ve spermositik sub grupları vardır. Embryonel karsinom, koryokarsinom, yolk salk tümörü, teratomlar ise non-seminomatöz germ hücreli tümörlerin sub gruplarıdır. KLİNİK GİDİŞ 20-34 yaşları arasında görülme sıklıkları artar. Testiste ağrılı veya ağrısız şişlik en sık izlenen semptomdur. Human koryonik gonodotropin (HCG) salgılayan tümörlerde jinekomasti izlenebilir.Paraortik tutulumda ilk bulgu bel ağrısı olabilir. İlk yayılımları spermatik ven boyunca renal pedikül ve paraortik bölge lenfatiklerine doğru olur. Paraortik ve vena cava çevresindeki lenfatiklere yayılım çoğu kez retrograttır. Daha sonraki yayılım duktus torasikus yoluyla sol supraklavikuler bölgeye veya transdiyafragmatik lenfatiklere olur. Hematojen metastazlar ise direk vasküler invazyonla en çok akciğer, karaciğer, beyin, ve kemiğe olur. Seminomlar çoğunlukla erken evrede teşhis edilebilirken (% 65 i evre I ve % 25 i evre II) non-seminomlarda daha geç evrelerde tanı koymak mümkün olabilir (% 45 i evre I, % 35 i evre II, ve % 25 i evre III) TANI ve EVRELEME ÇALIŞMALARI Tanı histopatolojik olarak konulur. Testiste kitle varlığında değerlendirme için yüksek spermatik kord bağlanması yoluyla yapılan radikal inguinal orşiektomi ilk tercihtir. Transskrotal biyopsi tümörün skrotuma ve lokal lenfatiklere yayılma riski dolayısıyla kullanılmamalıdır. Transskrotal yaklaşımların retrospektif olarak incelenmesi sonucunda yüksek inguinal orşiektomi ile kıyaslandığında küçük ancak istatistiki olarak anlamlı fark bulunmuştur (transkrotal da nüks oranı % 2.9 iken yüksek orşiektomide % 0.4) Evreleme çalışmasında fizik muayene, akciğer röntgeni, tam kan, rutin biyokimya (özellilke LDH), sedim gibi tetkikler mutlaka istenmelidir. Bipedal lenf anjiografi ve IVP bilgisayarlı abdominopelvik tomografi tetkikinin yoğun şekilde kullanılmasından dolayı artık sık kullanılmamaktadır. AFP (alfa fetoprotein) ve BHCG gibi tümör belirteçleride mutlaka istenmelidir. Seminomlarda % 10 -15oranında BHCG yükselebilir (Sinsidyotrofoblastik hücrelerden salınır). Ancak AFP yüksekliği izlenmez, eğer izleniyorsa bunlar non-seminom tümör gibi tedavi edilmelidir.. Nonseminom tümörlerin yaklaşık % 90 da BHCG ve AFP yükselir. BHCG nin yarı ömrü bir gün iken AFP de bu süre beş güne ulaşır. Takipte akciğer filmi, AFP, BHCG, LDH, abdominopelvik bilgisayarlı tomogrofi istenmelidir. American Joint Comitee on Cancer (AJCC)nin TNM evrelemesi sıklıkla kullanılır. Bunun yanı sıra Royal Marsden evrelemesi de kullanılan diğer bir sistemdir. Evre I kanser testise sınırlıdır.Skrotum invazyonu evreyi değiştirmez ancak inguinal lenf nodlarına sıçrama riskini yükseltir. Epididim, tunika albuginea, spermatik kord tutulumu da evreyi arttırmaz, ancak retroperitoneal nod tutulumu ve nüks olasılığını arttırır. Evre II’de paraortik ve retroperitenoal lenf nodları tutulmuştur. Beş lenf nodundan fazla tutulum, 2 cm’den büyük lenf nodu varlığı, ekstanodal yağ dokusu invazyonu nüks ihtimalini arttırır. 5 cmden büyük lenf nodu (bulky hastalık) tutulumu kötü prognoza işaret eder. Evre III de ise hastalık artık retroperitoneal nodları da aşmıştır. TEDAVİ SEMİNOMLAR: Erken evre seminomlarda (Evre I ve II) yüksek orşiektomiyi takip eden radyoterapi ile % 90 nın üzerinde kür sağlanır. Mikroskobik yayılım riski altındaki lenf nodu bölgeleri (homolateral iliak ve retroperitoneal) hokey sopası şeklinde bir alandan 25 Gy dozda ışınlanır ve evre I de %98 oranında kür sağlanır. Bu hastalarda aynı taraf iliak lenf nodlarının paraortik bölgeyle birlikte ışınlamasının sadece paraortik bölge ışınlaması ile karşılaştırılmasında üç yıllık nüks oranları sırasıyla % 96.0 ve %96.6 olarak bulunmuştur. Sağ kalımda benzer şekilde %100 ve %99.3 olarak bulunmuştur. Bu yüzden sadece paraortik bölge ışınlaması risk grubunda olmayan hastalarda alternatif bir tedavi yaklaşımıdır. Cerrahi sonrası ışınlama yapılmaksızın sadece takip yapılan hastalarda nüks oranı % 15 olarak bulunmuştur. Bu hastalarda nüks radyoterapi ve kemoterapi ile tedavi edilebilmiş, ve beş yıllık sebebe bağlı sağ kalım % 99.5 olarak bildirilmiştir. Bu yüzden düşük risk grubu hastalarda diğer bir alternatifde radyoterapisiz takip olabilir. Evre II de gross hastalık bölgesine 10 Gy ek doz verilir. 5 yıllık sağ kalım % 90 civarındadır. Gerek duyularsa bu hastalarda mediasten ve sol supraklavikular bölgede ışınlanabilir. Evre IIB de toplam doz gross hastalık bölgesinde 45 Gy e kadar çıkabilir. Cisplatin içeren kombinasyon kemoterapileride tedaviye eklenebilir. Bu grup hastalarda beş yıllık sağ kalım % 60 civarındadır. Evre III-IV hastalıkta ilk tedavi kemoterapi olmalı ve residüel hastalığa radyoterapi yapılmalıdır. En sık bleomysin, etoposid ve sisplatin kombinasyonları kullanılır. EP, PVB, VIP rejimleri de diğer kullanılan şemalardır.Bu grup hastalarda ise beş yıllık sağ kalım % 60 ın altındadır. NON-SEMİNOMLAR Effektif kemoterapi rejimlerinin gelişmesiyle bu tümörlerin iyleşmesinde hayli başarı sağlanmıştır. Erken evrede erişkinlerde abdominal yoldan testisin çıkarılması ve retroperitoneal lenf diseksiyonu uygulanan bir metoddur. (Bu metodun uygulandığı klinik olarak evre I olan % 27 hasta evre II ye yükselmiştir) Ancak çocuklarda retroperitoneal lenf nodu diseksiyonunun morbidite (tam empotans veya retrograt ejekülasyon) dışında tedaviye bir katkısı yoktur. Kemoterapi nüks düşünüldüğünde hemen uygulanmalıdır. Diğer bir alternatif de lenf nodu diseksiyonu uygulamadan yüksek inguinal orşiektomi yapılmasıdır. Hastalar kısa aralıklarla dikkatli olarak takip edilmelidirler. % 90-95 civarında kür elde edilebilir. İleri hastalıkta ( bulky evre II, evre III ve IV de) kombinasyon kemoterapisi uygulanır (BEP, PVB, VIP). Kemoterapi orşiektomiyi takiben de uygulanabilir. Seçilmiş vakalarda kemoterapi sonrası residü hastalığı olanlarda residü kitlenin çıkarılması da bir alternatifdir (Ancak sağ kalım avantajı göstermez, fakat rasidüde malign hücrelerin varlığı kemoterapiyi uzzattırabilir). Diğer bir alternatif te mikroskobik hastalığa veya büyük lezyona radyoterapi uygulanmasıdır (40-45 Gy). Klinik çalışama olarak otolog kemik iliği nakli ve yüksek doz kemoterapi uygulamaları devam etmekte olup, sonuçları netleşmemiştir. İleri hastalık grubunda kür oranı % 60-80 arasında değişmektedir. TEDAVİYE BAĞLI YAN ETKİLER ERKEN DÖNEM 25 Gy dozunda uygulanan radyoterapide yoğun yan etkiler gözlenmesi nadirdir. Bulantı, iştahsızlık, diyare izlenebilir. Kemoterapiye bağlı olarak erken dönemde bulantı kusma, halsizlik, nötropeni ve allopesi gözlenir. GEÇ DÖNEM 25-35 Gy dozlarında da geç etkiler sık izlenmez. Tedavi sırasında böbreğin aldığı doza dikkat edilmelidir. İkincil malignite oluşması oldukça nadir olup en erken tedaviden 10 yıl sonra gözlenebilir. Kemoterapiye bağlı oligospermi, ikincil lösemi, renal fonksyon bozukluğu, işitme kaybı (sisplatin içeren rejimlerde), pulmoner toksik etkiler (bleomisin içeren rejimlerde) gözlenebilir. RADYASYONUN SAĞLAM TESTİSE ETKİLERİ Testis radyasyona çok hassastır. 1 Gy oligospermiye, 6 Gy mutlak steriliteye neden olur. Pek çok hastada tedavi öncesi sperm bozuklukları veya oligospermi mevcuttur. Seminom olgularında radyoterapi uygulandığında radyasyonun saçılma etkisine bağlı olarak karşı testiste problem doğabilir. Saçılan doza bağlı olmak üzere radyoterapiden sonra sperm sayısında azalma izlenebilir (interfaz ölümü). Yedinci haftadan sonra oligospermi, onuncu haftadan sonra aspermiye rastlandığı rapor edilmiştir. Genellikle bir yıl içinde düzelme izlenir. Karşı testisi korumaya yönelik bloklama yapılırsa bu etkiler daha az oranda izlenir. TESTİSİ ALINANLARA TESTİS PROTEZİ UYGULANMASI Testisi alınan erkekler bazen depresyona girebilirler. Hastalara estetik ve psikolojik yönden destek amacıyla doktor tarafından testis protez önerilir. Kabul eden hastalara testis çıkarımı ameliyatında hemen veya ameliyattan sonra hastaların istemeleri halinde başka bir ameliyatla testis protezi takılır. Protezlerin küçük, orta, büyük ve ekstra büyük olmak üzere 4 ayrı boyutta olanları mevcut. Karşı testisin büyüklüğüne göre boyut seçilir. Yaklaşık 30-40 dakika süren bir ameliyatla protez takılır. Protezlerin fiyatları 250-700 YTL arasında değişiyor.
__________________
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]...... [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] Yüzümüzün yüreğimizle beraber gülümsediği an’dır mutluluk… [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] |
|
|
|
|
|
#15 (permalink) |
|
Tecrübe Puanı: 1000
Rep Puanı : 6080
Rep Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Testis Torsiyonu
Testis torsiyonu çok önemli bir testis hastalığıdır. Bu hastalıkta testislere kan taşıyan damarların bulunduğu spermatik kord kendi etrafında burulmakta, spermatik damarlar kan taşıyamamakta ve eğer bu durum erken bir zamanda düzeltilmezse testis nekroze (kangren)olmaktadır. Torsiyon riski, puberte döneminde en fazladır. Ameliyat edilmemiş inmemiş testislerde de risk yüksektir. Testis torsiyonu iki şekilde olur. Birincisi; Testis ve epididimin tunika vaginalis (testisi saran zar)içerisinde torsiyondur. Bu durum bell clapper; (çan dili) deformitesi olarak adlandırılmaktadır. Bu durum sıklıkla diğer testiste de bulunur. Bu nedenle cerrahi tedavi esnasında diğer testisinde skrotuma fiksasyonunu gereklidir. Bazende testis ve epididim arasında sadece ince bir bağlantı olan durumlarda (epididimo-testis anomalisi) torsiyon bu iki organ arasında olur. Bu durum genellikle inmemiş testislerde torsiyona neden olur. İkinci torsiyon şekli; Ekstravaginal torsiyon daha çok yenidoğanlarda görülür. Klinik bulgular: Genellikle ani gelişen testis ve kasık ağrısı, bulantı ve kusma olur. Bazen de şikayetler yavaş gelişir ve bu durum tanıda gecikmelere neden olabilir. Testisin ayakta duran bir çocukta yukardan aşağı değilde yatık durması torsiyon olasılığını kuvvetlendirir. Testis ve epididim hassastır cocuk torbalarına dokunulsun istemez. Normalde torbanın altında olan testisin dönme sonucunda üst kısma çekilmesi ve yukarı kaldırmakla testisteki ağrının artması (Prehn belirtisi) torsiyonu destekler. Torsiyonla birlikte sıklıkla hidrosel ve ödem de vardır. ( Yukarıdaki resimde sağ testiste torsiyon görülmekte ) Ayırıcı tanı; Testis torsiyonu en sık orşit ve epididimitle karışır. Ayırıcı tanı için zaman kaybedilmesi testisin kaybedilmesine neden olabilir. Bu nedenle hızlı davranılmalıdır. Doppler ultrasonografi ve testiküler sintigrafi; testis torsiyonunda azalmış, orşit ve epididimitte artmış kan akımını gösterir ki ayırıcı tanıda çok yararlı yöntemlerdir. Tedavi: Torbalar üzerinden ya da kasıktan bir kesi ile yapılacak acil cerrahi girişimle testis ve epididimin gözden geçirilir. Canlı iseler testis ve epididim detorsiyone edilirler ve torba içine tespit edilirler. Kangrene olmuş iseler ameliyat yapılarak çıkarılırlar. Üstteki resim: Torsiyon sonucu kangren gelişmiş bir testis (Ameliyatla çıkarılmıştır) Torsiyona neden olan anomali diğer testiste de olabileceğinden karşı taraftaki testisin de skrotum içerisine tespiti aynı seansta yapılır. Cerrahi uygulanmaksızın manuel detorsiyon denemesi genellikle başarılı olmaz.
__________________
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]...... [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] Yüzümüzün yüreğimizle beraber gülümsediği an’dır mutluluk… [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] |
|
|
|
|
|
#16 (permalink) |
|
Tecrübe Puanı: 1000
Rep Puanı : 6080
Rep Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
SISTIT
SİSTİTİS NEDİR? Sistit, idrar kesesi (mesane) nin enfeksiyonudur. Genellikle bir enfeksiyon ajanının idrarda çoğalıp mesane duvarını enfekte etmesi sonucu görülür. Idrar yollarnın en sık görülen hastalığıdır. Zamanında tedavi edilmezse enfeksiyon yayılabilir ve böbrekleri de etkileyerek pyelonefrite yol açabilir. Böbreklerde kalıcı hasarlar olusturabilir. NASIL TANINIR? Hastalarda çok sık idrara çıkma, idrar yaparken yanma ve sızı vardır. Bazen sızı idrar yaptıktan sonra olur ve birkaç damla kan görülebilir. Idrar yaptiktan sonrada sürebilir. Hastalar genellikle idrarlarının bulanik ve kötü koktuğunu söylerler. Gene birçok hastanın ağrılı cinsel ilişki şikayeti vardır. Sistitin bu klinik belirtileri neredeyse tipiktir ve deneyimli bir ürolog hastanın şikayetlerinden sistit tanısını düşünür. Sistitte görülen bu belirtiler ne yazıkki mesane tümörlerinde, mesane ve üreter taşlarında da görülürler. Bu nedenle mutlaka ayırıcı tanı yapılmlıdır. Tanı için genellikle idrar ve kan tahlilleri, ultrasonografi ve direkt röntgen filmi yeterli olur. Kronik olgularda damardan ilaç verilerek yapılan röntgen filmleri veya sistoskopik ( üretra ve mesanenin gözlenmesi) tetkikler yapılabilir. Resim: İdrarda bol miktarda lokosit görülmekte (Sistit) NEDEN SİSTİT KADINLARDA ERKEKLERE GÖRE DAHA FAZLA GÖRÜLÜYOR ? Kadınların idrar kanalları erkeklere oranla oldukça kısadır. Sistiti oluşturan mikrobik ajanlar genellikle apış arasında bulunurlar ve kadınlarda kolaylıkla kısa idrar kanalından mesaneye ulaşırlar. Cinsel ilişki de bu bulaşmaya katkı sağlar. NEDEN BAZI KADINLAR SIK SIK SİSTİT GEÇİRİR ? Sistit için bazı risk faktörleri vardır. Bu faktörlere sahip kadınlar sistite yatkındırlar. Genital hijyenin iyi olmaması, vajinal enfeksiyonlar, gebelikten korunmak için diafram kullanmak, hamilelik, şeker hastalığı olması, sıkı ve sentetik iç çamaşırı giymek, menopoz ve idrar yapmayı erteleme sistit için risk faktörleridir. SİSTİTTEN KORUNMA YOLLARI Sistitten korunmak veya en azından sistit ataklarını seyretmek için günde en az 1.5-2 litre ( 8 - 10 su bardağı ) sıvı almalısınız. Böylece varsa bakterileri mesanenizden uzaklaştırır veya üremesine engel olabilirsiniz. Çünkü çok sıvı alıp fazla idrar yaparak bakterilere mesanenizde üreyebilecekleri kadar zaman tanımadan atılmalarını sağlamış olursunuz. İdrarınız geldiğinde bekletmemeli hemen tuvalete gitmeli ve temizliğinizi önden arkaya doğru yapmalısınız. Özellikle sık sistite yakalanan bir kişi iseniz küvet kullanmamalı duş yapmalısınız. İlişki öncesi genital bölgenizi mutlaka yıkamalı, ilişki sonrasında hemen idrar yapmalısınız. Sıkı, dar pantolonlar ve sentetik iç çamaşırları yerine pamuklu çamaşır ve etek giymelisiniz. Resim : Akut sistitte mesane mukozesının görünümü SİSTİT BULGULARINDA DOKTORA GİTMELİMİSİNİZ ? Sistit bulgularınız varsa hemen yukarıda tavsiye edilen koruyucu ve önleyici tedbirleri almalısınız. Ancak bunları yapmanıza rağmen 24 saat sonra şikayetlerinizde bir düzelme olmuyorsa sistitin ilerlemesi, böbreklerinize zarar verme ve kronikleşme tehlikeleri taşıyacağından vakit geçirmeden mutlaka üroloji uzmanına başvurmalısınız. Hamile iseniz hiç beklemeden üroloji uzmanına gitmelisiniz. Ayrıca idrarınızda kan varsa, idrarınız bulanık kokulu ise, veya ateş yükselmesi, belinizde ve alt karın bölgenizde ağrı şikayetiniz varsa yine beklemeden üroloji uzmanına başvurmalısınız. TEDAVİ Sistitlerin tedavisinde her zaman antibiyotik gerekmesede genellikle antibiyotikler ile tedavi edilir. Sistit çok sık tekrarlamışsa veya kronik sistit varsa tedaviye başlamadan önce idrar kültürü ve antibiyogram için temiz koşullarda idrar alınır ve kültür sonucunda üreyen bakteri ve etkili antibiyotik tespit edilinceye kadar antibiyotik kullanılır, kültür sonucunda kullanılan antibiyotik etkisiz ise etkili antibiyotik ile degistirilir. *** GÜNCEL *** Sistit Aşısı Denemeleri Solco Urovac adı verilen yeni bir aşı geliştirildi tekrarlayan üriner enfeksiyonu olan hastalarda deneme amaçlı kullanıldı ve 2, 3, 4, 5, 6 ve 12 aylık takipleri sonucu idrar yolları enfeksiyonuna bağlı bakterilerde önemli bir düşüş saptandı. Takipte 1 yılını doldurmuş hastaların % 80 ninin idrarlarında bakteriye rastlanmadı. Denemesi yapılan aşı ve vaginal fitiller halen deneme aşamasında. Ancak sık sık sistit geçiren kadınlar için bir a bir ümit ışığı olabilecek potansiyele sahip görülüyor.
__________________
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]...... [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] Yüzümüzün yüreğimizle beraber gülümsediği an’dır mutluluk… [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] |
|
|
|
|
|
#17 (permalink) |
|
Tecrübe Puanı: 1000
Rep Puanı : 6080
Rep Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
AŞIRI AKTİF MESANE
Aşırı Aktif Mesane Nedir ? Aşırı Aktif Mesane nedeni tam olarak anlaşılamamış yani belirgin bir nedeni olmayan, sık idrara çıkma, ani sıkışma hissi veya sıkışma tipi (Urge inkontinansı) idrar kaçırma ile kendini gösteren bir semptomlar grubudur. Sıkışma tipi idrar kaçırma genellikle suyla ilgili işler yaparken ani olarak şiddetli idrar yapma isteği ile birlikte yada tuvalete yetişememe tarzında olur. Mesane idrarla dolarken, yani tam dolmamışken ani olarak kontrolsüz kasılması ( detrusor instabilitesi ) sonucu aşırı aktif mesane semptomları ortaya çıkar. Bu semptomlar toplumda yaklaşık % 15 - 20 oranında görülür. Yaş ilerledikçe görülme sıklığı artar. Aşırı Aktif Mesane semptomları kişinin sosyal, cinsel ve ruhsal yaşamını etkiler, yaşam kalitesini düşürür. Tanı dikkatli bir hikaye alınması, fizik muayene ve ürodinamik inceleme ile konulabilir. Bu durum bazı kadınlarda o kadar şiddetli olur ki günlük yaşamı sınırlandırır, hatta toplumdan veya sosyal hayatından uzaklaşırlar. Çoğu kadın bu durumunu saklar. Aslında sosyal ve kişisel aktiviteleri böylesine etkileyebilen bu durumdan kurtulup eskisi gibi özgür yaşama dönmek ve yaşam kalitesini artırabilmek mümkün. . Aşırı Aktif Mesane bulguları nelerdir ? Aşırı Aktif Mesane semptomları sık idrara çıkma, ani sıkışma hissi veya sıkışma tipi (Urge inkontinansı) idrar kaçırmadır. Bu hastalarda idrar kaçırma stres tipi idrar kaçırmada olduğu gibi karnı kasan öksürük hapşırma gibi aktivitelerle değil, aniden sıkışma ve tuvalete yetişemeden idrar kaçırma tarzındadır. Çünkü mesanenin dolmadan ani istemsiz kasılmaları söz konusudur. Tedavi En sık kullanılan ilaçlar antikolinerjiklerdir. Bu ilaçların bazıları sıkıcı yan etkilere sahiptir ve genellikle hastalar tarafından tedavi tamamlanmadan bırakılırlar. Yeni ve mesaneye özel antikolinerjik ilaçlar daha az yan etkilere sahiptir ve hastalar tarafından daha rahatlıkla kullanılabilmektedirler. Bu amaçla hastanın yaşı, şikayetleri ve yandaş hastalıkları göze alınarak tolterodin ( Detrusitol ), trospiyum ( Spazmex ) ve henüz ülkemizde satışı olmayan solifenacin ( VESIcare ), darafenacin ( Enablex ) gibi ilaçlar kullanılmaktadır. Yaşam tarzının değiştirilmesi ve diyet, zamanlı işeme ve pelvik taban kaslarını güçlendirici Kegel eksersizleri, nöromodulasyon teknikleri gibi tedaviye destek önlemler tedavinin başarısını arttırabilirler. Bunların başarısız olduğu durumlarda intravezikal tedaviler denenmektedir ancak henüz araştırma safhasındadırlar. Kegel Eksersizi Nasıl Yapılır ? Kegel eksersizleri çok kolay ve herkesin her zaman her yerde yapabileceği eksersizlerdir. Ancak hastaların bu eksersizleri doğru yapmaları için eksersiz yaparken hangi kaslarını kasmaları gerektiğini anlamaları ve bu hareketleri yaşamının ayrılmaz bir parçası ve alışkanlığı haline getirmeleri lazımdır. Egzersiz yapacağınız kasları bulmak için vajeninizde bir tampon olduğunu hayal edin ve onun düşmesini engellemek için kaslarınızı sıkın. Kastığınız kaslar egzersiz yaptırmanız gereken kaslardır. Bir diğer yolda idrar yaparken birden idrarınızı durdurmak için kaslarınızı kasın. Bu haraket Kegel egzersizidir. Bunu hangi kasları kasmanız gerektiğini anlamak için yapın Kegel eksersizini idrarınızı yaparken değil otururken, TV seyrederken, ütü yaparken vs. yapacaksınız. Eğer doğru yapmazsanız yarar yerine zarar görebilirsiniz. Kegel eksersizlerine günde 3 kez 25 kasma hareketini yaparak başlayın, her kastığınızda 10 a kadar sayın ve her hafta kasma sayınızı 25 er kez arttırın. 4 hafta sonra günde 3 kez 100 kasma yapacaksınız. Bu oldukça iyi bir rakamdır ve hastalar tarafından rahatlıkla yapılabilir. Bu şekilde yıllarca Kegel eksersizleri yapabilirsiniz . Diyet ve yaşam tarzı : Kafein içeren yiyecek ve içecekler, alkollü içecekler, sigara, asitli içecekler ve baharatlı gıdalardan uzak durulmalı, mümkünse hiç tüketilmemelidir. Aşırı Aktif Mesanede Botox Tedavisi Botox aslında bir çeşit zehirdir. Sinirler üzerine etki ederek sinirin etkilediği kas grubunda bir çeşit geçici felç yapar. Bu felç yaklaşık 6 ay sürer. Botoxun etkisi geçici olduğundan tekrar uygulamalar gerekebilir. Botox yinelenmezse 6-9 ay sonra kaslar eski güçlerini kazanırlar. Botox mesane kaslarının kontrolsüz veya normalden fazla kasıldığı aşırı aktif mesane hastalarında oldukça etkilidir. Uygulama sistoskop adı verilen bir cihazla mesaneye girilerek mesanenin yaklaşık 15-30 noktasına botox enjeksiyonu yapılması şeklindedir. İşlem yaklaşık 20-30 dakika sürer. Genellikle sakinleştirici ve lokal anestezi yapılır. Ağrı olmaz. İşlem sonrasında hasta hemen ayağa kalkabilir ve evine gidebilir. Cerrahi Tedavi Aşırı Aktif Mesane semptomlarının tedavisinde tüm tedaviler denenmiş ancak sonuç alınamamış ise mesane büyüme ameliyatları denenebilir. Bazı idrar kaçırmalarda yaptığımız mesane boynu asıcı veya mesane sarkmasının düzeltilmesi ameliyatları Aşırı Aktif Mesane semptomlarının giderilmesine etkili olmaz. Bu nedenle idrar kaçırma tipinin ameliyat öncesi çok iyi değerlendirilerek belirlenmesi gerekir.
__________________
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]...... [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] Yüzümüzün yüreğimizle beraber gülümsediği an’dır mutluluk… [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] |
|
|
|
|
|
#18 (permalink) |
|
Tecrübe Puanı: 1000
Rep Puanı : 6080
Rep Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
İDRAR KAÇIRMA
Kadınlarda özellikle gündüz ve uyanıkken istemi dışında idrar kaçırma bu başlık altında değerlendirilmektedir. Tanımda idrar kaçırmanın miktarı yoktur ; çünkü hijyenik pet kullanmak zorunda olmasına rağmen yakınmayan kadınların yanında ,damlama şeklinde ve seyrek idrar kaçırmalarını bile büyük bir sorun olarak gören kadınlar da vardır. Böylece idrar kaçırmanın hastalık boyutu kadının sosyal durumuna sıkı sıkıya bağlıdır. Kırsal kesimde sorun yaşlanmaya bağlı doğal bir problem gibi görülerek doktora başvurulmazken ,kentlerde ve özellikle çalışan kadınlarda idrar kaçırma derin depresyon,yalnızlık duygusu ve sosyal ilişkilerde daralmaya (idrar kokusu,ıslaklık hissi) yol açarak daha erken dönemlerde tedavi için doktora başvurmaya neden olmaktadır. Kadınların %25 inin hayatlarının herhangi bir döneminde idrar kaçırdığı hesaplanmıştır. İdrar kaçırma kadın tarafından saklanan ve genellikle utanılacak bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Bir araştırmada idrar kaçırması olan kadınların %70 i doktora başka nedenlerle başvurduğunda yapılan muayene ve öykü alma sonucu idrar kaçırmanın varlığının tespit edildiği görülmüştür. Kadınların ömürlerinin uzaması ile sorun daha da büyümektedir. İdrar kaçırma başlıca 3 ana grupta incelenir · Gerçek Stres İnkontinans (Kas, sinir güçsüzlüğüne bağlı) · Detrusor İnstabilitesi (Mesanenin kontrol edilemeyen otomatik kasılması) · Karışık (her iki durumun da varlığı) Gerçek Stress İnkontinans . Daha çok doğum yapmış kadınlarda görülür. Kasık adalelerinin veya sinirlerinin doğum sırasında zedelenmesi sonucu, mesane boynu öksürme, hapşırma, gülme, merdiven çıkma, yük taşıma, cinsel ilişki sırasında yer değiştirerek veya kapanamayarak karın içinde artan basınçla hasta idrar kaçırır. Tedavi genellikle cerrahidir. Fizik tedavi (kasık adalelerinin güçlendirilmesi , elektrikle uyarma (stimulasyon), menapozdaki kadınlarda hormon tedavisi de uygulanabilir. Detrusor İnstabilitesi : Genellikle daha ileri yaşlarda görülmesine rağmen, mesanenin tahriş olduğu durumlarda (iltihap, taş, tümör vb) her zaman ortaya çıkabilir. Bu hastalarda küçükken gece yatağa işeme, gece uykudan uyanarak idrar yapma (normalde 2 kez olabilir), gündüz çok idrara çıkma (normalde 6 kez) daha sıktır. Su sesi ile idrar hissi veya sıkışma olabilir. Genellikle fiziksel aktivite (gülme, konuşma, hapşırma,öksürme, yük kaldırma, cinsel aktivite gibi) ile de tetiği çekilebilen ansızın idrar yapma hissi duyarak tuvalete koşan hasta tuvalet kapısında idrarını tutamayıp kaçırır. Mesanenin alışkanlığının düzeltilmesi , elektrikle uyarma ve ilaç tedavisi uygulanır. Karışık İdrar Kaçırma : Yukarıda bahsedilen her iki durum aynı hastada birlikte vardır. Her tedavi seçeneği de uygulanabilir. Önce ameliyat,sonra fizik tedavi, ilaç veya elektrikle uyarma veya önce fizik tedavi sonra ameliyat denenebilir. Tanı : Hastanın idrar kaçırmasının şekli öğrenilir. Daha sonra jinekolojik muayene yapılarak mesane, mesane boynu, vajen ve rahimde sarkma olup olmadığı, özellikle daha önce geçirilmiş ameliyatlara bağlı idrar yollarından hazneye oluşan kanalcık, fistüllerle oluşmuş sürekli kaçaklar olup olmadığı araştırılır. Bu işlemlerden sonra hastanın idrar tahlili, iltihap açısından idrar kültürleri yapılır. Bu tetkiklerde anormal bulgu tespit edilirse uygun tedavi yapılır. Daha sonra hastanın idrar kaçırmasını gözlemek için mesaneye bir miktar sıvı verilerek veya sıkışması beklenerek ıkındırma ile idrar kaçırma gözle görülmeye çalışılır. İdrar kaçırmanın varlığını veya miktarını tespit edebilmek için ped test yapılabilir. Hasta bu test için 24 saatlik bir zaman içerisinde değiştirdiği pedleri getirir. Pedlerin kuru ve ıslak ağırlıkları arasındaki fark hesaplanarak kaçırmanın varlığı ve miktarı tespit edilmeye çalışılır. Özellikle daha önce idrar kaçırma ameliyatı olmasına rağmen idrar kaçırmaya devam eden hastalar ve ameliyat yapılacak hastalarda daha ayrıntılı bir inceleme olan Ürodinami yapılır. Bu işlem sırasında hastanın mesanesine yerleştirilen bir kateter ile tuzlu su verilerek dolma, kaçırma ve işeme basınçları bilgisayar yardımıyla kaydedilerek rakamsal ve grafik olarak yazdırılır. Ürodinami son derece karmaşık ve pahalı bir test olması nedeniyle her hastaya uygulanması doğru değildir. Hastalardan yaptıkları idrar ve zamanları ile aldıkları sıvı miktarlarını gösteren. ayrıca kaçırmaların ve kaçırırken yaptıkları işlerin işaretlendiği üriner günlük denilen bir tablo yapmaları istenir. Muayene ve hastalık öyküsünden faydalanılarak bazı tedaviler denenip sonuca göre ürodinami veya operasyona karar verilebilir. TVT AMELİYATI TVT idrar kaçırma şikayeti olup tıbbi tedaviden faydalanamayan kadınlar için çok etkili bir ameliyat yöntemidir. Erkeklerede uygulanabilir. Kadınlarda lokal anestezi ile dahi ugulanabilir. Vajenden yapılan bir küçük kesiden idrar kanalı yandaki resimde görüldüğü gibi bir gergisiz bant sayesinde karın katlarına asılır. Karında iki küçük kesiden (0.5 cm) başka hiç yara izi kalmaz. Bu bant sarkmış ve idrar kaçmasına neden olan mesane boynunu normalde olması gereken şekilde asar ve idrarın kaçmasına engel olur. TVT ameliyatı esnasında mesane ve büyük damarlarına yaralanması komplikasyonları azda olsa vardır. Bu nedenle dikkatli bir şekilde ve deneyimli kişilerce yapılmalıdır. Ameliyat çok başarılıdır. TVT ameliyatı kliniğimizde hastalarımıza uygulanmaktadır.
__________________
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]...... [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] Yüzümüzün yüreğimizle beraber gülümsediği an’dır mutluluk… [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] |
|
|
|
|
|
#19 (permalink) |
|
Tecrübe Puanı: 1000
Rep Puanı : 6080
Rep Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Hamilelikte urolojik problemler
Hamilelikte İdrar Kaçırma Hamilelerde en sık görülen sorun sık görülen ürolojik problem sık idrara çıkma ve idrar kaçırmadır. Utanma, çekinme gibi nedenlerle hamilelerin bir çoğu bu durumu saklar. Hamilelikte idrar kaçırma iki şekilde görülür. Urge inkontinans : Tuvalete gidene kadar idrar kaçırmadır. Mesane duvarının idrar yolu enfeksiyonları sonucunda hassaslaşması ile ortaya çıkar. Stres inkontinans : Öksürme aksırma gibi karın içi basınç artırıcı hareketlerle idrar kaçırmadır. Mesane ile idrar yolu ( üretra ) arasındaki sfinkterin görevini yeterince yapamaması ile ortaya çıkar. Gebelikte böbrekten geçen ve süzülen kanın miktarı dolayısıyla idrar miktarı artmaya başlar. Bu durum sık sık idrarın gelmesine ve çabuk sıkışmaya yol açar. Büyüyen rahim idrar torbasını yukarıya ve geriye doğru iter. Ayrıca gebelikte progesteron hormonu artar. Progesteron hormonunun artışı mesane ile idrar yolu ( üretra ) arasındaki sfinkterin gevşemesine neden olur. Hamilelik döneminde idrar yolları enfeksiyonlarıda daha sık görüldüğünden mesane duvarı hassaslaşır sıkışınca idrar meydana gelir. Ayrıca aşırı kilolu kadınlarda, daha önce çok doğum yapmış veya 4 kilonun üzerinde bebek doğuran kadınlarda idrar kaçırma riski daha fazladır. İdrar kültürü ve antibiyogram mutlaka yapılmalı ve idrar yolu enfeksiyonu var ise tedavi edilmelidir. Hamilelik esnasında oluşan fizyolojik değişiklikler sebebi ile doğum sonrası 6 hafta geçinceye kadar diğer ürolojik tetkiklerin yapılması luzumsuzdur. Gene hamilelik sırasında cerrahi tedavi uygulanması gereksizdir. Hamilelik döneminde aşırı kilo alımı varsa doğum sonrası bu kiloların verilmesi önerilmelidir. Bundan sonra idrar kaçırmalar devam ediyor ve enfeksiyon yoksa üroflowmetri ve ürodinamik incelemeler, sistoskopik inceleme, idrar kaçırma tipini belirleyecek testler yapılıp idrar kaçırma tipine göre tedavi seçimi yapılmalıdır. Hastalara işeme egzersizleri ve perine kaslarını çalıştırıcı egzersizler ( Kegel eksersizleri )öğretilir. Bu egsersizlerle idrar kaçırma şikayetleri oldukça azalır. Doğum sonrası 6 hafta süreyle bu egzersizin yapılması sonraki problemleri engellemede çok faydalıdır. Tüm bunlara rağmen şikayetler devam ediyorsa, ameliyat ile mesane ile idrar yolu ( üretra ) arasındaki bozulmuş anatomik ilişki düzeltilmeye çalışılır. Ameliyat sonrası başarı oldukça yüksektir. Kegel Eksersizi Nasıl Yapılır ? Kegel eksersizleri çok kolay ve herkesin her zaman her yerde yapabileceği eksersizlerdir. Ancak hastaların bu eksersizleri doğru yapmaları için eksersiz yaparken hangi kaslarını kasmaları gerektiğini anlamaları ve bu hareketleri yaşamının ayrılmaz bir parçası ve alışkanlığı haline getirmeleri lazımdır. Egzersiz yapacağınız kasları bulmak için vajeninizde bir tampon olduğunu hayal edin ve onun düşmesini engellemek için kaslarınızı sıkın. Kastığınız kaslar egzersiz yaptırmanız gereken kaslardır. Bir diğer yolda idrar yaparken birden idrarınızı durdurmak için kaslarınızı kasın. Bu haraket Kegel egzersizidir. Bunu hangi kasları kasmanız gerektiğini anlamak için yapın Kegel eksersizini idrarınızı yaparken değil otururken, TV seyrederken, ütü yaparken vs. yapacaksınız. Eğer doğru yapmazsanız yarar yerine zarar görebilirsiniz. Kegel eksersizlerine günde 3 kez 25 kasma hareketini yaparak başlayın, her kastığınızda 10 a kadar sayın ve her hafta kasma sayınızı 25 er kez arttırın. 4 hafta sonra günde 3 kez 100 kasma yapacaksınız. Bu oldukça iyi bir rakamdır ve hastalar tarafından rahatlıkla yapılabilir. Bu şekilde yıllarca Kegel eksersizleri yapabilirsiniz . Hamilelikte idrar yolu enfeksiyonları Hamilelikte idrar yolu enfeksiyonları sıklıkla karşımıza çıkar. Hamilelikte yaklaşık % 10-15 inde idrar yolu enfeksiyonu görülür. Çünkü hamilelikte hem yükselen progesteron hormonunun düz kasları gevşetici etkisi nedeniyle hemde büyüyen rahim idrar torbasını yukarıya ve geriye doğru iter ve idrarın böbreklerden mesaneye akışı yavaşlar. Gene hamilelik döneminde mikropların idrar yollarına yerleşmesini engelleyen koruyucu *****izmalar olumsuz etkilenirler. Bu nedenlerle hamilelikte idrar yolu enfeksiyonlarına eğilim artar. Bu enfeksiyonlar basit bir sistit olabileceği gibi, pyelonefrit gibi çok ağır böbrek enfeksiyonları şeklinde de olabilir. En sık rastlanan mikroorganizma normalde barsak florasında bulunan E.coli' dir. İdrar yolları enfeksiyonnları 3 şekilde görülür. Sistit: Mesanenin mikroplarla etkilenmesi ile oluşur. Hamilelikte bu durum ortaya çıktığında belirgin sık idrara gitme, idrar yaparken yanma, idrarın renk ve kokusunda değişiklik görülür. Ateş olmaz. İdrar tahlili ve idrar kültür antibiyogramı ile tanı konulur. Hastalara bol su içmesi önerilir. Uygun antibiyotik tedavisi başlanır. Tedavi bitiminde idrar kültürü tekrarlanarak hastalığın tam olarak geçip geçmediği araştırılmalıdır. Asemptomatik bakteriüri: Anne adayının şikayeti olmadan idrar testlerinde enfeksiyon saptanması durumudur. İdrar kültüründe 100.000' in üzerinde bakteri olduğu halde anne adayının yakınması yoksa, bu durum asemptomatik bakteriüridir. Tüm gebeler her ay düzenli olarak asemptomatik bakteriüri açısından taranmalıdır. Basit bir tam idrar testi ve idrar kültürü doğru neticeyi verecektir. Hamilenin bol su içilmesi sağlanır ve mutlaka kültür antibiyogram yapılır. Uygun ve bebeğe zarar vermeyecek antibiyotiklerle tedaviye başlanır. Akut pyelonefrit: Enfeksiyonun böbreği tutması ile ortaya çıkar. Gebeliklerin %1' inde görülür. Çok yüksek ateş, titreme, sık idrara çıkma, idrar yaparken yanma, bulantı kusma ve böğür ağrısı bulguları ile kendini gösterir. Hastanın mutlaka hastaneye yatırılarak tedavisi gerekir. Hastanede hastaya damar yolu ile uygun antibiyotik ve bol miktarda sıvı takviyesi yapılır. Hamile ateşsiz geçen 24 saat sonrasında ağızdan antibiyotiğe geçilerek evinde takibe alınabilir. Pyelonefritin tekrarlama riski mevcuttur. Bu nedenle hamileliğin geri kalan döneminde bol sıvı alması önerilmeli, baskılayıcı antibiyotik tedavileri uygulanmalı ve belirli aralıklarla idrar kültürleri tekrarlanmalıdır.
__________________
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]...... [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] Yüzümüzün yüreğimizle beraber gülümsediği an’dır mutluluk… [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] |
|
|
|
|
|
#20 (permalink) |
|
Tecrübe Puanı: 1000
Rep Puanı : 6080
Rep Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
ÇOCUKLARDA ÜRİNER ENFEKSİYON
Resim: Üriner Sistem İdrar yolu enfeksiyonu (İYE), çocukların en önemli enfeksiyon hastalıklarından birisidir. İleri dönemlerde hipertansiyon gelişimi, gebelik komplikasyonları ve üremiye kadar gidebilen böbrek hastalığı, çocukluk çağında geçirilen İYE nin geç sonuçları olarak ortaya çıkabilmektedir. Riskli grup olarak tanımlanan hastaların çoğunluğu, idrar yollarında tıkanma yapan durumlar ve vezikoüreteral reflü gibi idrar yolları anomalisi olan çocuklardır. Hedef özellikle küçük çocuklarda ilk İYE nin ve onunla birlikte risk faktörlerinin varlığının ortaya çıkarılması olmalıdır. İdrar yolu enfeksiyonlarının görülme sıklığı yaş ve cinse göre farklılıklar gösterir. Bebeklik döneminde erkek bebeklerde, kızlardan daha sık görülür. Çocukluk çağında ise erişkinlerde olduğu gibi kız çocuklarında daha sıktır. Ateşli küçük çocuklarda en sık görülen ciddi bakteriyel enfeksiyonlardan biri idrar yolu enfeksiyonlarıdır. İdrar yolu enfeksiyonları nedeniyle yapılan araştırmalarda tespit edilen idrar yollarında tıkanma yapan durumlar kızlarda %2, erkeklerde %10 bulunmuştur. Vezikoüreteral reflü (VUR)nun her iki cinste %30-40 oranında görüldüğü, bunların da 1/4 ünde üst üriner sistem genişlemesi olduğu bildirilmektedir. Basit idrar yolu enfeksiyonlarının en sık nedeni e.koli basilidir.. E.koli bakteriürinin en sık (%80) görülen nedenidir. Barsak florası idrar yolu enfeksiyonlarının en sık etkeni olan E.coli için potansiyel bir rezervuardır. İdrar yolu enfeksiyonunda klinik bulgular: Yenidoğanda kilo alımında yavaşlama, vücut ısısında düzensizlik, beslenme güçlüğü, huzursuzluk, kusma, karında distansiyon ve uzamış sarılık gibi bulgular İdrar yolu enfeksiyonlarına bağlı olarak ortaya çıkabilir. 1 yaş cıvarı çocuklarda klinik bulgular; ateş, huysuzluk, hasta görünüm, beslenmeyi reddetme, ishal, kusma ve kilo alamama olabilir. Okul öncesi ve okul çağı çocuklarda ateş, kusma, karın ağrısı, kostovertabral açı hassasiyeti gibi yakınmalar vardır. Tuvalet eğitimi almış çocuklarda ağrılı ve sık idrar yapma, tuvalete yetişemeden idrar kaçırma gibi bulgular görülür. Çocukta ailenin dikkatini çekecek kadar idrar yolu enfeksiyonuna ait bulgu yoksa idrar yolu enfeksiyonlarının bir kısmı tanı almayabilir. Bu çocukların bir kısmında sık idrar yapma , tuvalete yetişememe, idrar yaparken yanma, gece idrar kaçırma olabilir. Bu nedenlerle asemptomatik bakteriüri tanısında dikkatli olunmalı, çocuklar üriner sistem anomalileri yönünden tetkik edilmelidir. Kısa süreli antibiyotik tedavisi ile bakteriüri kaybolur ancak özellikle kızlarda tekrarlama sıktır. Üroepitelyuma invaze olan bakterinin anatomik olarak normal bir üriner sistemde enfeksiyon yapabilmesi için üropatojenik virulansının olması gereklidir. Üriner sisteminde nörojenik ve anatomik anomali olan çocuklarda ise İYE nin patogenezinde bakteriyel virulans faktörlerine ihtiyaç olmayabilir. Üroepitele bakteri yapışmasını engelleyen konak faktörleri vardır. Herhangi bir nedenle çocuğun savunma *****izmalarında oluşan bozukluk tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonlarına sebep olur. Vezikoureteral reflü, üriner sistem obstrüksiyonları, duplikasyonlar, üreterosel gibi anatomik bozukluklar, nörojenik mesane, mesane disfonksiyonu gibi fonksiyonel bozukluklar ve üriner immunglobulinlerde eksiklik, immun cevap yetersizliği, enfeksiyonlara yatkınlığa neden olurlar. Yabancı cisimler, mesaneye, ureterlere yerleştirilen kateterler, kaka kaçırma, kılkurdu, kabızlık, banyo köpükleri ve sünnetsiz erkek çocuklarda fimozis periuretral kolonizasyona ve mesanenin bakteri ile temasına neden olur. Okul çocuklarında alışkanlık haline gelen seyrek işeme de idrar yolu enfeksiyonlarının nedenleri arasındadır. Akut pyelonefrit, idrar yolu enfeksiyonlarının en ağır şeklidir. Önemi ilerde böbreklerde kalıcı hasara neden olabilir. İdrar yolu enfeksiyonu geçiren çocukların %12 sinde, tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonları olan çocukların 1/4 ünde, vezikoüretral reflülü çocukların 1/3 ünde kalıcı böbrek hasarı gelişebilir. Yukarıdaki resimde kalıcı böbrek hasarı görülmekte. İdrar yolu enfeksiyonu tanısı için idrar tahlili ve idrar kültürü yapılmalıdır. Kesin tanı idrar kültüründe anlamlı miktarda bakterinin üremesi ile konur. Orta akım işeme ile alınan idrar örneğinde 100 000 koloni / ml tek tip bakteri üremesi idrar yolu enfeksiyonudur. İdrar örneği alınırken çok dikkatli olunmalıdır. Bulaşma riski yüksektir. Şüpheli durum söz konusu ise suprapubik aspirasyon veya kateterizasyon yapılabilir. İdrar yolu enfeksiyonu idrar kültürü ile kanıtlandığında, üst idrar yollarının tutulup tutulmadığına karar verilmelidir. Yüksek ateş, böğürde hassasiyet, karın ağrısı, kusma, titreme, 12000 den fazla lökosit sayısı, sedim ve CRP yüksekliği pyelonefritin klinik ve laboratuvar bulgularıdır Direkt üriner sistem grafisi (DUSG) varsa taş ve böbrek boyutları hakkında fikir verir. Ultrasonografi (USG), İYE geçiren çocukların değerlendirilmesinde ilk tercih edilmesi gereken görüntüleme yöntemidir. Böbreklerin boyutları, şekilleri görülebilir. İntravenöz pyelografi ( IVP ), böbrek pelvisi, parenkimi, üreterleri gösterir. Böbrek boyutları ve hasarın varlığı hakkında bilgi verir. Voiding sistoüretrografi ( VSUG ), VUR un değerlendirilmesinde bugün için halen en değerli yöntemdir. Bu yöntem, mesanenin kateterizasyonunu ve kontrast madde ile doldurumunu gerektirir. Mesane şeklinin ve erkeklerde posterior üretral anatominin değerlendirilmesinde, VUR un tanımlanmasında kullanılır. Renal parenkimin görüntülenmesinde 99mTc-DMSA ve MAG-3 sintigrafileri yapılabilir. Akut pyelonefritde, böbrek sintigrafisinde verilen maddenin böbrek tarafından yakalanmasında yaygın veya kısmi azalma görülür. Kalıcı böbrek hasarında ise, hacim kaybı ile birlikte verilen maddenin böbrek tarafından yakalanmasında azalması izlenir. İdrar yolu enfeksiyonu olan çocuklara gecikmeden antibiyotik tedavisi başlanmalıdır. Basit idrar yolu enfeksiyonu olanlara trimetoprim-sulfametoksazol, nitrofurantoin ve sefalosporinler (sefadroksil, sefaleksin, sefaklor, sefiksim ) verilebilir. Akut pyelonefrit tespit edilen çocuklar, parenteral antibiyotikle tedavi edilmeli bunun yanısıra intravenöz sıvı ve ateş düşürücüler verilmelidir . Başlangıç tedavide aminoglikozidler ile ampisilinin birlikte kullanımı veya amoksisilin-klavulunat, sefotaksim ve seftriakson kombinasyonları kullanılabilir. Şiddetli enfeksiyonlarda tedavi 7-14 gün sürmelidir, fakat bazen tedavi sonrası görülen relapslar nedeniyle bu süre 4-6 haftaya kadar uzayabilir. Küçük çocuklar enfeksiyon sonrasında, üriner semptomların tespit edilme güçlüğü nedeni ile düzenli takip edilmelidir. Reflü olasılığı ve renal hasarlanma riski yüksek olan 2 yaş altındaki çocuklar radyolojik incelemeleri tamamlanıncaya kadar antibiyotik profilaksisine alınmalıdır. Çok küçük yaş grubunda reflü varlığında ve tekrarlayan enfeksiyonların sonunda böbrek hasarı ortaya çıktığından bu yaş grubunda tüm araştırmalar normal de olsa 6 ay koruyucu antibiyotik verilmesini gerekebilir.
__________________
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]...... [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] Yüzümüzün yüreğimizle beraber gülümsediği an’dır mutluluk… [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] |
|
|
|
![]() |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Bogulma Nedir?CPR Nedir Nasil ögrenilir | SiNaNaY | TIP | 1 | 06-27-2009 08:39 PM |
| Üroloji hakkında sık sorulan sorular | BuLuT | Karaciğer,dalak,böbrek ve kan hastalıkları | 0 | 01-21-2009 10:24 AM |
| Müzik Nedir? Müzik Estetiği Nedir? | kelebek | Müzik aletleri | 2 | 12-05-2008 11:35 AM |
| Tıbbi Dökümentasyon Nedir ve Önemi Nedir? | BuLuT | TIP | 0 | 11-06-2008 06:12 AM |
| IRC Nedir?, MIRC Nedir? Detaylı Açıklama.. | ismail | IRC hakkinda hersey | 1 | 04-29-2008 12:37 PM |
| New To Site? | Need Help? |