![]() |
|
|
#1 (permalink) |
|
|
A
Abreaksiyon Çok kere zihinsel baskı *****izmaları dolayısıyla bilinç dışına itilen olayların bilinç yüzeyine çıkarılması işlemidir. Abreaksiyon, unutulan anı ve yaşantıların hatırlanmasını sağlayan zihinsel yönünün yanı sıra, bilinç dışına itilmiş olayların uygun bir emosyonel ifade ve boşalma ile yeni baştan yaşanması anl***** gelir. Abreaksiyonun sonucuna varmak için kullanılan yöntem ise katarsistir. Abreaksiyon, formel ve analitik oryantasyonlu psikoterapi sırasında oluşabilir ve hasta önceden bastırılan emosyonları ile mevcut semptomlar arasındaki ilişkiyi bu sayede kavrayabilir. Abstinans Semptomları (uyuşturucu maddenin bırakılması halinde ortaya çıkan semptomlar) bu terim, uyuşturucu madde alışkanlığı olanlarda maddenin kesilmesi ile birlikte ortaya çıkan sendrom için kullanılır. Bu sendrom, afyonlu madde alışkanlığı, barbitürat Ve alkol Alışkanlığı gibi durumlarda beliren fizik alışkanlıklarla ilgili spesifik klinik özellikler taşır. Fizik alışkanlık ile ilgili olan psişik semptomlar bütün uyuşturucu madde alışkanlıklarında kendilerini gösterirler ve karakteristikleri genellikle sübjektif üzüntü ve bir şeye özlemdir. Tedavi, ya uyuşturucu maddenin devamı veya yerine hasta tarafından benimsenebilecek başka bir maddenin uygulanması, ya da trankilizan kullanımı ile olur. Abulia Abulia, iradesizlik anl***** gelir. Özellikle hipobuli gibi daha az tanınan bir biçimde kendini gösteren bir ruh hastalığıdır. Kişi karar verme ve kararlı davranma yeteneklerini kaybeder. Birçok nevrozlarda rastlanan ortak bir şikâyettir. Acting Out (Çocuksu Davranış) Tedavi sırasında, gelişmenin ilk safhalarına ait davranışların tekrarlanması. Meselâ, çocukluğa ait bazı komplekslerin yeniden harekete geçirilmesi sonucunda tahripkâr davranış, saldırganlık, kaçma, vs. gibi tepkiler. Bazı kişiler diğerlerine oranla çocuksu davranışa daha yatkın olurlar ve psikolojik bir gerginliği gidermek için meselâ anksieteyi gidermek gibi günlük hayatta belirli bazı davranış biçimlerine sığınırlar. Psikiyatristlerin birçoğu bu terimi; endişe ve rahatsızlık verici davranışlar gösteren hastalarını tanımlamak için kullanırlar. Addison Hastalığı Addison hastalığında, koma öncesi veya sonrasında delirium semptomları belirebilir. Bunun dışında, tedavi görmemiş Addison hastalarının birçoğunda belirgin ruhsal bozukluklara rastlanır. Karakteristikleri depresyon veya apatidir. Oysa, bazan da hasta kendisini iyi hisseder. Yakın geçmişle ilgili hafıza bozukluklarına ise sık rastlanır. Uygun bir yer değiştirme (replacement) tedavisiyle, bütün psikiyatrik semptomlar iyileşme göstermektedir. Adenerjik Uçlarından sinaptik iletici madde olarak noradrenalin salgılayan sinir lifleri için kullanılan bir terimdir. Bunlar çoğunlukla sempatik sinir sistemine ait liflerdir. Bununla birlikte, santral sinir sistemindeki birtakım sinapsların da adrenerjik olduğuna dair deliller vardır. Bu, özellikle, bazı orta beyin merkezleri için doğrudur. Genellikle, adrenerjik lifler, vücudun ergotrofik reaksiyonlarıyla, yani aktivite ve stress'le ilgili liflerdir. Adolesans Buluğ çağının başlangıcından tam cinsel olgunluğa erişinceye kadar geçen dönem. Aerofaji Çoğu zaman yutkunamama (disfaji) ve bazan da kusmayla birlikte olan hava yutma, genellikle bir histeri (yani konversiyon) semptomu sayılmaktadır. Bazan da sekonder bir amaçla, yani hasta taklidi yapma maksadıyla başvurulan bilinçli bir alışkanlıktır. Büyük miktarda hava yutan bazı hastalarda şiddetli anormal şişkinlik olur. Semptomatik düzeyde etkin olabilecek hiçbir tedavi yoktur. Semptomun altında yatan durumun tedavisi, psikoterapi veya bir şartlama tedavisi gerektirebilir. Bazı aerofaji hastalarında, temelinde depressif hastalıklar olan histerik fenomenler tezahür etmektedir. Afazi Sözlük anlamı «konuşamama» olan afazi terimi; konuşma, yazma veya el kol hareketleri gibi her türlü komünikasyonda, ifade ve anlama yeteneğinin kaybı veya kısmen kaybı anlamında kullanılmaktadır. Efektör veya reseptör nöron yollarındaki bir bozukluktan ötürü olmayıp, merkezi kavram veya konstrüksiyon güçlüklerinden ötürü olur. Spontan veya açıklayıcı konuşmalar; uygunsuz, tutarsız ve hastanın öğrenimiyle sosyal temeli bakımından gramer yanlışlıkları ile dolu olduğu zaman bu durumdan şüphe edilmelidir. Afoni Organik lezyon veya histerik reaksiyona bağlı konuşamama. Agnosia tanıma yetersizliği, insanların yüzlerini tanıma yetersizliğine «prosopagnosia» denir ve çoğunlukla paranoid bir tezahürle birlikte mevcuttur: aynaların arkalarında yabancı insanlar görüldüğü için, üzerleri örtülür, işitme yetersizliği (oditer agnosia), dominan lobus terminalis'deki lezyonlardan ötürü bilinen sesleri, meselâ para şıkırtısını, su şırıltısını tanıyamamadır. Dokunmayla t***** yetersizliği (tactiie agnosia), yüzeysel ve derin duyarlık bozuk olmamasına rağmen, objeleri tanıyamamadır ve lobus parietalis'deki bir lezyonu belirtir. Eğer duyuda bir bozukluk varsa, tanıma yetersizliğine astereognosis denir. Agnosia çoğunlukla vaskülar lezyonlardan ötürü ortaya çıkar ve genellikle karmaşıktır. Beyinde derin yaralar sonucu olan «tam yetersizlik» durumları da vardır. Agorafobi Özellikle yalnız başına dışarı çıkmak korkusu olarak nitelenen ruhsal çöküntü ve güçsüzlük yaratıcı, nispeten çok rastlanan bir bozukluktur. Agorafobi genellikle buluğ çağında ve en çok 15-35 yaşları arasında başlayıp, erkeklerden çok, kadınlarda belirir. Bilinen bir tek basit nedeni yoktur. Çocukluktaki travmatik olaylardan ziyade, stress yaratan olaylar ve nörotik kişiliğin etken olması ihtimali yüksektir. Agyria (Gyrus yokluğu-Lissansefali) Bir gelişme bozukluğudur. Genetik olabilir, fakat bu konuda kesin bir dayanak yoktur. Beyinde hiç kıvrım (konvolüsyon) olmaz ve bunun sonucunda şiddetli akıl bozuklukları ortaya çıkar. Ajitasyon Bu çoğu zaman relaksasyon veya konsantrasyon yoksunluğu ile beliren ve sübjektif kuruntulardan ötürü ortaya çıkan bir huzursuzluk durumudur. Aslında, huzursuzluğun mutlaka belirmesi gerekmez. Süjenin davranışı tekrarlamalı ve amaçsızdır; amaçlı görünse bile hiçbir amaca ulaşamaz. Akathisia Sözlük anlamı «oturamamak» olan «akathisia» en ansefalit epidemisinde, aslında vücutça hareketsiz olan parkinsonizm hastalarındaki hafif huzursuzlukları, kımıldanmaları ve kalkıp yeniden oturma eğilimi ifade eder. Akçaağaç Balı İdrar Hastalığı Bu hastalık doğuştan mevcut bir metabolizma bozukluğudur. Lösin, izolösin ve valin gibi aminoasitler idrarla birlikte itrah olduğu için idrarın akçaağaç balı kokusunu andıran karakteristik bir kokusu vardır. Birçok vakada, semptomlar neonatal dönemde gelişememe, beslenme güçlükleri ve genellikle spastik paralize, konvülsiyonlara, erken ölüme yol açan hızla ilerleyici bir nörolojik yıkını biçiminde belirir. Bazı hastalar yaşarlar, ama şiddetli akıl geriliği gösterirler. Yan zincirli aminoasitler bakımından düşük bir dietle erken tedavinin başarılı olduğu ileri sürülmüştür. Bu durum, otosomal resessif tipte bir kalıtım biçimidir.
__________________
Ya kendin gibi görün yada gözüme hiç görünme! Bozuk Kırık Link varsa lutfen Ozel mesaj atarak bildiriniz,Linkleri Yenileyelim HİÇ KİMSE BEN,BENDE HİÇ KİMSE DEĞİLİM.MENFAATLERİN ÖTESİNDEYİM ...BEKLERİM!(FARKIM TARZIM)GÖRELİM MEVLAM NEYLER,NEYLERSE GÜZEL EYLER,KUL BELA BULMAZ HAK YAZMADIKÇA,HAK BELA YAZMAZ KUL AZMADIKÇA,KUL KADERİNİ YAŞAR BAHTINA NE ÇIKARSA ..
Konu almira tarafından (06-10-2009 Saat 10:36 AM ) değiştirilmiştir.. |
|
|
|
|
|
#2 (permalink) |
|
|
B
Babcock Cetveli Zekâ gerilemeleri Babcock-Levy testiyle belirlenerek sonuçlar Babcock cetvelinde gösterilir. Barbitüratlar Barbitüratlar genel depresanlardır, fakat santral sinir sistemi bunların etkisine karşı, öbür dokulara kıyasla, daha duyarlıdır. Santral depresan etkiler bileşiğe, dozuna, uygulama yoluna ve o sırada sinir sisteminin eksitabilite derecesine göre, hafif sedasyondan komaya kadar değişir. Önce neokorteks etkilenir; disinhibisyon ve öfori etkileri, alkol kullanımı sonunda görülen etkilere çok benzer; barbitüratların «hafif» uyuşturucu maddeler olarak kullanılması bu yüzdendir. Barbitüratlar klinik bakımdan hipnotik olarak kullanılır. Uykusuzluk başlangıçlarında genellikle kısa süre etkili bileşiklerin, geceleri rahatsızlık veren uyku ye sabah erken uyanma durumlarında da daha uzun süreli bileşiklerin verilmesine rağmen, bazı araştırmacılar etki süresini uzatmak için dozu arttırmanın daha iyi bir yol olduğunu ileri sürmektedirler. Psikiyatride barbitüratlar etkin anksiolitik ilaçlardır ve geçmişte bu amaçla yaygın olarak kullanılmışlardır. Son onbeş yıl içinde benzodiazepin bileşiklerinin, bazı belirgin avantajları dolayısıyla, anksietenin tedavisinde barbitüratların yerini aldığı görülmüştür. Yine de, anksietenin giderilmesinde barbitüratların sınırlı fakat yararlı bir fonksiyonları vardır. Psikotik veya nörotik hastalıkta akut ve şiddetli davranış bozuklukları derhal kimyasal bir frenleyicinin uygulanmasını gerektirebilir. Oral veya parenteral barbitüratlar bir trankilizanın yerine veya trankilizan terapisini destekleme amacıyla kullanılabilecek yararlı bileşiklerdir. Barbitüratların disinhibisyon etkileri, narkoanalitik tekniklerde teşhis için kullanılmaktadır, Fenobarbiton bu grubun uzun süreli etki gösteren bir bileşiğidir. Öbür bileşiklerden farkı, hafif bir ruhsal depresyon yaratma özelliğidir; bu yüzden psikiyatride pek rağbet görmemiştir. Oysa antikonvülsan olarak uzun bir zamandan beri yarar sağlamaktadır. Normal dozlarda kullanıldığı zaman, barbitüratların yan etkileri çok sık görülmez. En çok rastlanan şikâyet, ertesi sabah duyulan ve sarhoşluk sonrasını andıran hafif bir rahatsızlık ve sıkıntı duygusudur. Hipersansitivite reaksiyonları pek görülmez; bunlar çoğu zaman lekeli kabartı ve ürtiker biçiminde belirir. Yatkın hastalarda akut porfiria'ya (kanda porfirin mevcudiyeti) ender olarak rastlanır. Barbitüratlara tolerans hemen başlar ve aynı etkinin sağlanması için doz gittikçe artar. Alkol gibi diğer depresanlara karşı bir çapraz toleransa rastlanmamıştır. Barbitüratların hafif dozda sürekli kullanılmaları kolayca alışkanlığa yol açabilir. Bu özellikle kronik anksietesi bulunan hastalar için sözkonusudur. Barbitürat kullananların bunu bırakmaları halinde şiddetli anksiete, titreme, göz seğirmesi, baş dönmesi, bulantı, kusma ve kilo kaybı görülür; bu arada ihtilâçlara ve delirium durumlarına da rastlanılabilir. Uzun süreli yüksek dozaj sonucunda, alışkanlığın yanısıra, sürekli entoksikasyon ve kişilik sorunları da ortaya çıkabilir; duygularda (affekt) kararsızlık, sinirli ve kavgacı bir tutum, konsantrasyon ve hafıza bozuklukları ile yanlış kararlar halinde beliren akıl fonksiyonu bozuklukları görülür. Motor koordinasyon bozuklukları ataksiye, dizartriye ve nistagmusa yol açar. İntihar girişimi amacıyla aşırı barbitürat dozları alınması üzüntü verecek derecede olağan hale gelmiştir; bu bakımdan depresyon hastaları için özellikle yüksek olan tehlike derecesi her zaman göz önünde tutulmalıdır. Aşırı barbitürat dozu alınan durumların bir kısmının rastlantı olduğu ve barbitürat otomatizmi, yani şaşırarak istemeden tekrar normal dozda barbitürat almaktan ötürü meydana geldiği ileri sürülmektedir. Basit Şizofreni Şizofreninin bir altgrubu olan bu bozukluk en az tanımlanmış ve en güç teşhis edilen vak'alardan biridir. Başlıca özellikleri sinsi bir başlangıç göstermesi ve açık klinik semptomlar bulunmamasıdır. İleri adolesans döneminde, tuhaf davranışlar, sorumlulukları ihmal, toplumsal ilişkilerde zayıflama, mantıksız davranışlar ve toleranssızlıkla belirir. Klinik muayenede, daha önceki toplumsal yetersizliklere kolay açıdan bakma dışında, çok az anormallikler görünebilir. Oysa, hastanın yakınları onda umursamaz bir kayıtsızlık veya sürekli yakınmalara, eskiden gösterdiği sevgi yerine kavgacı bir despotluğun farkına varırlar. Toplum koşullarına ve akrabaların göstereceği destek derecesine göre, hasta alkolizm ya da fuhuş gibi tuhaf davranışlara veya toplumsal bir düşüşe sürüklenebilir. Basit şizofreni hastalarından çoğunluğunun psikiyatrik hastahanelere alınmayıp basit suçlular, serseriler ve diğer toplumsal uyumsuzlar sınıflarında yer aldıklarına inanılmaktadır. Baş Ağrısı Lokal organik lezyonlar (ya da fonksiyon bozuklukları) nedeniyle olan baş ağrılarını sistemik hastalıktan ileri gelen baş ağrılarından ayırdetmek gerekir. Ayrıca, bu iki tür başağrısı, psikolojik faktörlerden ileri gelen veya bu faktörlerle ilgili baş ağrılarından da ayırdedilmelidir. Birçok vakada, lokal fizik ve psikolojik faktörler arasında bir bağlantı bulunur. Lokal organik lezyonlar arasında serebral tümör, subdural hematoma, temporal arterit, sinüzit, vazomotor rinit ve migren vardır. Baş ağrısının sistemik nedenleri arasında ise hipertansiyon, böbrek yetersizliği, amfizem, göz yorgunluğu (refraktif hatalar nedeniyle) ve konstipasyon vardır. Klinik tababette en sık görülen vakalar muhtemelen gerilim baş ağrılarıdır. Ağrı genellikle frontal, bazan oksipitaldir, bazan da kranyuma kadar yayılır. Sorumlu *****izmanın oksipito-frontalis kasındaki bir spazm olduğu ileri sürülmüştür. Baş ağrısı çekenlerin fazla anksiete göstermedikleri söylenmektedir, baş ağrısı bir çeşit boşalma semptomu görevini görür. Ortamsal stress ve yorgunluk, presipitan faktörlerdir. Gerilim baş ağrısının ayırıcı teşhislerinden biri migrendir. Depressif hastalıklı kişiler baş ağrısından, daha doğrusu kafatasında anormal ve nahoş duygulardan şikâyet etmektedirler. Bazı hastalar bunu kafalarının tepesinde bir basınç duygusu olarak, bazıları ise kafalarına sıkı bir şerit sarılıymış gibi bir duygu olarak tanımlamaktadırlar. Kronik hipokondria hastalarından bazıları baş ağrılarından yakınırlar, ama bu genellikle başta tuhaf duygulardan ibarettir. Bu tanım bazan elektrik, bazan da fizyolojik terimlerle dile getirilir, yani hasta «beyninden kan dalgaları aktığından» söz eder. Fizik tipteki baş ağrısının tedavisi öncelikle temelindeki bozukluğun tedavisidir; yine de, semptomatik tedavi de endike olabilir. Gerilim baş ağrıları çoğunlukla medazepam gibi trankilizanlarla giderilir. Oysa, aynı zamanda, psikiyatrik tedavi kaps***** da, kişiliğin ve ortamsal stresslerin değerlendirilmesi ve semptomlar başgöstermeden önce sitüasyonel baskıların daha iyi çözümlenmesini ve daha etkin bir deşarjın sağlanmasını amaçlayan bir psikoterapi girmektedir. Tamamen psikiyatrik olan sendromlar (yani, depresyon ve hipokondria), temeldeki duruma yeterli bir tedavi uygulanmasını gerektirir (elektrokonvülsif terapi, farmakoterapi, vs.). Belle indifference Histerik konversiyon semptomları gösteren hastalardaki uygun emosyonel ifade eksikliği anl***** gelir. Böyle bir hasta aksaklığından, meselâ paralize bacağından, şikâyet ederken aynı zamanda da buna karşı donuk ve kayıtsız bir emosyonel tepki gösterir; hattâ başka konularla ilgili şakalar yapıp gülebilir. Endişe verici bir semptom sayılabilecek bu durumu hiç düşünmediği, ilgi bile duymadığı bellidir. Belle indifference, şizofrenide görülebilen duygusal (affektif) donuklaşma veya tutarsızlıktan farklıdır. Doktorun teşhisine, şizofrenide görülen diğer özellikler ışık tutar. Bestialite (hayvanlarla cinsel ilişki) Cinsel uyarım amacıyla bir hayvanın kullanılması, bir inek veya kısrakla vaginal yahut anal koit (zoerasti), bir köpekle fellasyo, ya da hayvanın mastürbasyonu biçiminde olur. En çok adolesans döneminde, toplumdan uzak kalan çiftlik işçilerinde veya kişinin sevdiği süs hayvanlarıyla ilgili olarak rastlanır, kinsey adolesan çiftlik işçilerinden %17'sinin mutlaka bir hayvanla orgazma geçmiş olduğunu, oysa toplam nüfusa göre bu oranın ancak %6 olduğunu tahmin etmiştir. Bazı psikopatik, anormal hastalarda, zulüm eylemleri orgazmı stimüle edebilir (bestoseksüel sadizm). Tedavi, grup psikoterapisi ve ortamsal faktörlerin ele alınması yoluyla daha geniş bir toplumsal uyumun sağlanmasıdır. Beyin Bölünmesi Ender olarak, «intractable» epilepsinin giderilmesi için korpus kallosum, hippokampus komissürü, anterior komissür ve talamusdaki massa intermedia ameliyatla alınır. Bu ameliyat iki serebral hemisferi fonksiyonel olarak ayırır ve etkileri akademik bakımdan ilginçtir. Kişilik, mizaç ve zekâ hasara uğramaz ve hasta normal koşullar altında her iki hemisferin de serbest fonksiyon göstermesi durumunda normal davranış gösterir. Oysa, bazı özel durumlar bir hemisferin öbürünün aldığı stimulusları bilmesini önlediği zaman, belirgin yetersizlikler ortaya çıkar. Böylece bir hasta sol eliyle, sol bacağında stimüle edilen bir noktayı gösterebilir, ama bunu ne sözle, ne de sağ eliyle gösteremez. Konuşma, hesaplama, görme, emosyon, bilinçlilik ve irade üzerinde, değişik şartlar ve yaşlarda, yapılan benzer deneyler, beyin fonksiyonuyla ilgili önemli bir bilgi sağlayabilir. Beyin Skanı Klormerodrin merkür 197 veya 203, sodium perteknetat tc99 ve indium 113m gibi birtakım bileşiklerin intravenöz zerkiyle kan damarlarında bir anormallik olup olmadığı belirlenir. Bu radyoaktif bileşikler kısa ömürlüdür ve bir sodyum iodit (TI) kristalli çizgisel skanner kullanılarak beyinde taranır. Non-merkür bileşikleri, %70-80 kesinlikle, meninjiomalar gibi vaskülarize tümörlerin teşhisinde yardımcı olmalarının yanısıra, serebro-vasküler anormalliklerin ve dura altı hematomalarının gözükmesini de sağlarlar. Cıva bileşikleri sinir hücresine girebilir ve neoplazilerde tutulma artar. Ayrıca, ventrikülleri ve subaraknoid boşluğu gözlemlemek için intratrakeal yoldan teknetium serum albumen verilir. Beyin Tümörü Beyin tümörleri özellikle parazitik olan enfeksiyonlardan oluşabilir (sistikerkus, hidatid). Primer olarak ise bronchus'da, fakat muhtemelen göğüs, mide, prostat, pankreas veya böbrekte görülür. Tümörler beyni örten kısımda (meninjioma), beyin dokusunda (glioma), ventriküllerin içinde (üçüncü ventrikülde kolloid kist), kan damarlarında (anjioma), hipofiz bezinde veya kafatasının içindeki kranyal sinirlerde (oditer nöroma) oluşabilir. Çocukluk döneminde en çok rastlanan tümör habis serebellar medulla blastoma'dır. Oysa yetişkinlerde en az, daha yavaş büyüyen astrositoma kadar, infiltratif glioblastomaya da rastlanmaktadır. Bunlardan sonra da meninjiomalar ve oditer nöromalar gelir.Anjiomalar ender görülür. Kafatası iç basıncının artmasından ötürü olan semptom ve belirtiler arasında başağrısı (paroksizmal, «bıktırıcı», «zonklayıcı» veya «çatlayıcı»), kusma, papillodem, jeneralize konvülsiyonlar ve altıncı sinir felci vardır. Iritasyon veya nekrozdan ötürü olan lokal belirtiler arasında ise fokal epilepsi (Jackson yeya lobus temporalis nöbetleri), diğer kafatası sinir felçleri, piramidal belirtiler, afazi, görme bozuklukları ve diğer duyu kayıpları vardır. Zihinsel değişimler; depresyon, anksiete, sinirlilik ve paranoid yanılgılardır. Yavaş büyüyen tümörlerde hallüsinasyonlara ve uzun süreli «fonksiyonel» görüntülere (depressif ve paranoid) rastlanır. Sonunda apati, emosyonel uysallık, oryantasyon bozukluğu ve zekâ geriliği ile birlikte daha tipik bir organik tablo gelişir. Kafatası röntgeni (kemik aşınması, kireçlenmesi), ventrikülografi (deforme veya yanlış yerlerdeki ventriküller), serebral anjiografi (damarların yerleri, kan damarı tümörlerinin görülmesi), elektroansefalografi (fokal yavaş dalgalar), ekoansefalografi (ortadaki yapılarda kayma) ve beyin skanı (tümör dokusunda differansiyel tutulma) yardımıyla teşhis sağlanır. Lomber ponksiyon, kafatası iç basıncını ve serebro-spinal sıvıdaki proteinin artıp artmadığını gösterebilir, fakat ancak nöroşirürjik kolaylıkların sağlandığı yerlerde uygulanabilir. Özellikle meninjioma ve oditer nöromada iyileşme sağlayan tedavi yolu ameliyattır. Radyoterapinin rolü ancak palyatiftir. Beyin Yıkama Beyin yıkama teriminin kapsadığı birçok tekniğe, bazı ülkelerde rejime karşı çıkanların fikirlerini değiştirmek amacıyla başvurulmaktadır. Bunlar arasında endoktrinasyon, tekrarlı telkin, bir korku ve dehşet ortamı içinde zihinsel ve fiziksel yorgunluk yaratılması gibi teknikler vardır. Teknikleri uygulayanların amaçları, bir mahkemeye veya dünyaya karşı, tutukluya doğru yahut yanlış itiraflar imzalatmak ve tutukluyu o günkü rejime uymamakla ne korkunç bir suç işlediğine inandırmaktır. Beyin yıkamaya karşı gösterilen direnç, tutuklunun itidaline, ülkesi yahut Tanrısına inancına, fizik sağlığına ve sorgu yöntemlerine karşı daha önceden gördüğü eğitime bağlıdır. Bielschowsky-Jansky Hastalığı İleri çocukluk yaşlarında görülen bir çeşit amorotik kalıtsal zekâ geriliği Bilinç bulanıklığı durumları (twilight states) Çeşitli nedenlerden ötürü olan kısmi bilinçsizlik durumlarıdır. Bilinçlilik sınırlanır, anlama yeteneği körelir ve anormal davranış ya anormal akıl fenomenleriyle birlikte görülür, ya da bu fenomenleri yansıtır. Bir nöbet yahut nöbetler serisinden sonra bir saat kadar sürebilen bu durumlar, normal fonksiyona yalnızca kısmi bir dönüş olarak kabul edilebilir. Hughlings Jackson terminolojisine göre, bazı nöbetler de aynı şekilde, bilincin en yüksek düzeyine müdahale etmektedir. Böylece, ilaç entoksikasyonu (özellikle kannabis ve kokain) histerik disosiyasyon durumları (özellikle hafif serebral travmaların harekete geçirdiği durumlar) da aynı etkiyi gösterebilir. Fizik ve akıl performansın da yavaşlama, irritabilite ve fevri davranışlar, hallüsinasyonlar ve paranoid fikirlere rastlanabilir. Bunların diğer bilinçsizlik durumlarından farkı, nispeten kısa sürmeleridir. Bilinçlenme Tedavisi Operant şartlama ilkelerine dayanan bir davranış terapisidir. Hastaya sistematik olarak korktuğu şeyi yapması söylenir, bunu başardığı zaman terapistten övgüyle ödüllenir, başaramadığı zaman ise hiçbir karşılık görmez. Biçimleme tedavisinin model tedavisinden farkı, hastanın korktuğu eylemi terapistin kendisinin yaparak ona bir örnek olmamasıdır. Model tedavisi gibi, biçimleme tedavisi de fobik ve obsessif semptomlarda anlamlı bir yarar sağlayarak, şizofreniye ve çocukluk dönemindeki otizme sekonder olan davranış bozukluklarında yardımcı olabilir. Bilinç Bulutlanması Bilinç, dış ortamla tam bir temas ve dış ortamı kavrayarak organizmanın maksimum kapasitesiyle kullanma anl***** gelen bir «farkında olma» durumudur. Dolayısıyla, bilinç bulutlanması da bu bakımlardan daha düşük düzeyde olan herhangi bir bilinç durumudur. Uykuyla uyanıklık arasındaki durumlarda, bulutlanma fizyolojik olabilir. Beynin normal fonksiyonlarını etkileyen durumlarda ise, bulutlanma patolojik olabilir.Metabolizma bozuklukları, toksik durumlar, aktivasyon merkezlerinin bulunduğu hipotalamus bölgesinde yapısal hasar veya kortikal aktiviteyi bozan durumlar. Bilinç bulutlanması, klinik açıdan psikofizyolojik ve elektroansefalografik (EEG) yöntemlerle saptanır. Davranış bakımından da, aşırı uyku haliyle birlikte görülebilen apati veya kayıtsızlık durumu biçiminde belirir; fakat heyecan çok kere, delirium tremens'deki kadar belirgindir. Hafıza kayıt fonksiyonundaki periodik bozukluklar, yarı hafıza kaybı olarak belirir. Olayların sıralarının karıştırılması, zaman kavramıyla ilgili bozukluklar ise dikkat kaybı belirtileridir. «yedi serisi testi» kullanılarak konsantrasyon denenir; bu testte hastaya yüz sayısından yedi sayısını çıkarması, kalan sayıdan yine yediyi çıkarması, vs. Söylenir. Son olarak, bulutlanma zekâ fonksiyonuna müdahale edebilir ve sonucunda değişken bir entellektüel performans kaybı görülür. Ya basit bir stimulus-tepki testi, ya da seçilen tepkiyi belirtici bir test şeklindeki reaksiyon süresi testleriyle uyanıklık ölçülür. Bu testler bazan EEG ile birlikte uygulanır ve performans yavaşlamaları, yahut yapılan yanlışlar elektroansefalogramda yavaşlama ve anomali olarak gözükür. Uykudan önceki bulutlanma durumlarında görülen hallüsinasyonlara hipnagojik hallüsinasyonlar denir ve bunların fazla bir klinik önemi yoktur. Göz önünde bulundurulması gereken patolojik durumlar üremi, diabet, hipoglisemi, petit mal epilepsi, post-iktal durumlar, epileptik otomatizm veya füg durumları; barbitürat ve alkol entoksikasyon ve abstinansı; encephalitis lethargica, narkolepsi, üçüncü ventrikül hematoması ve kafatası iç basıncının artmasına yol açan birçok nedenlerdir. Bilinçsiz Yanlış Hatırlama Geçmiş yaşantıları, halihazırdaki emosyonel ihtiyaçlara cevap verebilecek biçimde, bilinçsiz olarak değiştirmek yahut yanlış hatırlamaktır. Binet Simon testi Binet ve Simon tarafından hazırlanan ilk zekâ testleridir. Gitgide zorlaşan otuz testi kapsar. Bu teste verilen cevaplara göre çocuğun zekâ derecesini gösteren bir cetvel hazırlanmıştır. Stanford-Binet testi ise bunun sonradan geliştirilen bir biçimidir ve ABD 'de yaygın olarak kullanılmaktadır.
__________________
Ya kendin gibi görün yada gözüme hiç görünme! Bozuk Kırık Link varsa lutfen Ozel mesaj atarak bildiriniz,Linkleri Yenileyelim HİÇ KİMSE BEN,BENDE HİÇ KİMSE DEĞİLİM.MENFAATLERİN ÖTESİNDEYİM ...BEKLERİM!(FARKIM TARZIM)GÖRELİM MEVLAM NEYLER,NEYLERSE GÜZEL EYLER,KUL BELA BULMAZ HAK YAZMADIKÇA,HAK BELA YAZMAZ KUL AZMADIKÇA,KUL KADERİNİ YAŞAR BAHTINA NE ÇIKARSA ..
|
|
|
|
|
|
#3 (permalink) |
|
|
C-Ç
Çağrışım (association) Bozuklukları Fikirler, sözcükler, yaşantılar veya stimuluslar ve tepkilerin aralarındaki ilişkilere çağrışım (association) denilmektedir. Böylece kişinin yaşantısında bu unsurlardan biriyle karşılaşmasını, ilişkili bir yaşantının çağrışımı izler. Bu çağrışımlar kişinin önceki yaşantısından ötürü meydana gelir ve birkaç kesin ilkeye göre oluşurlar. Bu ilkeler arasında en önemlileri yakınlık ve benzerlik «kanunlarıdır». Bu yollardan kurulan çağrışımlar birtakım öğrenim türlerinde, özellikle sözlü öğrenimde, hafıza ve düşünmede belirgindir. Sözlü çağrışımlar, sözcük çağrışım testleriyle incelenir; süjeye belli sözcüklere «aklına ilk gelen sözcükle» cevap vermesi söylenir. Benzer tipteki zincirleme çağrışım yöntemi psikanalitik. Tekniklerde belirgin bir yer almaktadır. Düşünce bozukluğu gösteren birçok şizofrenik hastada, çağrışım proçesi bozuklukları açıkça görülür. Bleuler bu durumun şizofrenide bir temel oluşturduğunu ileri sürmüş ve karakteristik belirsiz ve yersiz konuşmaya yol açan bir çağrışım «bölünmesi» ve «yersizliğinden» söz etmiştir. Bu gibi şizofreniklerde görülen kontrolsuz çağrışımlar, benzerliğe dayanarak oluşur; kafiyeli ve ses benzerliği bulunan sözcüklerin «çınlama» çağrışımları biçiminde konuşmalarında yansır. Capgras Sendromu Yanlış tanımayla ilgili bir yanılgı sendromudur. Çoğunlukla paranoid şizofreniklerde görülür, fakat diğer kronik paranoid psikoz hastalarında da mevcut olabilir. Hasta, çevresindeki insanların (yani hastahane personeli veya diğer hastaların) aslında kendi akrabaları veya dostları olduğunu ileri sürer. Bazı hastalar ise, daha ender olarak, hastahane koğuşundakilerin tanınmamak için görünümlerini değiştirdiklerini veya hasta «rolü oynamak» üzere oraya yerleştirilmiş akrabaları olduklarını ileri sürerler. Hasta, çevresindeki insanları böyle yanlış kimliklerle tanıma tema'sı üzerine, çeşit çeşit yanılgılar kurar. Tedavi (fenotiazinler, butirofenonlar, vs.) ve prognoz, bu yanılgının altındaki temel hastalığın tedavisi ve prognozudur. Çatışma Freudiyen psikanalitik yaklaşıma göre, aklın bilinçdışı bölümü çok önemlidir. Bir içgüdünün, ilk kaynağından, yani id'den (bkz.) ayrılarak ifade aramasının çatışmaya yol açtığı ileri sürülmektedir.Bu içgüdü, birkaç değişik kaynaktan kritik bir incelemeye uğrar; bu kaynaklar, ortamdaki gerçekliğe tekabül eden ego İle süperego'dur (vicdan) . Sonucunda aklın bilinçdışı bölümünde yer alan bir çatışma; baskı, simgeleştirme, vs.gibi birkaç akıl savunma *****izmasını harekete geçirir. Savunma *****izmalarının mutlaka patolojik olması gerekmez; aslında, bunların aktivitesi akıl sağlığı için şarttır. Ancak, uygun olmayan savunma *****izmaları hastalığa ve semptom formasyonuna yol açar; bunlar ise analiz ve hastanın uyumu bakımından daha uygun başka savunma *****izmalarının kurulmasını gerektirir. Kişilik gelişimi, çatışmaya karşı kullanılan predominan akıl *****izmalarıyla etkilenir ve yetişkinin kişiliği, çocukken kullandığı bu ilk *****izmaları silinmez bir damga olarak taşır. Doğuştan gelen biolojik predispozisyon da, kullanılan bu predominan *****izmalarda ve bireyin ego'sunun güçlülüğünde ve güçsüzlüklerinde rol oynar. Psikanalitik teori, hastanın bu bilinçsiz çatışmaların bilincine vararak bunları çözümleyebilmesi için başlıca yolun psikanalitik tedavi olduğunu varsaymaktadır.Hasta, bu tedaviyle, çatışmalarının bilincine varıp bunları çözümleyerek, akıl bozukluğundan kurtulmaktadır. Çeteler Çocuklarda oyun oynama veya suç işleme daha ziyade bireysel biçimde görülür, ama büluğ çağına doğru topluluk kavramı güçlenir.Bundan sonra, özellikle sosyal olanakların bulunmadığı geniş iskân bölgelerinde daha büyük bir ünite olan çeteler kurulur.Bu gibi bir çetenin yalnızca suç işleme amacı veya yalnızca toplumsal destek ve ortak eylemlerde bulunma amacı gütmesi, hem o bölgedeki toplumsal koşullara, hem de önder(ler)in kişiliğine göre değişir. Belli dönemlerde, bu çeteler o günün modasına uyarlar; örneğin, saçlarını kazıtırlar. Adolesans döneminin sonuna doğru, birçok üye bu çetelerden ayrılma eğilimi gösterir ve çete eylemlerinin yerini flört yahut evlilik alır. Cezaevi Psikozları Yalnızca cezaevi ortamında gelişen psikotik bir ruhsal çöküntü durumudur. Klinik tablo, genellikle paranoid bir hastalığı andırır; ama depresyon hattâ delirium özelikleri de gösterebilir. Tutukluluk durumunun yarattığı gerilimler ve mahkûm için bunun toplumsal ve kişisel sonuçları, hastalığın biçimini etkiler. Bu psikozlara bazan «temaruz» gözüyle bakılmasına rağmen, cezaevinde gelişen psikotik semptomların dikkatle tedavi edilmesi doğru olur; aksi takdirde delüzyonlarm etkisi altında, beklenmedik bir intihar olayına, yahut bir gardiyana düşüncesizce bir saldırıya yol açabilir. Psikopatlar normal kişilere kıyasla, psikiyatrik hastalığa yakalanmaya daha yatkındırlar. Hekimler bir mahkûmun psikopat olarak damgalanmış olmasının, kendi yargılarını etkilememesine özellikle dikkat etmelidirler. Cilt Bozuklukları Anksiete, heyecan, utanma yahut öfke gibi emosyonel durumlar, ciltte sararma, terleme veya kızarma gibi değişik reaksiyonlara yol açabilir. Birçok dermatolojik bozukluğun karmaşık bir etyolojisi vardır; allerji ve psikolojik faktörler önemli rol oynar. Stress dönemlerinde, dermatit, ürtiker, vulvalarda veya anüste kaşıntı, yahut akne belirmesi, yada önceden mevcut bir cilt durumunun şiddetlenmesine sık rastlanır. Enfantil ekzemada olduğu gibi, yapısal bir predispozisyon da muhtemeldir, ama daha ziyade bastırılmış düşmanlık yahut cinsel çatışmalar gibi psikopatolojik durumlar sözkonusu olabilir. Bilinçli yahut bilinçsiz dürtüler, kişinin kendi cildine zarar vererek lezyonlar yaratmasına yol açabilir . Cinayet Cinayet insidansı, toplumdan topluma değişir. İngiltere'de ve İrlanda'da yılda yaklaşık 160 cinayet işlenmektedir, oysa yalnızca New York'ta yılda yaklaşık 5000 öldürme vakası kaydedilmiştir. İngiltere'de katillerin % 25'i intihar etmektedir. Amerika'da katillerde intihar oranı daha düşüktür. Cinayet nedenleri ise, ülkeler arasında fazla bir farklılık göstermemektedir. Ancak cinayet tiplerinin nisbi frekansları farklıdır — eşlerini aldatan kadınlar, Avrupa ülkelerine kıyasla, bazı Uzak Doğu ülkelerinde daha çok öldürülmektedir. Kıskançlık, cinsel şiddet, öç, çıkar, kendini savunma ve kavga gibi durumların hepsi cinayetle sonuçlanabilir. Karşılaşılan belli birtakım tablolar vardır. Örneğin sık sık kız çocuklar yakın bir akrabaları; orta yaşlı ve evli bir kadın, kıskanç ve depresyonlu eşi; bütün bir aile depressif bir hastalıktan mustarip bir aile büyüğü; bir anne şizofrenik oğlu tarafından öldürülmektedir. Psikopatlar sık sık fahişeleri öldürürler. Öte yandan, gerçekten sadomazohistik bir cinayete ender rastlanır. Hastalık derecesinde bir kıskançlık çok kere cinayete yol açar. Bu sendromu tanıyan bir psikiyatrist, bir cinayetin gerçekleşmesini önleyebilir. Cinayetle günün belli saatleri ve yılın belli zamanları arasında bir ilişki vardır. Örneğin, cinayetler çoğunlukla saat 18.00 ile 01.00 arasında işlenmektedir; saat 06.00 ile 08.00 arasındaki bir cinayeti, depresyonlu bir katilin işlemiş olması ihtimali yüksektir. ABD'de, cinayetlerin özellikle hafta sonlarında yahut tatil günlerinde işlendiği ispatlanmıştır.Katillerde, ister akıllı, ister deli olsunlar, fizik bozukluklar ve hastalıklar sık görülür. Cinsel Arzu, Anormal Cinsel arzu, orgazmla tatmin olan episodik cinsel heyecan özlemidir. Cinsel içgüdünün doğrudan doğruya bir belirtisidir ve nüfusta normal bir dağılım gösterir. Oysa bazan anormal cinsel arzu mevcuttur. Cinsel arzuları az olan ya da hiç olmayan (seksüel anhedoni) kimselerde frijidite, yahut empotans mevcuttur. Aşırı cinsel arzu duyan kişiler ise günde iki üç orgazm ile tatmin bulurlar (hiperseksüalite). Satiriasis ve nemfomani de, beyin hasarı, akıl geriliği, ilaç entoksikasyonu yahut psikopatiden ötürü cinsel arzunun patolojik artış biçimleridir. Cinsel Bozukluklar Cinsel bozuklukları olan kişilerden muhtemelen yalnızca çok azı yardım için hekime başvururlar. Bunun nedeni, birçok homoseksüelde olduğu gibi, hastanın değişmeyi istememesi olabilir; bazan da hasta suçluluk duygusu duyarak, zamanla sorununu kendisi yeneceğini umabilir. Birçok vakada hasta evlidir, iyi bir eş ve babadır, toplumun saygın bir üyesidir ve cinsel sapıklığını gizlice, çok kere stress dönemlerinde (örneğin, karısı gebeyken veya sevgi ve ilgi eksikliği duyduğu zaman) gerçekleştirir. Başka durumlarda da, hasta bütün hayatı boyunca gizli bir arzuyu kontrol etmiştir ve içki veya duygusal bir bozukluk yüzünden, yahut demansa giden bir hastalığın ilk safhalarında kontrolünü kaybedebilir. Cinsel arzularla ilgili aşırı bir davranış yüzünden tutuklanan kişi için psikiyatrik bir muayeneye başvurulması gerekir. Suçun bir akıl bozukluğu durumunda mı, yoksa «sui generis» mi işlendiği konusunda da bir karara varılmalıdır. Birinci durumda, hasta için klinik tedavi gereklidir. Cinsel sapıklıklar, normal heteroseksüel koitusla sonuçlanamayan «kendi-kendine-tatmin» biçimindeki cinsel davranışlardır. Sınıflandırılmaları şöyledir : (a) Cinsel obje bakımından sapıklık örneğin homoseksüalite, fetişizm ve bestialite (b) Hedef bakımından sapıklık — örneğin skoptofili, egzibisyonizm Ve transvestizm. Bu bozuklukların etyolojisiyle ilgili bilgi çok sınırlıdır. Psikodinamikaçıdan, normal cinsel olgunlaşma seyrinde.Bir gecikme yahut sapmadan ileri geldikleri düşünülmektedir. Otoriter, çocuğunun üzerine düşen bir anne veya zayıf yahut sert bir baba gibi faktörlerin çocukta kendini aynı cinsiyetteki ebeveynle özdeşleştirememeye,çözümlenemeyen bir oidipus kompleksine ve böylece emosyonel cinsel gelişme eksikliğine yol açtığı ileri sürülmüştür. Öte yandan, hiç değilse bazı homoseksüalite vakalarında, genetik ve antropometrik incelemeler,fizik ve muhtemelen kromozomal bir etyolojiye işaret etmektedir. Cinsel fonksiyon bozuklukları, cinsel obje ve hedefin normal olduğu, ama hastanın kendisini veya eşini tatmin edemediği empotans, dispareunia ve frijidite gibi durumlardır. Bu bozukluklara ayrı tedaviler uygulanır, ama birçok vakada bu üç bozukluğun ortak yanı, hastanın korkması ve başarısızlığın tekrarlılığı dolayısıyla suçluluk duygusunun, umutsuzluğunun ve anksietesinin artmasıdır. Bu kısır döngü hem bilinçli ve yüzeysel suçluluk duygusu ve anksiete kaynakları, hem de daha derin psikolojik kompleksler için geçerlidir.Pratisyen hekim, her zaman suçluluk duygusu ve anksietenin yüzeysel olduğu hastalarına yardımcı olabilir ve sonradan basit bir davranış terapisi yöntemi uygulayabilir. Cinsel Sapıklarda Hormon Tedavisi Bu tedavi biçimini isteyen yahut buna razı olan sapıklar hemen hemen yalnızca cinsel suç işleyenler, özellikle pedofiliaklardır Östrojen uygulanarak erkek hormonunun fonksiyonu dengelenir. Tedavi tabletler, depo enjeksiyon, yahut pellet emplantasyonu biçiminde uygulanır. En olumlusu, pellet emplantasyonudur. Oral uygulama en az olumlu tedavi biçimidir, çünkü uygulanması hastanın iyileşme azmine bağlıdır. Olumsuz etkileri bulantı (çok yüksek dozlarda), anerji ve kadınlaşma, özellikle memelerde büyümedir. Tedavi, hastanın çok azimli olduğu bir sırada, yakın bir kontrol altında ve hastaya tam bir açıklama yapıldıktan sonra uygulanmalıdır. Libido azalır yahut kaybolur, ama yönü değişmez. Tedavi, yakın kontrol altında, birkaç yıl sürdürülmelidir. Cinsiyet Rolü Cinsiyet rolü, bir kişinin erkek çocuk, erkek, kız çocuk veya kadın olarak durumunu tanıtıcı sözleri yahut davranışlarıdır. Bu rolü, genetik yapıdaki Y kromozomunun varlığı yahut yokluğu belirler. Y kromozomu doğrudan doğruya fetal gonad tipini etkiler. Bu gonadın uterus içindeki hormon salgısı, iç ve dış genital organların iki cinsel biçimden birine göre oluşmasından ve beyindeki cinsel tepkiden sorumludur. Normal kişilerde bu cinsel eğilim, doğumda, belirlenen cinsiyete, yetişme sırasındaki cinsiyet rolüne ve sonucunda oluşan cinsiyet rolüne uygundur. Psödo-hermafroditizm vakalarında ise, gerçek cinsiyet doğumda yanlış belirlenir ve sonucunda kişi karşı cinsin cinsiyet rolüne göre yetiştirilip bunu edinir. Bu vakalarda cinsiyet rolü, eskiden ileri sürülen görüşlerin tersine, adolesans döneminde bile başarıyla değiştirilebilmektedir. Erkeklerdeki ara-cinsiyet vakalarında, adolesans döneminde yanlış belirlenen kadın cinsiyet rolü dolayısıyla, hastada gittikçe artan bir tatminsizlik belirir ve çok kere gerçek cinsiyetine dönmesi için ameliyat ve sosyal değişim gerekir. Transseksüalizm, psikolojik bir çapraz-cinsiyet benimsenmesidir; aslında cinsiyeti kadın yahut erkek olan kişi, kendisinin karşı cinsten olduğuna inanır ve ancak o cinsiyetin rolünü yaşadığı zaman rahat eder. Bu gibi vakalarda, hastaların arzu ettikleri cinsiyet rolünü tamamen kazanabilmeleri için sık sık genital organlarında, vs. cerrahi kozmetik müdahaleler gerekir. Normal genital organlar üzerindeki bu gibi mütilasyon işlemlerinin olumluluğu konusunda henüz hiçbir psikiyatrik yahut cerrahi görüş birliği yoktur. Cinsiyete Bağlı Kalıtım Cinsiyete bağlı özellikler ender ve yalnızca erkeklerde görülür. Kalıtımın etkilenmeyen kadınlar aracılığıyla gerçekleştiği düşünülmektedir. Anormal genin X kromozomuyla geçtiğine ve taşıyıcı olan kadında diğer normal X kromozomlarıyla maskelendiğine, oysa etkilenen erkekte maskelenmediğine inanılmaktadır. Ender görülen ve akıl geriliğiyle ilgili olan cinsiyete-bağlı kalıtım durumları arasında okülo-serebro-renal sendrom, Hunter sendromu ve bazı konjenital hidrosefalus vakaları vardır. Duchenne tipindeki bazı psödohipertrofik kas distrofisi ve nefrojenik diabetes insipidus vakalarında da akıl geriliği görülebilir. Bazı cinsiyete bağlı kalıtım durumlarında, örneğin glükoz-6-fosfat dehidrojenaz yetersizliğinde, kadının taşıyıcı olup olmadığı, biokimyasal yoldan belirlenir. Çocuğun Üzerine Düşmek Üzerine düşülen çocuğun kendi başına birşey yapmasına izin verilmez, daha küçük bir çocuğa gösterilecek davranış gösterilir ve annesiyle aşırı fizik temasa maruz kalır. Bu tip çocuk yetiştirmenin birçok nedeni olabilir. Anne, aslında çocuğu istememesiyle ilgili kendi suçluluk duygularına karşı aşırı bir reaksiyon gösteriyor veya çocuğun aşırı narin olduğu yahut fizik bir hastalık geçirdiği bir dönemden kalma bir alışkanlığını sürdürüyor olabilir. İlgiden yoksun bir çocukluk dönemi geçirmiş bir anne, kendisini çocuğunun yerine koyarak, kendi hissettiği eksiklikleri aşırı telâfi yoluna sapabilir. Bu gibi davranışlar sık sık çocukta olgunlaşma ve bağımsızlaşma gecikmesine (örneğin okul fobisi ), belirgin bir anne bağımlılığına ve «şımarık çocuk» davranışına yol açabilir. Çocuk Katilliği Yasalara göre, bir kadının taammüden çocuğunu öldürmesi suçtur. Çocuğunu öldürdüğü için cezalandırılan kadınların hepsinde doğum psikozları sözkonusu olmayabilir. Bazıları psikotiktir, bazıları çocuklarını hırpalayarak öldürürler, bazıları umutsuzluğa düşen evlenmemiş annelerdir ve bu çocuklardan birçoğu istenmemektedir. Çocuğuna, saldırmaktan yahut onu öldürmek istemekten söz eden her annenin (çocuk ne yaşta olursa olsun), âcil psikiyatrik tedavi görmesi ve çocuğun hayatını kurtarmak için hemen çocuktan ayrılması gerekir. Çocuk Rekabeti Çocuklar birbirlerine karşı, tıpkı aile dışındakilere duydukları emosyonları duyabilirler. Annenin, babanın, öbür kardeşlerin ve ailenin öteki üyelerinin sevgisi için rekabet, aile grubunun yapısına göre değişir. Batıdaki ailenin «anahtarı» annedir ve çocuklar genellikle annenin sevgisi için rekabet ederler. Bazı vakalarda hayat boyunca bilinçli yahut bilinçsiz sürdürülen bu kardeş rekabeti, aile çevresinin dışındaki bireylerle kurulan ilişkileri etkileyebilir. Çocuklara Cinsel Saldırı Kız ve erkek çocuklara yapılan cinsel saldırılar, suçluya karşı öylesine olumsuz duygular yaratmaktadır ki, bazan şiddetli bir dayakla kurtulan bir suçlu talihli sayılır. Hapishanede, koğuştaki öbür mahkûmlar da onu cezalandırdıkları için, suçlu onlardan ayrı bir hücreye kapatılmayı gönüllü olarak talep eder. Dolayısıyla, kız ve erkek çocuklara yapılan cinsel saldırıların aslında çok az fizik yahut akıl hasarına yol açması şaşırtıcıdır. Cinsel saldırı suçunun işlendiği, sık görülen birkaç durum vardır: yaşlı bir erkek 5-12 yaşında kız çocukları evine çağırır, para yahut şeker vererek kandırır ve onlarla cinsel oyunlara girişir; geri zekâlı bir genç, kendinden daha küçük yaştaki çocuklarla dostluk kurar ve bunlardan biriyle arasında cinsel bir ilişki kurulabilir; amcalar, yeğenler ve diğer aile bireyleri, akrabalıklarını bir kız ya da erkek çocuğa cinsel saldırı amacıyla kötüye kullanabilirler. Pedofiliaklar, yani yalnızca çocuklarla cinsel ilişki kurabilen erkekler, tehlikeli cinsel saldırı suçları işleyebilirler. Bu saldırı tekrarlama ve kalıplaşma (sterotipi) eğilimi gösterir ve cezaya yahut psikiyatrik tedaviye duyarlık göstermez. Hormon emplantasyonu biçiminde kimyasal kastrasyon endike olabilir. Ender görülen, zalimce çocuk cinayetleri hemen her zaman pedofiliaklar tarafından, işlenir. Cotard Sendromu Bugün ender kullanılan bu terim, ilk olarak bir 18. Yüzyıl Fransız psikiyatristi olan Cotard tarafından, nihilistik delüzyonların hâkim olduğu bir akıl durumunun tanımlanması amacıyla kullanılmıştır. Tam bir diagnostik tablo değildir ve bu delüzyonlardan mustarip hastalardan çoğunluğunda psikotik (endojen) depresyonlar mevcuttur.
__________________
Ya kendin gibi görün yada gözüme hiç görünme! Bozuk Kırık Link varsa lutfen Ozel mesaj atarak bildiriniz,Linkleri Yenileyelim HİÇ KİMSE BEN,BENDE HİÇ KİMSE DEĞİLİM.MENFAATLERİN ÖTESİNDEYİM ...BEKLERİM!(FARKIM TARZIM)GÖRELİM MEVLAM NEYLER,NEYLERSE GÜZEL EYLER,KUL BELA BULMAZ HAK YAZMADIKÇA,HAK BELA YAZMAZ KUL AZMADIKÇA,KUL KADERİNİ YAŞAR BAHTINA NE ÇIKARSA ..
|
|
|
|
|
|
#4 (permalink) |
|
|
D
Davranış En geniş anlamıyla «davranış», bireyin herhangi bir sitüasyon karşısındaki total tepkisidir. Belli bir davranış biçimi ortam veya bireyle ortam arasındaki ilişki üzerinde birtakım etkiler yaratarak sitüasyonu değiştirir. Psikoloji artık bir davranış bilimi olarak tanımlanmaktadır. Bu düşünce j. b. watson tarafından ortaya atılmıştır. Watson, psikolojinin objektif bir bilim olabilmesi için, yalnızca doğrudan doğruya gözlemlenebilen ve ölçülebilen fenomenlerin ele alınması gerektiğini ileri sürmüştür, Watson'a göre davranış, şartlı reflekslerden türeyen ve doğuştan gelen birtakım motor ve guddesel tepki biçimlerine göre oluşan entegre huy sistemlerinden ibarettir. Konuşulan dille ilgili huylar, «imalı» bir nitelik taşıyabilmelerinden ötürü, özellikle önemlidirler. Davranışçı gelenek ve özellikle laboratuvar deneylerinin üzerinde hâlâ durulmaktadır; fakat çağdaş deneyci psikologlar davranışı daha genel tanımlama eğiliminde olup öğrenme ve motivasyon gibi proçeslerle ilgili kuramsal açıklamalarını hipotetik, üzeri örtülü değişkenlerle dile getirirler. Deja Vu Paramnezi veya hafıza sapıklıkları çeşitlerinden biri; bir yanlış hatırlama duygusudur. Olagelecek olaylarla ilgili bir önsezi ve bunun yanısıra bu olayların daha önce olduğu konusunda tuhaf bir duygudur. Bu duygu, daha önce gerçekten yaşanılan bir duruma yeniden girmenin yarattığı anılara benzemez. Bu duygu daha zorlayıcı bir nitelik taşır; hafif bir anksiete duyulur, çünkü kesinlikle yeni meydana gelen durumların öylesine güçlü bir hatırlama duygusu uyandırması endişe vericidir. Bu ve diğer paramneziler, majör konvülsiyona yol açabilen bir psikomotor nöbet «aura»sı gibidirler. Ama bu duygu, nöbetin tek belirtisi olabilir. Depersonalizasyonla birlikte fobik anksieteden mustarip hastalarda da, lobus temporalis fonksiyon bozukluğundan şikâyetçi hastalarda olduğu gibi, «deja vu» duygusu şikâyeti olabilir. Ayırıcı teşhis, daha ziyade EEG bulgularına, diğer nöbet fenomenlerinin ve epileptik bir bozukluk için muhtemel bir etyolojik faktörün olmamasına dayanır. Şizofrenik (bkz.) Hastalar, zaman niteliği ve kendi önsezileriyle ilgili delüzyonlar ifade edebilirler. Bu duyguların niteliği oldukça farklıdır ve ikna yoluyla vazgeçirilemeyip inatçı bir biçimde sürdürülür. Delirium Delirium, beyin fonksiyonunun organik bir bozukluğu olup hafif oryantasyon bozukluğu ve hafif zekâ değişimlerinden, belirgin entellektüel fonksiyon kaybı, korkulu kuruntular, çılgınca huzursuzluk ve koma vijil'deki tepki kaybına kadar değişen çeşitli durumları kapsar. Bu akıl değişimleri çok çeşitli zayıf düşürücü durumlarla (hipoksi, kalb hastalığı, üremi, diabetik ketoz), salisilatlarla, hipnotiklerle, alkol ve eksojen zehirlerle prensipite olabilir. Yetişkinlere kıyasla, çocuklarda enfeksiyona tepki olarak delirium daha sık görülür. İlk aşama ilgi sürdürme güçlüğüdür, değişimler akşama doğru daha iyi görülür. Emosyonel denge kararsızlığı, huzursuzluk ve olaylarla ilgili bilgiyi kavrama ve sürdürme başarısızlığı belirgindir.Zaman ve yer bakımından oryantasyon bozukluğu (özellikle hasta bir durumdan başka bir duruma geçtiği zaman), algı illüzyonları, anksiete ve aşırı aktivite başgösterir. Kontrol sorunları geceleri şiddetlenir,çünkü genellikle uyku ritmi bozulur,illüzyon olanağı artar ve metabolik değişimler temeldeki durumu şiddetlendirebilir. Hastanın daha önceki kişiliği psikozun muhtevasını ve yarattığı ajitasyon derecesini bir dereceye kadar etkileyecektir. Fizik muayene, kaba tremorlar ve miyoklonus gösterebilir. Normal EEG ritmi, akıl bozukluğu derecesine paralel bir yavaşlama gösterir, ama fokal anomali göstermeksizin bilateral olarak senkronize kalır. Delirium tedavisi, temeldeki durumun tedavisidir. Gürültü çıkaran ve güç kontrol edilen hastaların yatıştırılmasında sedatif kullanma eğilimine karşı koyulmalıdır, çünkü bunlar düşük dozlarda yalnızca deliriumu arttırır ve yüksek dozlarda tehlikeli olabilir. Delirium Tremens Alkole fizik bağımlılıkları olan kişilerde görülen geçici bir organik psikozdur. Bu durum genellikle uzun bir içki döneminden sonra görülür ve abstinansla presipite olabilir, ama bu şart değildir; şiddetli enfeksiyon da bu duruma yol açabilir. Otuz yaşından genç kimselerde az görülür. Korsakoff psikozunun başlamasından önce görülebilir. Genellikle bir anoreksia, huzursuzluk ve korku dönemi olan prodromal dönemde nöbetler olabilir. Bunu uyanıklık ve kâbuslar izler ve bundan sonra hastada aşırı aktiviteyle birlikte gerçek bir delirium durumu, zaman ve yer bakımından oryantasyon bozukluğu, konuşma ve davranış tutarsızlıkları başlar. Ruhsal duruma dehşet hâkimdir, gelip geçici delüzyonlar, böcek ve ufak yaratıklarla ilgili vizüel nitelikte korkunç hallüsinasyonlar mevcuttur. Dudaklarda, dilde, yüzde ve kollarda hafif tremorlar ve yüksek ateş görülebilir. Delirium tremensde, uygun tıbbi tedavi; vitamin satürasyonunu, sıvı uygulanmasını, enfeksiyon (örneğin pnömoni) mevcutsa antibiotik tedavisini ve trankilizan kullanımını gerektirir Delüzyonlar (Yanılgılar) Delüzyonlar yanlış inançlardır, akıl yoluyla gerçek olmadıkları yahut olanaksızlıkları hastaya ispatlanamaz ve hastanın kültür ve öğrenim geçmişiyle bağdaşamaz. Bu nitelikler önemlidir, çünkü yanlış inançların hepsi delüzyon değildir. Yanlış inançlar informasyon hataları olabilir; bunlar ikna yoluyla hastaya anlatılarak düzeltilebilir. Bu gibi inançların delüzyon olup olmadığını belirlemek için, hastanın kültürel geçmişiyle karşılaştırılarak değerlendirilmelidir. Delüzyonlar muhteva, süre ve şiddet bakımından kişiden kişiye ve aynı kişide farklı zamanlarda değişiklik gösterir. Muhteva çok kere hastanın ruhsal durumunu yansıtır. Böylece depressif bir hastada kendi değersizliği ve suçluluk duygusuyla ilgili delüzyonlar ve nihilistik delüzyonlar olabilir. Neşeli bir ruhsal durum, grandiöz delüzyonlarla yansıyabilir. Aynı şekilde korku, şüphe ve kıskançlık perseküsyon yahut sadakatsizlik delüzyonlarıyla belirlenebilir. Bazan delüzyon muhtevasıyla görünen ruhsal durum arasında epeyce fark vardır; örneğin kişisel bir felâket kayıtsızlıkla karşılanabilir. Hastanın bir delüzyona inanma derecesi, kayıtsızlıktan öfke ve kızgınlığa kadar değişir; bu da, hastanın delüzyona karşı tepki olarak gösterdiği davranışı etkileyecektir. Yanlış bir inanç zayıfladıkça, hasta bir «sezgi» kazanabilir; yani, inancının yanlış olduğunu kavramaya başlar. Bu arada sezgi, kısmi yahut artıp azalan bir intikal safhası geçirebilir. Süre bakımından, delüzyonlar kısa zamanda geçici olabilir; karakteristik olarak, manide, o anki yaşantı delüzyonları silebilir. Şizofrenide, özellikle paranoid tipteki şizofrenide, delüzyonlar sık sık kalıcılık gösterir. Bir hastadaki birçok delüzyon arasında hiçbir ilişki olmayabilir (sistematize olmayan delüzyonlar) yahut yakın bir ilişki olabilir (sistematize olan delüzyonlar). Sistematize delüzyonlara yol açan ilk yanılgı kabul edildiği sürece, bu delüzyonlar arasındaki bağlantı makul ve mantıklıdır; örneğin, eğer bir hasta ilk yanılgı olarak düşüncelerinin okunduğuna inanıyorsa, tıbbi bir cihazın bu amaç için kullanıldığı sonucuna varabilir. Demans (organik demans, kronik beyin sendromu) Zekâ, emosyon ve iradeyle ilgili global bir zihin fonksiyonu gerilemesi anl***** gelir; ama zekâ gerilemesi bu durumun esas özelliğidir. Başlangıç, şiddetli travma sonrası durumlar dışında sinsidir. Seyir, genellikle ilerleyici ve irreversibl'dir ama bazan böyle olmaz. Santral semptom üçlüsü zekâ gerilemesi, yakın geçmişteki olaylarla ilgili hafıza bozukluğu ve bilinç bulutlanması durumu olmaksızın kalıcılık gösteren zaman ve yer oryantasyonu bozukluğudur. Yargı ve inhibisyon kaybı (kontrol kaybı nedeniyle), öfke feveranlarıyla, cinsel taşkınlıklarla ve sosyal bakımdan kabul edilmeyecek diğer davranışlarla sonuçlanabilir. Aile maddi ve manevi zarara uğrayabilir. Soyulma, zehirlenme veya işkence görme delüzyonlarına sık rastlanır ve hastanın misillemeye girişmesine, yol açabilir. Erken safhalarda sistematize paranoid hastalıklar yahut uzun süreli psikozların yanısıra intihar veya intihar girişimleri görülebilir. Başlangıçta duygusal duruma anksiete, sinirlilik veya denge kararsızlığı hâkimdir; daha sonra yüzeysel ve budalaca olur, emosyonel tepkiler körlenir. Basit aktivitelerde organizasyon bozukluğu olur, konuşma tutarsızlaşır, kötü huylar ve vejetatif bir yaşantı başlar. Yetişkin gençlerde en sık rastlanan demans nedenleri arasında kafa travması ve ansefalit, orta yaşlılarda serebral tümör, frengi, miksödem, alkolizm, pernisyöz anemi veya presenil demans Tiplerinden biri, yaşlılarda senil dejeneratif veya serebrovasküler hastalık, tümör yahut subdural hematoma vardır. Normal basınç hidrosefalusu ihtimali de hesaba katılmalıdır. Depersonalizasyon (kişilikten uzaklaşma) sendromu Benlikle (depersonalizasyon) veya çevreyle (derealizasyon) ilgili gerçeklik dışı duygularıdır. Depersonalizasyon başlı başına, derealizasyon ise hemen her zaman depersonalizasyon duygularıyla birlikte oluşur. Bozukluk çok kere baygınlık duyguları ve felâket (yahut delirme) önsezileriyle birlikte, ani başlar. Bazan hasta kendisini bir makine, bir otomaton gibi hissettiğinden söz eder; bazı hastalar ise bu duyguyu, cam bir kafese kapatılmaya benzetirler. Bazı fobik hastalarda hiperventilasyon bir aracı *****izma olarak belirir; ayrıca bu sendrom ile migren ve non-spesifik serebral disritmi arasında ilişki bulunduğu da kaydedilmiştir. Depersonalizasyona, fobik anksiete durumlarından mustarip obsesyonel hastalarda ve depressif reaksiyonlar sırasında rastlanmaktadır. Genç şizofrenik hastalardaki depersonalizasyon çok kere derealizasyon ve pasiflik duygularıyla birlikte görülmektedir. Lobus temporalis epilepsisinde de ayrıca «deja vu» Fenomenleri mevcuttur. LSD Kullanan kişilerde, depersonalizasyon genellikle vizüel algısal ve beden imajı değişimleriyle birlikte görülür. Tedavi, bozukluğun temelindeki sendromun, yani depresyon veya şizofreninin tedavisidir. Depersonalizasyon durumundaki bazı fobik hastalarda günde üç kere 15 mg fenelzin ve günde üç kere 10 mg klordiazepoksid yararlı olmaktadır. Depressif Ekivalanlar Bazı hastalarda inatçı bir somatik şikâyete rastlanır; bu çoğunlukla, karakter veya dağılım bakımından bilinen hiçbir sendroma benzemeyen lokal patoloji şüphesi üzerine uygulanan hiçbir tedaviye cevap vermeyen, ama antidepresan bir ilaç veya elektrokonvülsif terapiyle bazan dramatik bir iyileşme gösteren kronik yüz ya da baş ağrısı dır. Bu vakalar «depressif ekivalan» kavr***** yol açmıştır. Aslında bu terim bazı bakımlardan çelişkilidir; çünkü bu hastalarda retardasyon ve suçluluk duygusu gibi klasik depresyon semptomları bulunmamasına rağmen, uygun bir anamnez alındığı takdirde diğer depresyon semptomları bulunur. Orta şiddette depresyon vardır (oysa hastalar çok kere ruhsal çöküntülerinin nedenini ağrı olarak görürler), uyuma ve konsantrasyon güçlüğü çekerler, enerjileri yoktur ve normal uğraşlarına duydukları ilgiyi kaybetmişlerdir. Atipik yüz ağrısının veya «intractable» baş ağrısının ayırıcı teşhisinde her zaman depressif hastalık hesaba katılmalıdır, ama depressif semptomların gerçekten bulunmadığı durumlarda, antidepressif tedbirlerin yarar sağlamayacağını da bilmek gerekir.
__________________
Ya kendin gibi görün yada gözüme hiç görünme! Bozuk Kırık Link varsa lutfen Ozel mesaj atarak bildiriniz,Linkleri Yenileyelim HİÇ KİMSE BEN,BENDE HİÇ KİMSE DEĞİLİM.MENFAATLERİN ÖTESİNDEYİM ...BEKLERİM!(FARKIM TARZIM)GÖRELİM MEVLAM NEYLER,NEYLERSE GÜZEL EYLER,KUL BELA BULMAZ HAK YAZMADIKÇA,HAK BELA YAZMAZ KUL AZMADIKÇA,KUL KADERİNİ YAŞAR BAHTINA NE ÇIKARSA ..
|
|
|
|
|
|
#5 (permalink) |
|
|
Depresyon
Bu terim maalesef en az üç anlamda kullanılmaktadır — ruhsal bir durumu, bir sendromu ve bir hastalığı tanımlar. Ruhsal bir durum olarak depresyon evrensel insan yaşantısının bir parçasıdır ve genellikle hayatın früstrasyonlarına ve hayalkırıklıklarına karşı bir tepki olarak, bazan da belli bir nedeni olmaksızın «durup dururken» gelişir. Depresyon sendromu, diğer birkaç semptomdan bazıları veya hepsiyle birlikte beliren— uykusuzluk, kilo kaybı, konsantrasyon yeteneksizliği, intihar ideasyonu, vs. — depressif bir ruhsal durumdur. Hastalık olarak depresyonda ise, yine bu sendrom mevcuttur, ama geçici değildir ve önemli fonksiyonel bozukluk sözkonusudur: hasta iş yapamaz yahut becerisi azalır, ya da zevk alma kapasitesini kaybetmiştir. Depressif hastalığa sık rastlanır; hattâ ciddi morbiditenin en belli başlı etkenleri olan koroner arter hastalığı, hipertansiyon ve kronik bronşitten sonra gelir (depressif hastalığın başlıca komplikasyonu olan intihar vakaları, mortalite tablolarında, yüksek bir insidans göstermektedir),İngiltere'de akıl hastahanelerinde yatan hastaların %35-40'ı depressif psikoz hastalarıdır. Klinik ve poliklinik hastalar dahil, yeni depresyon episodlarının insidansı yılda yaklaşık 100,000'de 500'dür.Bu da, ortalama olarak, genel tababetteki 3000 hastada, her yıl en az 15 yeni depresyon episodu görüleceği anl***** gelir —hattâ psikiyatri uzmanlarına havale edilmeyen hafif vakalar hesaba katılırsa, bu sayı muhtemelen çok yükselecektir. Depresyon semptömatolojisi, seyri ve tedaviye cevap çok değişkendir. Sınıflandırma çabaları gösterilmiş olmasına rağmen, bunların hiçbiri yaygın olarak benimsenmemiştir. Sık sık iki ayrı tip depresyon olduğu ileri sürülmüştür: psikotik yahut endojen depresyon (manik depressif hastalığın depressif safhası dahil) ve nörotik yahut reaktif depresyon. Bu ayrımın belirtileri yüzeyseldir, ama henüz daha iyi bir ayrım olmadığından, yaygın olarak kullanılmaktadır. Psikotik (endojen) depresyonlar çok kere belli bir neden olmaksızın gelişir; ama bazan belirgin bir stress sonrasında geliştikleri de olur. Bu depresyonlar hızla derinleşir ve hastanın ruhsal durumu bir günden öbürüne fazla değişkenlik göstermez. Oysa, gün boyunca belli bir değişkenlik gösterir; sabah en kötü durumdadır ve gün ilerledikçe iyiye doğru gider. Uyku ve iştah bozukluklarıyla kilo kaybı belirgindir. Uykusuzluğun en kötü safhası, gecenin ikinci yarısındadır; tipik olarak hasta uyumakta güçlük çekmez, fakat iki üç saat sonra uyanarak bundan sonra uyuyamaz. Çok kere ciddi bir iştah kaybı görülür ve bunun yanısıra 5 kg'luk yahut daha fazla bir kilo kaybıyla, konstipasyon, amenore ve libido kaybı vardır. Birçok hastada karakteristik bir motor retardasyonu gözlemlenir; konuşmaları ve vücut hareketleri yavaşlar, kapsam bakımından daralır ve çok kere spontan konuşma yeteneği kaybolur. Bazı hastalar ise endişe ve ajitasyon duyarlar, amaçsızca dönüp dolaşırlar, tekrar tekrar aynı soruyu sorarlar. Ruhsal durum depresyonu çok kere derindir ve yanısıra işde ve normal uğraşlarda tam bir ilgi kaybı görülür. Hasta hiçbir şey okumaz, çünkü okuduğunu anlamak için yeterli konsantrasyon gösteremez; televizyonu izlemez, çünkü ilgisini kaybetmiştir. Hemen her zaman hayatta zevk alacak birşey olmadığını söyler. Bu inanç, iyileşme ihtimaline duyduğu inançsızlıkla birleşince, kaçınılmaz olarak intihar düşüncelerine yol açar. Suçluluk duyguları ve hastanın uzun zaman önce işlediği hatalar ya da eylemsizliğe düştüğü için kendini suçlaması, durumu daha da kötüleştirir. Bazan bu suçluluk duyguları delüzyon niteliğine bürünerek, hasta aynı zamanda kendisini suçlayan ses hallüsinasyonları işitir. Nörotik yahut reaktif depresyonun tipik klinik tablosu daha az belirgindir ve belli psikotik özelliklerin yokluğuyla karakterizedir. Depresyon ya önemli bir kayıp veya hayalkırıklığından (terfi edememe, bir nişanlılığın bozulması gibi) sonra başlar, ya da belki de daha sık olarak, kronik bir früstrasyon ve tatminsizlik ortamında gelişir. Başlangıç, çok kere sinsidir ve günden güne değişkenlik gösterir; bazan karamsar dönemler arasında tek tük normale yakın «iyi günler» olur. Ağlama belirgin bir semptomdur. Hasta çok kere öylesine anksiyöz, gergin ve irritabldir ki, bu semptomlar depresyonu gölgeleyebilir. Uykusuzluk ve iştah kaybı şikâyeti görülebilir, ama daha ayrıntılı bir araştırma çok kere hastanın kilo kaybetmediğini, tersine aldığını, uyumakta güçlük çekmesine ve normalden daha az sağlıklı uyumasına rağmen, aslında fazla uyuduğunu ve uyandığı zaman kendisini hâlâ yorgun hissettiğini ortaya çıkarır. Genellikle kendine-acıma, suçluluk duygusundan daha belirgindir ve hasta sonunda, kliniğe yatırılmadan önce çok kere intihar girişiminde bulunur; ama ölüm genellikle önlenir. Psikotik depresyonlar daha ziyade enerjik, dışa dönük ve birkaç obsesyon özelliği dışında, belirgin nörotik eğilimler göstermeyen kişilerde olur.Bu hastalar çok kere daha önce depresyon veya mani episodları geçirmişlerdir ve hastalıkları tedaviyle, hattâ tedavi edilmeden de, tamamen giderilir, öte yandan, nörotik depresyonlara tipik olarak, hayatları boyunca şu ya da bu çeşit nörotik eğilim gösteren kimselerde rastlanır; bu eğilimler psikotik hastalıklar kadar şiddetli olmamakla birlikte, çok kere uzun sürer ve tam iyileşmez. İki klasik tablo bunlardır, ama aslında bu gruplardan birine veya öbürüne tam uyan çok az hasta vardır. Psikotik ve nörotik özellikler, türlü kombinasyonlarla, aynı zamanda mevcutturlar ve her ikisini birden gösteren hastalara tek bir tipteki vakalara kıyasla, muhtemelen daha çok rastlanır. Bu soyut sınıflandırma yine de yararlıdır, çünkü bir hastadaki semptomatoloji psikotik tabloya ne kadar yakın olursa, hastanın elektrokonvülsif terapiye yahut trisiklik ilaçlara cevap ihtimali de o kadar yüksektir. Böyle bir durumda, en uygun çözüm yolu herhalde depresyonları sürekli bir dizi olarak kabul etmektir. —hastaların çoğunluğu, biri tipik psikoz, öbürü nevroz olan iki kutup arasında yer alırlar. Oysa, bu yollardan yeterince belirlenemeyen başka depresyon sendromları da vardır. Bu noktada envolüsyonel melankoliden söz edilebilir. Bu durum eskiden ayrı bir vaka olarak kabul ediliyordu, çünkü olumsuz prognozu, obsesyonel premorbid kişilik niteliği ve klinik ajitasyon tablosu, depersonalizasyon ve hipokondria gibi özellikleri dolayısıyla, manikdepressif hastalıktan ayrılıyordu. Aslında, envolüsyonel melankolinin ayrı bir durum olduğunu gösteren genetik hiçbir delil yoktur: tedaviye cevabı diğer psikotik depresyonlardaki gibidir ve obsesyonel premorbid kişilik — semptomatoloji ne olursa olsun — depresyonların çoğunda ortak bir özelliktir. Bugünkü tababette, depresyon şikayetiyle hekime başvuran, ama aslında hayatları boyunca kişilik bozukluklarından mustarip hastalar daha önemlidir. Bunlarda çok kere uzun bir emosyonel «yoksunluk» (deprivation) sözkonusudur; çocuklukları, onların emosyonel gereklerini karşılayacak yahut anlayacak yetenekte olmayan birden fazla ailenin yanında geçmiştir. Bazan toplumdan uzak ve içine kapanık kimselerdir, ama genellikle çevresindekilerle bir dizi bağımlılık ilişkisi kurarlar ve ya sürekli ve aşırı ilgi, sevgi taleplerinde bulunarak, ya da fevri saldırgan davranışlar göstererek bu ilişkileri bozarlar. Cinsel ilişkileri dengesizdir ve genellikle fizik tatmin arzusundan ziyade, bir insanla yetersiz bile olsa, bir çeşit ruhsal ilişki kurma çabalarını yansıtır. Ruhsal durumları da tipik olarak dengesizdir, bazan kısa süren neşeli veya öfkeli episodlar görülür, ama temeldeki eğilim yoğun bir mutsuzluk olup hem intihar, hem de tekrar tekrar intihar girişimi vakalarına sık rastlanır. Geçici paranoid fikirler gelişebilir ve yoğun depresyon dönemlerinde geçici anoreksi yahut uykusuzluk görülebilir; ama genellikle semptom düzeni dengesiz ve belirsizdir. Karakteristik olarak, hiçbir zaman mutlu olduklarını hatırlamazlar yahut da çoğunlukla iyi ve hoşgörülü bir ebeveynle kısa süren tatmin edici bir ilişki dönemini toz pembe bir dönem gibi hatırlarlar. Depresyonlara bütünüyle kadınlarda, erkeklere kıyasla, iki kat daha fazla rastlanır, ama kadınlardaki yüksek oranın nedeni daha ziyade 25-45 yaş arasındaki kadınlarda yüksek frekans gösteren nispeten hafif nörotik depresyonlardır; 60 yaşından sonra ise, kadınlarla erkekler arasında çok az fark vardır. Nörotik depresyonlar daha çok yetişkin gençlerde ve daha ziyade kadınlarda görülür. Daha şiddetli psikotik depresyonların insidansı orta yaşa doğru gittikçe artar ve kadınlarla erkeklerdeki insidans farkı azdır. Yaşlılarda depresyonlar çoğunlukla psikotik tiptedir ve çok kere fizik hastalıkla birlikte görülür. Özellikle Parkinsonizm ve serebral arterioskleroz Başlangıcı gibi durumların yanısıra depresyon görülür. İlk olarak orta yaştan sonra depressifleşen hastalarda gizli neoplazi insidansının yüksek olduğunu belirten deliller vardır. Bu ilişkiler sonunda nasıl açıklanırsa açıklansın, bütün yaşlı depresyon hastalarında titizce fizik muayenenin şart olduğu bellidir. Bunlar, orta ve ağır şiddette depresyonların klâsik belirtileri olmakla birlikte, birçok anksiete durumlarının depressif hastalıkları gölgelediğini bilmek de önemlidir. Ayrıca birçoğunda somatik şikâyetler de görülebilir ve bir nevrasteni teşhisine yol açabilir. Dikkatli bir anamnez hiç değilse bazı depresyon semptomlarını ortaya çıkarabilir. Depresyon ayrıca alkolizm, özellikle dipsomani biçiminde de belirebilir. Son yıllarda depresyonun biokimyası artan bir ilgi toplamaya başlamıştır; ve araştırmalar çoğunlukla nispeten daha iyi belirlenebilen psikotik yahut manik-depressif depresyonlar üzerinde yoğunlaşmıştır. Çeşitli endokrin bozukluklarının çok kere depresyonla ilgili olduğunu gösteren klinik gözlemler, hormon anomalilerinin araştırılmasına yol açmıştır. Bugün en şiddetli depresyonlarda serum kortizol seviyelerinin yükseldiği ve depresyon iyileştiğinde bunların normale döndüğü ispatlanmıştır. Oysa bu kortizol oluşumu artışının etyolojik bakımdan önemli olup olmadığı, yahut yalnızca emosyonel uyarıma karşı spesifik olmayan bir tepki mi olduğu hususu henüz belli değildir: ikincisi daha muhtemeldir, çünkü tipik endojen depresyonlar adrenalektomiden sonra da görülebilir ve terapötik steroid. Uygulaması depresyondan ziyade öfori durumunu etkiler. Depresyonda serebral amin metabolizması anomalileriyle ilgili raporların gerçek aşamalara yol açması daha muhtemeldir. Şiddetli depresyonun, hipotalamus ve beyin sapında lokal amin konsantrasyonlarındaki tükenmeyle ilgili olduğu ispatlanmıştır ve bunun dolaylı yahut dolaysız olarak ruhsal durum değişimlerine yol açtığına işaret eden birçok bulgu mevcuttur. Bir Rauwolfia alkaloidi olan reserpin beyin sapı aminlerinde benzer bir tükenme yaratmaktadır ve depresyonu presipite etme özelliğiyle tanınır. Oysa her iki antidepresan ilaç grubu trisiklik grup ve monoamin oksidaz inhibitörleri kokain, amfetaminler ve elektrokonvülsif terapi, bu lokal amin konsantrasyonlarını arttırıcı etki göstermektedirler. Son zamanlarda, intihar ederek ölenlerdeki beyin sapı amin konsantrasyonlarının, başka nedenlerle ani ölenlere kıyasla, daha düşük olduğu ileri sürülmüştür. Hangi amin grubunun, yani katekolaminlerin (noradrenalin ve dopamin) mi, yoksa indolaminlerin (5-hiroksi-triptamin) mi daha önemli olduğu henüz belli değildir ve depresyona yatkın bir deney hayvanı bulunamaması, ayrıca insandaki beyin sapında deney yapmanın anatomik ve ahlaksal açıdan imkansız olması dolayısıyla, araştırma yapılamamaktadır; ama görünüşe bakılırsa, sonunda ruhsal durumun kimyasal temelini anlamaya yaklaşılmaktadır, endojen depresyonlarda (ayrıca manik hastalıklarda) da anormal yükseklikte intrasellüler sodium seviyeleri görüldüğünü ve bunların iyileşmeyle birlikte normale döndüğünü belirten raporlar da vardır. Bu elektrolit anomalileriyle yukarıda anlatılan amin bozuklukları arasında bir ilişki varsa, bunun ne gibi bir ilişki olduğu belli değildir, ama manik depressif hastalığın tedavisinde lityum tuzlarının etkinliği, bu elektrolit bozukluklarının, yalnızca mineral-kortikoid artışının sekonder bir sonucu değil, aynı zamanda etyolojik bakımdan da önemli olduğuna işaret etmektedir. Depresyon, fizikokimyasal terimlerle olduğu kadar psikolojik terimlerle de «anlaşılabilir» yahut «açıklanabilir». Gerçekten de, bu iki yaklaşım birbirini tamamlar. En yaygın benimsenen psikolojik açıklama, klasik bir Freudiyen görüş olan, depresyonun daha önce dışa yönelen saldırganlık impuls'larının içe doğru yönelmesi sonucunda oluştuğu görüşüdür. Depresyonun klinik belirtilerini tanıyan birisinin, depresyonla düşmanlık duyguları arasındaki yakın ilişki dikkatini çekecektir; ayrıca depresyonla dışa yönelen saldırganlık davranışının, birbirlerinin alternatifi olduğuna dair bazı epidemiyolojik deliller vardır. Oysa bugün bazı psikoterapistler, depressif hastalardaki saldırganlık duygularını yalnızca depresyona sekonder bir reaksiyon olarak görmekte ve ruhsal değişimi presipite edici başlıca faktörün hastanın kendine duyduğu saygıyı kaybetmesi olduğunu kabul etmektedirler. Etkin antidepresan ilaçların bulunmasıyla, özellikle genel tababette depresyon tedavisi bir değişime uğramıştır. Bunların en önemlisi trisiklik antidepresanlar (bkz. j grubudur; bu gruptaki en yaygın kullanılan bileşikler amitriptilin ve imipramindir. Bütün bu ilaçların karakteristiği, düzenli olarak yeterli dozajda en az iki hafta süreyle uygulanmadan önce antidepresan etkilerini göstermemeleridir. Sonuç olarak, hastanın ilaca cevap verip vermediğine karar verebilmek için en az üç, tercihen dört haftalık tedavi gerekmektedir. Bu ilaçlar ayrıca dozaja bağımlı oiarak atropin etkisine benzer belirgin etkiler göstermektedirler (ağız kurumasına, konstipasyona, terlemede artışa, vs. Yol açarlar). Bu yan etkileri asgariye düşürmek için düşük dozda (günde üç kere 25 mg) amitriptilin veya imipramin tedavisine başlamak, bir hafta sonra bu dozu arttırmak ve hazan depresyon cevap vermediği ve yan etki sorunlarıyla k arşılaşılmadığı takdirde günde 200 mg'a çıkarmak âdettir. Hekim bu ilaçları verirken, hastaya uzun bir tedavi süresinden önce kendisini daha iyi hissetmeyeceğini ve şikâyet edeceği yan etkilerin zamanla azalacağını belirtmelidir. Bu trisiklik ilaçlar nörotik depresyonlardan çok psikotik depresyonlarda etkindir; ama bu ilaçlar nörotik depresyonlarda bile yararlı olmaktadır. Aslında her iki tip depresyonda da, ilk başvurulacak tedavi budur. Antidepresan grubundaki bileşikler arasında çok az fark vardır; ancak, özellikle ajite depresyonlarda amitriptilin, imipramin'den biraz daha fazla etkin olabilir. Depresyonun yanısıra sık sık anksiete görüldüğü için, depresyona cevap alınıncaya kadar günde üçer kere 10 mg klordiazepoksid, veya 5 mg diazepam tavsiye edilmelidir, fakat şiddetli ajitasyon mevcutsa, bir fenotiazin (örneğin, günde 3 kere 100 mg tioridazin) tercih edilir. Depresyona cevap alındığı takdirde, trisiklik ilaç tedavisi, muhtemelen azaltılan dozlarda iki üç ay süreyle, sürdürüldükten sonra kesilmelidir. Çok kere, nüksetmeleri önlemek için, uygulama yıllarca sürdürülür, ama bunun başarılı olduğu vakalara, ender rastlanmaktadır. Diğer antidepresan grubu olan MAO inhibitörlerinin durumu daha da belirsizdir. Kontrollü birçok denemelerde bunların az yarar sağladığı ortaya çıkmıştır. Başka araştırmacılar ise MAO inhibitörlerinin, trisiklik grup kadar etkin olduğunu ileri sürmüşlerdir. Bu bileşiklerin çok muhtemelen nörotik depresyonlarda, özellikle belirgin fobik anksiete vakalarında etkinlik gösterecekleri konusunda şimdiye kadar fikir birliğine varılmıştır. Trisiklik antidepresanlar gibi, bunların da antidepresan etkileri 10-14 günlük bir gecikmeyle belirir. Oysa,başka her bakımdan, öbür gruptan farklıdırlar. Yan etkileri ise, imipramin ve amitriptilin gibi önemsiz ve sık görülen çeşitten olmayıp ender görülür ve potansiyel olarak ciddidir. Hastanın aldığı aminlerin normal ayrışımını bloke ederek, peynir ve maya ekstreleri gibi, amin ihtiva eden besinlerin şiddetli baş ağrıları ve tehlikeli hipertansiyon krizleri yaratacakları bir duruma yol açarlar; dolayısıyla bu ilaçlarla tedavi sırasında bu tür yiyeceklerden mutlaka kaçınılmalıdır. MAO inhibitörleri aynı gekilde amin grupları ihtiva eden ilaçların ayrışımına da müdahale eder; yani, adrenalin ve isoprenalin amin grubundan olduğu için, astımlı hastalara MAO inhibitörleri uygulanmaz.Morfin türevleri ve petidine karşı beklenmeyen ve bazan tehlikeli olan reaksiyonlara da yol açabilirler. Kısmen bu yan etkiler nedeniyle ve kısmen etkinlikleri kısıtlı olduğundan, MAO inhibitörleri trisiklik gruba kıyasla daha az kullanılmaktadır; ama trisiklik bir ilaca cevap veremeyen nörotik depresyonların tedavisinde mutlaka denenmelidirler. Bu grubun en yaygın kullanılan bileşikleri izokarboksazid, fenelzin ve tranilsipromindir. Amfetaminler ve türevleri, birçok psikiyatrist tarafından olumsuz sayılmakla birlikte, nispeten hafif nörotik depresyonların tedavisinde yaygın olarak kullanılmaktadır.Amfetamin savunucuları, genel tababette rastlanan depresyon vakalarının psikiyatristlere ulaşan depresyon vakalarından çok farklı olduğunu ileri sürmektedirler; bu iddia şüphesiz doğrudur, ama genel pratisyenler koleji tarafından yürütülen kontrollü denemelerde de amfetamin müstahzarlarının plasebodan daha etkin olmadığı bulunmuştur. Amfetaminlerin iptilâ yaratma tehlikeleri ve yaygın kullanımları dolayısıyla belki de yaşlı depressifler dışındaki hastalara uygulanmamaları gerekir; yaşlılarda, dikkatli kullanım şartıyla, yararlı oldukları görülmüştür. Etkin antidepresan ilaçların bulunmasıyla elektrokonvülsif terapi endikasyonları epeyce azalmıştır; ama bu terapi, yeterli bir trisiklik terapiye cevap vermeyen yahut daha önce kullanılan ilaçların etkisiz kaldığı psikotik depresyon hastalarının tedavisinde hâlâ önemli bir rol oynamaktadır. Elektrokonvülsif terapi, stupora yaklaşan şiddetli retardasyon veya yaygın delüzyon vakalarının tedavisinde de hâla en etkin tedavidir. Bazan «intractable» depresyondan mustarip hastalara değişik bir lökotomi yöntemi uygulanmaktadır. Ama buna son çare olarak başvurulmalıdır, çünkü sonuçlar hem reversibl'dir, hem de önceden belirlenemez; ama bu terapinin dramatik bir etkinlik göstereceğine kuşku yoktur. Hastalık ne semptomatoloji gösterirse göstersin, hastalığın ortaya çıktığı sosyal ve psikolojik durumu mümkün olduğu kadar iyi anlamak gerekir; çünkü yerinde bir müdahaleyle durum çok kere az da olsa önemli bakımlardan değiştirilebilir. Hastanın yakınları yahut işverenine durumu anlamaları ve davranışlarını buna göre değiştirmeleri için yardımcı olunabilir; sosyal kurumlar da olumsuz ev koşullan, yalnızlık, borç gibi durumlarda kolaylıklar sağlayabilirler ve hastaya önemli bir adım atması için yardım edilebilir; örneğin, daha önce cesaret gösteremediği halde alkolik kocasından ayrılması sağlanabilir, iyi ve güvenli bir destek, hiçbir vakada, depresyon tedavisinde olduğu kadar önemli değildir; çünkü hasta çok kere kendine güvenini yitirmiştir ve artık tedavi çaresi kalmadığından endişelenmektedir. Hastanın kendisine verilen tabletleri kullanıp kullanmaması doktorun davranışına göre değişir. Çok kere müdahale edilemeyeceğine inanılan yahut hiçbir psikoterapi biçiminin yararlı olmayacağı şiddetli endojen depresyonlarda bile, hastayı sürekli olarak iyileşeceğine ikna etmek yararlı olur. Hasta o anda buna inanmayabilir, ama iyileşebileceğini işitmek onu rahatlatır. Nörotik depresyonlar muhtemelen tedaviye daha yatkındır ve yorumsal psikoterapi gerektirir; bu yoldan bazan dramatik bir iyileşme kaydedilebilir. Ama sırf ekonomik nedenlerle bile olsa, önce yalnızca ilaç tedavisi ve genel destekleyici tedbirlerle başlamak ve ancak bu basit tedaviler işe yaramadığı takdirde daha zaman alıcı terapilere başvurmak doğru olur. Şiddetli kişilik bozukluklarından ileri gelen kronik depresyon hastalarında ne ilaçlar, ne de yorumsal psikoterapi fazla bir yarar sağlamaz, ama sabırla sürdürülen bir destek yavaş bile olsa kesin değişimler sağlar ve hasta gittikçe dünyada evrensel bir düşmanlığın hüküm sürmediğini ve hiç değilse hekim hasta ilişkisinin güvenilir ve sürekli olduğunu öğrenmeye başlar. Depresyon ve manide elektrolit dağılımı Son zamanlarda radyoaktif sodyumla yapılan çalışmalar, intrasellüler sodyumun depresyon sırasında arttığına ve klinik iyileşme üzerine normale döndüğüne işaret etmektedir. Bu etkilerin primer mi olduğu, yoksa depresyon sırasında adrenokortikal aktivitedeki değişimlerden mi ileri geldiği henüz tartışılmaktadır. Manide bu seviyeler yükselir. İntrasellüler sodyum düşük olduğu zaman nöron aktivitesi de deprese olur ve nöronlara aminoasit iletimi etkilenir; böylece beyindeki amin seviyeleri düşebilir. Depresyonda adrenokortikal fonksiyon Bazı depresyon hastalarında, özellikle şiddetli endojen depresyon Hastalarında, kortizol salgısı hafifçe artar. Plazma kortizol seviyesi ve üriner kortikosteroid salgısı da artar. Nekahat döneminde adrenokortikal faaliyet, ya kendiliğinden, ya da tedavi sonucunda, normale döner. Adrenokortikal faaliyet artışı muhtemelen, ruhsal durum değişiminin nedenine değil, bu değişime sekonderdir. Cushing sendromu özelliklerine yol açacak derecede büyük bir artış değildir, ama hafif biokimyasal değişimler yaratabilir.Son zamanlarda yapılan çalışmalar deksametazona ve insulinin harekete geçirdiği hipoglisemiye karşı pituiter- adrenal cevabın, bazı depressiflerde çok azaldığını göstermiştir, iyileşmeden sonra bu değişimler de kaybolmakta, ama bunlara Cushing sendromunda da rastlanmaktadır. Dereistik Düşünce Dış gerçeklikler yerine kişisel gereksinme ve fantazilere yöneltilen düşünce anlamında kullanıldığında, dereistik terimi otistik teriminin bir alternatifidir. Bleuler (1921) ilk olarak bu terimi kullanmış ve şizofrenikierle normal kişilerde bu tür düşünceyi tanımlamıştır. Daha sonraları, N. Cameron (1938) şizofrenik düşünce bozukluğundaki üç tip organizasyon bozukluğu arasında, gerçeklikle ve fantaziyle ilgili fikirlerin birbirlerine etkileri veya karışımım tanımlamıştır. Dermatitis Artefacta Kişinin kendi cildinde, çok kere başkalarının anlıyamadığı yollarla, yara veya sivilce yaratması. Dermatitis artefacta olumsuz bir durumdan kaçmak isteyen kişilerde görülür yahut adolesant genç kızlardaki kendine-zarar eğilimine benzer mazohistik bir fenomen olarak belirir. Ciltteki kimyasal yahut fizik zararın sonuçları; doku lezyonları, cerahatli enfeksiyon veya hattâ lokal gangren olabilir. Destekleyici Psikoterapi Bu tedavinin amaçları mevcut akıl savunma *****izmalarını güçlendirmek, kontrolü sürdürmek ve bir uyum dengesi kurmak için daha etkin *****izmalar geliştirmektir. Kullanılan teknikler arasında, yol göstermek, ortam değişimi sağlamak, hastanın ilgilerini dış dünyaya yöneltmek, hastada güven duygusu yaratmak, hastayı ikna, desensitizasyon ve grup psikoterapisi vardır. Amaç, hastanın hayatındaki mevcut sorunları çözümlemektir. Değiştirilmesi mümkün ortam stress'lerinden ileri gelen, daha hafif nörotik reaksiyonlarda bu tedavi yararlı değildir. Diabetes Mellitus Emosyonel stress çok kere diabeti şiddetlendirir ve insulin ihtiyacını geçici olarak arttırır. Gerçekten de, genç hastalarda denge kurma güçlüğü, çocuklardaki ve adolesantlardaki emosyonel reaktiviteyle açıklanabilir. Diabetlilerin hastalıklarına gösterdikleri psikolojik reaksiyonlar tamamen inkârdan aşırı evhama kadar değişkenlik gösterir.
__________________
Ya kendin gibi görün yada gözüme hiç görünme! Bozuk Kırık Link varsa lutfen Ozel mesaj atarak bildiriniz,Linkleri Yenileyelim HİÇ KİMSE BEN,BENDE HİÇ KİMSE DEĞİLİM.MENFAATLERİN ÖTESİNDEYİM ...BEKLERİM!(FARKIM TARZIM)GÖRELİM MEVLAM NEYLER,NEYLERSE GÜZEL EYLER,KUL BELA BULMAZ HAK YAZMADIKÇA,HAK BELA YAZMAZ KUL AZMADIKÇA,KUL KADERİNİ YAŞAR BAHTINA NE ÇIKARSA ..
|
|
|
|
|
|
#6 (permalink) |
|
|
E
ECT (Elektrokonvülsif Terapi ) Elektropleksi olarak da bilinir. 1933 yılında Meduna, şizofreni tedavisi için konvülsiyon terapisini yeniden psikiyatride kullanmaya başlamış ve 1937 yılında Cerletti ve Bini, elektrikle harekete geçirilen nöbetlerin, terapötik olarak, daha önceleri kimyasal yoldan yaratılan konvülsiyonlar kadar etkin, ama daha güvenilir ve daha az rahatsız edici olduğunu ispatlamışlardır. ECT tamamen ampirik bir tedavi biçimidir. Bu tip nöbetin hastaya niçin yararlı olduğu bilinmemektedir, ancak son zamanlarda ECT'nin beyinde fizyolojik aktivite gösteren amin (bkz.) konsantrasyonlarını, tıpkı antidepresan ilaçlar gibi, arttırdığı ispatlanmıştır. Konvülsiyon terapisi ilk olarak şizofreni tedavisinde kullanılmış, ama tek başına uygulandığı zaman ve fenotiazinlerin bulunmasından önce olumlu sonuçlar vermemiştir. Oysa, fenotiazinlerle veya diğer majör trankilizanlarla kombine kullanımı gittikçe yaygınlaşmakta ve yalnızca çok kere dramatik bir tepki gösteren katatonik durumlarda veya affektif öğenin güçlü olduğu hastalarda değil, aynı zamanda akut bir hastalık başlangıcı ya da şiddetlenmesi gösteren, hattâ yalnızca medikasyonla tedaviye dirençli daha kronik paranoid şizofrenilerde bile uygulanmaktadır. ECT' nin başlıca endikasyonu, daha ziyade endojen tipteki depresyondur. Uygun vakalarda,ECT hastalığın tamamen iyileşmesini sağlar, ama tabii ki nüksetmeyi önlemez. Özellikle, ilk olarak hayatın envolüsyonel döneminde başgösteren ve belirgin ajitasyonla karakterize olan endojen depresyonlarda etkindir. Oysa, nörotik tipteki depresyonlarda, hastalık nekadar şiddetli olursa olsun, hiç yararlı değildir. Pratikte ECT, antidepresan ilaçlarla kıyaslanabilir. ECT bazı vakalarda hastalığın tamamen iyileşmesini, oysa antidepresanlar yalnızca semptomatik rahatlamayı sağlar ve doğal bir remisyona kadar belki de aylarca tedavi gerekebilir. Öte yandan, ECT tekrarlı anestetik kullanımını gerektirir ve poliklinik tedavide bile haftada bir veya iki kere yarım günlük iş kaybına yol açar. Pratikte, evde tedavi veya poliklinik tedavinin mümkün olduğu hafif ve orta derecedeki depresyon vakalarında, antidepresanlar çok yararlıdır. Daha entraktabl vakalarda veya antidepresanlarla tedavinin başarısız olması ihtimalinin bulunduğu şiddetli depresyon vakalarında,ECT'ye başvurulmalıdır. Şiddetli depresyon geçiren hastalarda, yeme güçlüklerinin yarattığı fizik rahatsızlık veya uykusuzluk, genel ajitasyon ve huzursuzluk nedeniyle olan halsizlikten dolayı, birçok hekim antidepresan ilaçları deneyerek zaman kaybedeceklerine, tedaviye ECT ile başlamayı yeğlerler. Bu, intihar tasarıları kuran hastalarda da geçerlidir; çünkü her iki tedavi yönteminde, de iyileşme kaydedilmeden önce latent bir dönem geçmesine rağmen, şiddetli depresyon geçiren hastalar şüphesiz ECT' den yararlanacaklardır ve daha az etkin bir tedaviyi deneyerek intihar riski göze alınmamalıdır. ECT ve antidepresan ilaçlar arasında bir seçim yapmak yerine, özellikle ortam ve kişilik sorunları olan hastalarda, yalnız ECT tedavisiyle başgösterebilecek bir nüksetmeyi önlemek için, artık ECT ile birlikte antidepresan ilaçlar uygulanmaktadır. ECT, öncelikle depressif hastalıklarda kullanılmakla birlikte, mani durumlarında da yarar sağlayabilmesi bir çelişki gibi görünmektedir. Majör trankilizanların yetersiz bir kontrol sağladığı yahut hastalığın belirgin olduğu vakalarda, ECT endikedir. Her iki durumdada genellikle daha sık uygulanan (örneğin, ilk hafta üç kere, sonra haftada iki kere) ECT kürüyle nöbetlere çok kere son verilir. Tecrübeli bir ekip tarafından uygulandığında,ECT son derece güvenli bir tedavidir ve ancak birkaç bin hastada bir ölüm vakası kaydedilir; başka bir deyimle genel anestezideki ölüm riskinden daha da az. Yalnızca yeni bir kardiak enfarktüs vakası, ECT için bir kontrendikasyondur. Diğer kontrendikasyonlar nisbidir. Örneğin, pülmoner tüberküloz veya konjestif kalb yetmezliği ve fizik gerileme vakalarında, anestetik ve modifiye konvülsiyonların sakıncaları ve depressif hastalıktaki sürekli huzursuzluğun dezavantajları karşılaştırılmalıdır. ECT, başlangıçta genellikle haftada iki kere uygulanır, ama tedavinin sonuna doğru haftada bire indirilir.Olumlu vakalarda, üçüncü ya da dördüncü konvülsiyondan sonra düzelme kaydedilir ve altı yedi tedavi yeterli olabilir. Altı ya da yedi konvülsiyondan sonra düzelme görülmezse, tedavinin sürdürülmesi tavsiye edilmez. Tedavinin bir sonucu olarak kısmi amnezi, özellikle yaşlı hastalarda, sık görülür. Konvülsiyon sıklığı ve sayısı arttıkça amnezi de artar ve yaşlı hastalarda, klinik durum elverir elvermez, tedaviyi seyrekleştirmek yoluyla azaltılabilir. Amnezi hemen her zaman geçicidir,ama yaşlı hastalarda birkaç ay sürebilir.Ender olarak şiddetlidir,ama özellikle işi hafızaya dayanan bir hastada rahatsızlık yaratır. Çok kere bu gibi hafıza bozukluklarının, ECT'nin ayrılmaz ve gerekli bir öğesi olduğu düşünülmektedir, ama son zamanlarda yapılan çalışmalar bunun doğru olmayabileceğine işaret etmektedir. Böylece, ECT' nin yalnızca non-dominant hemisfere uygulanmasına başlanmış ve olumlu sonuçlar elde edilmiştir. Edward Sendromu (Trisomi E) Bu sendrom, E grubundan bir otosomal kromozomdaki trisomi ile ilgilidir. Sendromda şiddetli akıl geriliğiyle birlikte, hastalarda başka başka kombinasyonlarla başgösteren belirgin gross fizik formasyon bozuklukları mevcuttur. Belli başlı spesifik formasyon bozuklukları yüzde, ellerde, ayaklarda ve kalpde olur. Ayrıca, bu sendromun bir özelliği olarak «falx cerebri» rapor edilmiş ve sık sık korpus kallosumda hipoplazi veya agenez vakaları kaydedilmiştir. Bu vakalarda, çocukluk döneminden sonra yaşama şansı düşüktür. Belirgin bir büyüme geriliği ve gelişememe mevcuttur. EEG (elektroansefalogram) Elektroansefalogram, kafatası yüzeyinde çeşitli noktalar arasındaki elektriksel potansiyel farklarının kaydıdır. Beyin yüzeyinde yahut derin serebral maddede karmaşık potansiyel analizleri, yalnızca çok özel koşullar altında yapılabilir. Böylece, kaydedilen elektriksel değişimler, yüzey elektrodlarının yakınındaki elektriksel olayların toplamını yansıtır. Dolayısıyla, kullanılan elektronik cihazın karmaşıklığına rağmen, yapılan analiz temel olarak kabataslaktır. Yine de, aynı yaştaki kişilerde, sağlıklı beyin traseleri tutarlılık gösterdiğinden, anomaliler teşhis edilebilir. Kayıtta beliren ve normale uygun ritmlerin dağılım alanı, yaş arttıkça, daralır. Dalga biçimleri, frekanslarına göre, Grek alfabesiyle gösterilir. Yeni doğmuş bebeklerde, düzensiz ve asenkron delta (saniyede 4 cycle'dan az) ve teta (saniyede 4-7 cycle) bandlarında daha yavaş dalgalar hâkimdir. Üç yaşında, bu predominans gittikçe teta bandına değişir, voltaj artar ve alfa ritminin (saniyede 8-13 cycle) bazı öğeleri belirmeye başlar. Gittikçe alfa ritmi, daha yavaş ritmlerin yerini alır ve 15 yaşında, EEG ye alfa ritmi hâkim olur. Daha hızlı beta ritmleri (saniyede 14 cycle) de mevcuttur. EEG organik serebral bozukluklarda ve serebral fonksiyonda sekonder etki yaratan bozukluklarda yararlıdır. Psikiyatride, öncelikle bu bozuklukların doğrulanması ve teşhisin kesinleşmesinde katkısı olur. Ancak fonksiyonel bozukluklarla ilgili hiçbir bilgi vermez. Normal bir EEG trasesi, akıl semptomlarının fonksiyonel kökeni bakımından zayıf bir dayanaktır. Epileptik bozukluklar EEG'de sık sık anormal ritmler gösterir. Bu ritmlerin karakteristikleri, belli başlı nöbet tipleriyle ilgili bölümlerde anlatılmaktadır. Temel ritmde desenkronizasyon ve yavaşlama, sivri «spike» benzeri bölümler ve diğer tipte anomaliler (örneğin ritm yokluğu), özellikle beynin belli bir alanında lokalize olduğu zaman, serebral fonksiyonun anormal olduğunu gösterir. Ancak birkaç bozukluk, patognomonik EEG değişimleri gösterir. Efor Sendromu (Da Costa Sendromu) (nöro-sirkülatuar asteni) Savaş sırasında özellikle askerlerde görülen bu duruma, barış zamanlarında veya sivil nüfusta ender rastlanır. Semptomları soluk kesilmesi, sol meme altı ağrısı, anksiete, taşikardi, çarpıntı ve efor durumunda bütün semptomlarda şiddetlenmedir. Hastalığın kapsamında yatrojenik faktörler önemli rol oynar. Ayrıca askeri hizmetten ayrılmak da, bu kalıplaşmış klinik tablonun oluşumunu harekete geçirebilir. Ego Ego, kişilik yapısının doğrudan doğruya dış ve iç ortamlarla ilgili bölümüdür. Id'den gelen içgüdüleri, toplumsal ve emosyonel bakımdan uygun eylemlere doğru kanalize eder. Bu işlemde çeşitli *****izmalar sözkonusudur: algılama, motor hareket, gerçekliğin kabulü,güvenlik ve öz-korumayı sağlama arzusu. Ayrıca hafıza, duygu, düşünce ve genel sentez fonksiyonu da rol oynar. Ego'nun gelişimi, fizik ve serebral olgunlaşmaya göre ve dış dünyadan gelen uyarıların kişilik üzerinde ilk etkileri bırakmaya başladığı, doğumdan itibaren süregelen yaşantı faktörlerine göre değişir. Ego'yu kontrol ve modifiye eden ise Süperego veya vicdandır. Süperego ve ego arasındaki çatışma suçluluk duygularına ya da çok kere acı emosyonlarına yol açabilir.Ego, çeşitli psikolojik savunma *****izmalarıyla, «id»in (içgüdüsel) uyarılarının hâkimiyetine ve kendisine çok güçlü gelen gerçekliğe karşı korunur.Bu *****izmalar arasında, represyon, yadsıma, projeksiyon, regresyon, yer değiştirme, reaksiyon formasyonu, rasyonalizasyon, entellektüelleştirme, süblimasyon (yüceltme), vs. vardır. Ego-İdeal Ego, akıl proçeslerinin gerçekliği sınayan bölümüdür. Ego-ideal ise ego'nun bir öğesidir ve temelinde kişinin kendini ebeveyniyle özdeşleştirmesi ve olmak istediği gibi olmak için gösterdiği çaba vardır. Olgunlaşma sırasında ego-ideal değişebilir, ama genellikle kişinin özdeşleşme umudu duyduğu ve çabası gösterdiği bir ideali yansıtır. Egzibisyonizm Egzibisyonizm erkek genital organlarının, genellikle ereksiyon halindeki penisin, kasten bir kadına gösterilmesidir. Genellikle pencerelerde, ıssız yollarda veya genel tuvaletlerin yakınında olur. Bu eylemin erkekte tam bir cinsel heyecan yaratması için, kadının şaşkınlık, hattâ korku göstermesi gerekir. Egzibisyonist ender olarak fizik veya cinsel saldırıyı amaçlar. Hastalık adolesans döneminde, zayıf cinsel dürtünün arttırılması için bir yöntem olarak başlar ve hastanın eşinin gebeliği sırasında, yahut birikmiş saldırganlık duyguları, ya da eşi tarafından cinsel bakımdan aşağılanması üzerine bir alışkanlık haline gelir. Fantazi durumlarında aversiyon (engelleme) terapisi ve grup psikoterapisi en yararlı tedavilerdir. Nüksetme gösteren vakalarda, östroienlerle kimyasal kastrasyon yararlı olabilir. Eko-Ansefalografi (Sono-Ansefalografi) Eko-ansefalografi, endüstride kullanılan bazı yöntemlerden esinlenilerek geliştirilmiş yararlı bir teknik olup, beyin orta çizgisindeki yapılarda yer değişikliği olup olmadığını saptamak amacıyla kullanılır. Bir çift baryum titanat kristali ihtiva eden bir prob'dan gönderilen bir ultra ses dalgası geri döner, bu dalga, beyin orta çizgisindeki vapılarda yansır ve sürekli bir eko oluşur. Bu yapılar merkezde olduğu zaman, eko sırayla başın iki yanına yerleştirilen prob'lardan eşit uzaklıkta bulunur. Bu yapılarda kayma olduğu zaman ise, eko başın bir yanındaki proba daha yakın bulunacaktır. Serebral atrofide, subaraknoid boşluklardan eko'lar alınır ve vantriküller herbir hemisfere göre genişlemiş bulunur. Son olarak, subdural hematomlar beyin orta çizgisinde eko oluşumunu önler. Ekolali Genellikle, hastanın çevresindekilerin söyledikleri sözlerin, ama bazan hastanın kendi düşüncelerinin (echo de la pensee) yankılanmasıdır. Hemen her zaman şizofrenik hastalığın bir belirtisi olup, perseverasyon ve palilaliden farklıdır. Ekopraksi Hastanın çevresindekilerin davranışlarını taklit etmesidir. Hemen hemen yalnızca şizofrenik hastalığın bir belirtisidir, ama bazı şiddetli zeka geriliği vakalarında da görülebilir. Eksorsizm Yüzyıllarca, deliliğin nedeninin şeytan olduğuna ve hastanın iyileşmesi için eksorsizm, yani şeytanın hastadan uzaklaştırılması gerektiğine inanılmıştı. Bugün batıda yabancı bir ruhun kişiyi etkilemesine ender olarak inanılmaktadır, ama Zencilerde, özellikle Karaib'lerde, Batı Afrika ve Nijerya gibi bölgelerde, böyle durumlardan sık söz edilmektedir. Belli bir kültürdeki yaygın fikirler akıl hastalığının tezahürünü de değiştirebilir. Böylece, «şeytanın etkisine girme» fikirleri çoğunlukla spesifik değildir ve temaruz, kültürel trans durumları ve şizofreni gibi başka başka durumlarda bu fikirlere rastlanabilir. Ekspektansi Dalgası Ekspektansi dalgası veya «contingent negative variation» (CNV), istemli bir eylemden önce EEG'de görülen bir değişimdir. Tipik olarak, yaklaşık bir saniye aralıklı iki stimulusla harekete geçirilir ve süjenin ikinci stimulusa tepkisini gerektirir.İlk stimulusdan sonra, verteks'de negatif bir potansiyel gelişir ve süjenin tepkisi üzerine düşme gösterir. Anksiete durumlarında ve psikozlarda CNV anomalileri olabilir. Ekstazi Durumu Hastanın kendisini neşeli, huzurlu, son derece sakin ve mutlu hissettiği ekstatik bir ruhsal durumdur. Azizlerin ve mistiklerin hayatlarında dinsel ekstazi durumları konusunda belgeler vardır. Psikiyatride, şizofrenik bir durum ile manikdepressif hastalıkta beliren bir ruhsal değişim arasında ayrım yapmak bazan güçtür. Ses veya görüntü hallüsinasyonlarına karşı tepki olan ekstazi çoğunlukla şizofrenik kökenlidir. Hastanın eroin veya LSD gibi ilaçları kullanıp kullanmadığı da ekstazi durumlarının tanısında araştırılmalıdır. Ekstrapiramidal Sendromlar Bu sendromlar ekstrapiramidal motor sistemin, bazal ganglionların anormal fonksiyonuyla ilgilidir.Akinezi, tremor ve rijiditenin oluşturduğu klasik üç semptom tablosuyla karakterize olan Parkinsonizm, bu tip semptomların en sık görülen biçimidir. Parkinsonizmli bir hastada ayrıca hızlı ve ayaklarını sürüyerek yürüme, koordine hareket yeteneğinin kaybı, tükürük akması, sebore ve bazan okülogirik krizler gibi diğer özellikler de mevcuttur. Akatizik hastalar büyük bir huzursuzluk ve ajitasyon gösterirler, durmadan ayaklarını yere vururlar, ayağa kalkıp otururlar ve dolaşırlar distonik durumlarda, kas gruplarının tekrarlı spazmlara girmesi sonucunda tortikollis, opistotonus oluşur. Diskineziler özellikle dil ve ağız bölgesindeki tekrarlı tik hareketlerinin yanısıra, birbirleriyle ilgili bir sendrom grubunu kapsar. Diğer sendromlar arasında korea, ballismus ve atetoz vardır. Ekstrapiramidal sendromların nedenleri vasküler lezyonlar, bazal ganglion dejenerasyonu ve karbon monoksid zehirlenmesi gibi toksinler olabilir. Fenotiazinler ve bütirofenonlar gibi majör trankilizanlarla tedavi sırasında, sık sık, kalıcı nitelikte olmayan sendromlar gelişir. Birkaç dozdan sonra akut distonik reaksiyonlar görülebilir, oysa Parkinson reaksiyonları ancak birkaç haftalık majör trankilizan uygulamasından sonra belirir. Yıllar süren fenotiazin tedavisinden sonra, bazı yaşlı hastalarda, çoğunlukla kalıcı nitelikte diskinetik sendromlar görülebilir. Parkinsonizmin en etkin tedavisi levodopadır, ama kimyasal yoldan harekete geçirilen parkinsonizm durumlarında henüz yeterince değerlendirilmemiştir. Diğer antiparkinsonizm maddeleri arasında orfenadrin ve akut distonilerin tedavisi için biperidin laktat vardır. Ektomorf Ektomorf, Sheldon'un somatotip sınıflandırmasındaki başlıca üç beden yapısı tipinden birinin özelliklerini taşıyan kişidir. Karakteristikleri uzun ve ince bir yapı, uzun kol ve bacaklar ve cilt altı yağ dokusunun azlığıdır. Elasyon Bu, manide karakteristik ruhsal durumdur. Bazı şizofrenik hastalıklarda, entoksikasyon durumlarında ve normal kişilerde beklenmeyen bir iyi duruma geçici bir tepki olarak da görülebilir. Manik elasyon, karakteristik bir «enfeksiyon» niteliği taşır. Hasta girgin ve neşelidir, çevresindekiler onun bu neşesine katılırlar. Oysa birçok manik hastada aşırı-aktivite ile irritabilite, elasyondan daha belirgindir; ruhsal durumun temelindeki elasyon, ancak kötü haberler hastayı rahatsız etmediği zaman, anlaşılır. Elektif Dilsizlik Bu, çocuklukta görülen ve normal dil gelişimine rağmen, çocuğun bazı durumlarda konuşamadığı, bazı durumlarda ise konuşabildiği bir bozukluktur. Elektra Kompleksi Erkek çocuktaki Oidipus kompleksine tekabül eder. Freud'cu analize göre, kişinin ilerdeki karakterini, cinsel uyumunu, normal veya nörotik gelişimini belirleyen ve çocuklukta seksüalitenin doruk noktası olan bu komplekse, kız çocuklarında elektra kompleksi adı verilir. Ancak, erkek çocuk için «anne», hayatı boyunca bir sevgi objesi olarak kalırken, kız çocuk ilk olarak babasına duyduğu bu bağlılığın yönünü, ilerdeki cinsel rolüne bir hazırlık olarak değiştirmek zorundadır. Kız çocuk, fallik safhada cinsel farklılığı öğrendiği zaman, pre-Oidipal, anneye-bağlılık safhasından çıkar. Bu da bir kayıp veya kıskançlık durumuna yol açar, kız çocuk durumu yüzünden annesini suçlar ve penis eksikliğini telâfi amacıyla babasına yönelir, elektra kompleksi, babanın çocuktaki bu dileği tatmin edememesi ve annenin bunu hoşgörmeyeceği korkusuyla çözümlenir. Ebeveynin, kız ve erkek çocuklarına gösterdikleri farklı tutum ve babada kız çocuğuna karşı mevcut «oidipojenik» ilgi, olumlu bir çözümü güçleştirir. Elektromiyografi Nörolojide, kasa uygulanan iğne-kayıt elektrodlarıyla, kas fonksiyonuna ilişkin değerli bilgiler elde edilmektedir. Psikiyatride ise, cildin altındaki kas kütlelerinin aktivitesini araştırmak amacıyla yüzeysel elektrodlar kullanılmaktadır. Kas aktivitesi hem aksiyöz hem de depresif hastalarda yüksek bir düzeydedir. Bu teknik ayrıca gevşeme terapisinin etkinliğini değerlendirmek için de kullanılmaktadır. Embesil "Embesil zeka düseyi" terimi, bugün 20 ve 50 IQ arasındaki psikolojik düzey olarak tanımlanır. Birçok embesil, şiddettli fizik bozukluk söz konusu olmadığı takdirde, özel eğitimden yararlanmakta ve atölyelerde çalışabilmektedir. Birçoğu da tekrarlamalı, makineleşmiş görevlerde çalışabilmektedir. Embriyopati Embriyopati, embriyonik gelişim sırasında baş göstererek patolojik değişimlere yol açabilen bir bozukluk için kullanılan genel bir terimdir. Bilinen nedenleri arasında önemli olanlar, embriyonu etkileyebilecek maternel enfeksiyonları da kapsayan ortamsal bozukluklar (örneğin frengi, rubella ve toksoplazmoz), anne ve fetüs arasında antijen uyuşmazlığı (örneğin rhesus uyuşmazlığı);çeşitli ilaçları içine alan teratojenik maddeler ve zararlı radyoterapidir.Gelişmekte olan santral sinir sisteminin, özellikle ilk intra-uterin hayat döneminde, zararlı etkilere karşı hassas olması, muhtemelen bu hastalardaki akıl geriliği insidansının yüksek olmasında rol oynamaktadır. Emeklilik Emeklilik, erkekler için en önemli stress'lerden biri sayılır, çünkü statü ve gelir kaybının yanısıra, uğraş kaybı da olur. Emeklilik Batının endüstrileşmiş toplumlarına özgü bir fenomendir ve yeni ustalıkların öğrenilmesi ve yeniden eğitim gibi sorunlar, emeklinin çektiği güçlükleri arttırmaktadır. Atölyeler, bazı vakalarda yararlı omakla birlikte, bugün gittikçe daha da karmaşıklaşan endüstride, geniş kapsamlı bir uygulama bulamamaktadır. Emekliliğin başlı başına, önemli bir psikolojik stress olduğunu gösteren çok az delil vardır. Birçok kişi, yaş sınırından çok, fizik ve psikiyatrik sağlık bozukluğu nedeniyle emekli olamamaktadırlar. Genellikle, çalışan sınıfa mensup erkekler (hoşlanmadıkları ve fizik bakımından yorucu işlerde çalıştıklarından) emekliliği arzu etmekte, ama sürekli olarak evde oturmaları bazan evlilikte uyumu bozmaktadır. Emosyon Sık sık "duygu" ile eş anlamlı kullanılan bir terim olan emosyon, kişinin hisleri veya ruhsal durumudur. Bu terimin, hem bilinçli, hem de bilinçsiz hisleri yaratan temel dürtü enerjilerini de kapsayan, bilinçli olarak algılanan hisler ve duygu anlamında kullanılması belki de daha doğrudur. Bir impulsa karşı gösterilen reaksiyondaki emosyonel öğenin, limbik sistemdeki reaksiyonlardan ileri geldiğine inanılmaktadır. Limbik sisteme retiküler formasyon yoluvla, belli başlı duyu yollarından kollateraller ulaşır. Emosyon daha sonra kişiler tarafından algılanır, ayrıca limbik sistem ile hipotalamus arasında mevcut bağlantılar yoluyla, otonom ve endokrin aktivite değişimleri olarak da belirebilir. Emosyonel Enkontinans Organik serebral bozukluklu hastalarda sık görülen duygusal denge kararsızlığını tanımlamak için kullanılır. Tipik olarak, serebral arteriosklerozlu hastalarda gelişir. Emosyonel Yoksunluk Bir çocuğun, normal emosyonel ve entellektüel gelişimi için, kendisini yetiştiren rolündeki bir yahut daha fazla yetişkinle olumlu ve sürekli bir ilişki kurması gerekir. Bunun bir gerçek olmasına rağmen, bugünkü toplumda birçok çocuk için bu basit ihtiyacın karşılanamaması da üzücü bir gerçektir. Hayatın ilk altı ayı içinde, çocuğun ihitiyaçları öncelikle fizikseldir ve annesinin sesini ayırmaya başlar. İkinci altı ay içinde ise, artık annesini tamamen ve bu dönemden aşağı yukarı 5 yaşına kadar, emosyonel yoksunluğa karşı özellikle hassastır. Emosyonel yoksunluk ve anne babadan ayrılma farklıdır. Çocuğun annesinden kısa bir süre için ayrılması ve tanıdığı başka bir akrabasının bakımında kalması, onda emosyonel yoksunluk yaratmaz. Yoksunluğun kişilik üzerindeki olumsuz etkileri,travmatik yaşantının sıklığına ve süresine, sözkonusu yoksunluğun derecesine ve çocuğun mizacına bağlı olarak belirir. Karakteristik olarak, bir çocuk kurumu ortamında büyüyen çocuk fevri, ilgileri dağınık vr sebatsızdır; ilgi ve maddi ödül peşinde koşar. Neşeli olabilir, ama früstrasyonu tolere edemez ve entellektüel gelişim bakımından oldukça geridir.Bu akıl geriliği, muhtemelen yalnızca olumsuz bir genetik kalıtımın değil, aynı zamanda ortamsal stimülasyon eksikliğinin de bir sonucudur. Emosyonel yoksunluk, kurumlarda büyüyen çocuklar kadar, "aile" çocuklarında, özellikle büyük ailelerde veya annelerin depressif yahut yetersiz olmaları nedeniyle çocuklarına yetersiz bir emosyonel ilgi gösterdikleri ailelerde de olur. Empati Başkalarının düşünce ve duygularını anlama yeteneğimiz, bunları kendi düşünce ve duygularımızla karşılaştırabilmemizin derecesine bağlıdır. Kader yahut korku gibi, kendi hissettiğimizden daha yoğun emosyonları, yaşantılarımızla kıyaslayarak, örneğin depressif bir hastalığın semptomlarını anlayabiliriz. Oysa bazı psikiyatrik tezahürler, normal yaşantılarla kıyaslanarak anlaşılamaz. Örneğin; şizofrenik düşünce bozukluğunun normal yaşantıda hiçbir paraleli yoktur. Böylece, bir hastayı empati yoluyla anlama, çok kere şizofreni ile duygusal bozukluklar arasında ayrım yapma ve daha genel olarak psikozları nevrozlardan ve kişilik bozukluklarından ayırma kriteri sayılmaktadır. Empati, psikoterapi sırasında, özellikle bunun yoğunlaşmış bir biçimi olan psikanaliz sırasında, terapistle hasta arasındaki ilişkide önemli bir rol oynar.
__________________
Ya kendin gibi görün yada gözüme hiç görünme! Bozuk Kırık Link varsa lutfen Ozel mesaj atarak bildiriniz,Linkleri Yenileyelim HİÇ KİMSE BEN,BENDE HİÇ KİMSE DEĞİLİM.MENFAATLERİN ÖTESİNDEYİM ...BEKLERİM!(FARKIM TARZIM)GÖRELİM MEVLAM NEYLER,NEYLERSE GÜZEL EYLER,KUL BELA BULMAZ HAK YAZMADIKÇA,HAK BELA YAZMAZ KUL AZMADIKÇA,KUL KADERİNİ YAŞAR BAHTINA NE ÇIKARSA ..
|
|
|
|
|
|
#7 (permalink) |
|
|
Empotans (İktidarsızlık)
Empotans, erkekte tatmin edici bir heteroseksüel koiti tamamlamaya yeterli bir penis ereksiyonu olamamsı veya bunun sürdürülememesidir.Prematüre ejakülasyondan farklı olmakla birlikte, bir erkekte her ikisi birden mevcut olabilir. İlk cinsel temas girişimlerinde başlayan empotans (erken başlayan empotans), sık sık anksieteli ve kendine güvensiz erkeklerde olur. Tekrarlanan cinsel temas girişimleri sonucunda kişi utanç ve anksiete duymaya başlar. "Balayı" empotansı bu tiptir ve özellikle kadının çekingen ve tecrübesiz olduğu durumlarda ortaya çıkar. Erken başlayan empotans bazan da latent homoseksüalite gibi, temeldeki bir cinsel bozukluktan ötürü olabilir. Bir cinsel uyum dönemi geçirdikten sonra, orta yaşta başlayan empotans (geç başlayan empotans), erkeğin eşinden bıkmasından ve hoşlanmamasından ileri gelebilir, ama kişisel ve evlilikle ilgili gerilimlere de sık rastlanır.Obezite, kişisel hijyen, adet bozuklukları ve vajinal akıntılar empotansda katkısı olan fakat giderilebilir faktörlerdir. Geç başlayan empotans, organik bir hastalığın (özellikle diabetes mellitus, pitüiter bozukluk, alkolizm, periferal arteriosklerotik hastalık, nörolojik bozukluklar ve serebral tümörler) semptomu olabilir. Endojen depressif hastalıklar da empotansa yol açabilir.Yetmiş yaşınmdaki erkek nüfusun %50'sinin iktidarlı olmassına rağmen, ileri yaşlarda biolojik empotans insidansı gittikçe artar. Anksietenin önemli bir rol oynadığı erken başlayan empotans, tedavinin ilk adımı, eşler arsındaki anlaşmayı teşvik ve karşılıklı korkuları ve düşmanlık duygularını araştırmak için, eşlere örgütlerde bulunmaktadır. Basit trankilizanlar, örneğin geceleri 5 mg medazepam yararlı olabilir. Empotans sürdüğü takdirde, dört ila altı hafta süreyle cinsel temastan kaçınılması ve bu dönem süresince koitsiz bir sevişme uygulanması tavsiye edilmektedir. Ancak, erkeğin ereksiyon kapasitesine güvenerek, güçlü bir cinsel arzu duymasından sonra, yeniden cinsel temasa izin verilmektedir. Cinsel sapıklıklar yahut "latent" homoseksüalite daha yoğun bireysel psikoterapi veya davranış terapisi gerektirebilir.Geç başlayan empotansda, fizik muayenede önce organik hastalık ihtimali araştırılmalıdır. Her iki eşle birden yapılan görüşmeler sonucunda, eşler arasındaki düşmanlık ve hoşgörüsüzlükler açığa çıkacak ve terapi niteliğindeki bu örgütlerde ilk adımı oluşturacaktır.Endojen depresyon belirtisi, uygun antideprasan tedavisi için bir endikasyon sayılmalıdır. Etkin hiçbir afrodiziyak ilaç yoktur;ancak, amfetaminlerin bazı psikoseksüel stimülan özellikler gösterdiği düşünülmektedir. İleri yaşlardaki biolojik empotansda, iyileşme prognozu olumsuzdur. Bu tip, dirençli vakalarda, Lowenstein penis ile, koitusu mümkün kılan ve böylece anksieteyi önleyen, *****ik bir araçtır. Başarılı bir yöntem olduğu konusundaki görüşler ve eşlerin estetik itirazları, aynı orandadır. Encephalıtıs lethargıca 1917 yılında Von Economo'nun tanımladığı "uyku hastalığı", o tarihten sonraki on yıl içinde bir salgın halini aldı ve bugüne kadar gittikçe kayboldu, yahut klinik şeklini değiştirdi. Etken virüs, kadınları ve erkekleri eşit oranda, ama daha ziyade yetişkinleri etkiler. Hıçkırık salgınına da yol açabilir ve yılın ilk üç ayında son derece etkindir.Akut safhada orta beyinde, okülomotor nukleus'larda ve substantia nigra'da enflamasyonlu hücrelerden oluşan mikroskopik perivasküler bilezikler görülür; ayrıca kronik safhada aynı bölgelerin yanısıra korteks ve bazal ganglionları da etkileyebilir. Hasta, karakteristik olarak, gündüzleri uyuşuk, geceleri ise uykuludur. Baş ağrısından, baş dönmesinden ve ağrılardan şikayet eder. Bulanık görme veya diplopi ile birlikte nistagmus, ptosis, altıncı sini felci ve konvülsiyonlar görülebilir. Bu safhada, beyin omirilik sıvısı aşırı lenfosit, prtein artışı ve pozitif globülin göstermiştir. Hastalığın kronik safhası, ya doğrudan doğruya bir ilerleme olarak yada uzun süreli bir remisyondan sonra, Parkinsonizmin başlıca septomlarını da kapsar-tremordan çok, rijidite ve zayıflık görülür. Letarji, uyku bozuklukları, okülogirik krizler, muhtemelen bunlara eşlik eden obsesyonel düşünceler, tikler, distonik sendromlar, akathisia, epilepsi, obezite ve psikiyatrik bozukluklara da rastlanabilir. Psikiyatrik bozukluklar, esas olarak, emosyonel feveranlar ve sosyal davranışla tezahür eden kişilik değişimleridir. Depressif ve paranoid bozukluklarda rapor edilmiştir, ama zeka bozukluğu enderdir. Hasatlığın akut safhası nispeten hafif geçtiği için, bugün teşhis çok kere bir varsayım niteliği taşır. Genç bir hastada Parkinsonizmin başgöstermesi, bu hastalığa işaret eder. Trankilizan ilaçların yan etkileri, bütün belirtileriyle bu hastalığı andırdığından, ayırıcı teşhiste en önemli husus, hastanın bu ilaçları kullanıp kullanmadığının araştırılmasıdır. Bu da, tedavilerden haftalarca sonra dahi idrarda spektroskopi yöntemiyle saptanabilir. Encopresıs Uygunsuz durumlarda, istemeden dışkılama çeşitli nedenlerden ileri gelebilir, ama çocukluk döneminde nispeten ender görülen bir septomdur. Yedi yaşındaki erkek çocukların yaklaşık %2si ve 12 yaşındakilerin yaklaşık %1'i enkopretiktir. Kız çocuklar daha seyrek etkilenir. Encopresis'in sık görülen bir nedeni şiddetli akıl geriliği, bir başkası da konstipasyondur. Kalın barsak feçesle dolduğu zaman, kolon submükozasındaki sinir uçlarında afferent stimülasyon gerçekleşmez, böylece hasta dışkılama ihtiyacını hissetmez. Bu da sıvı feçesin enkontinansıyla sonuçlanır. feçesin laksatiflerle yahut lavman yoluyla çıkarılması, diğer tedaviler için hazırlık niteliğindedir. Konstipasyon yahut akıl geriliği septomlarıyla birlikte tehazür etmeyen encopresis çok daha güç bir sorundur ve çok kere çocukta oldukça ciddi, bazan ebeveynin çocuğu istememe tutumlarıyla ilgili, psikolojik bir sorunun belirtisidir. Basit eğitim işlemleri bir dereceye kadar başarılı olmuşsa da, tedavide psikoterapiye daha sık başvurulmaktadır. Yetişkinlerde encopresis söz konusu olmadığına göre, septomun prognozu olumludur. Oysa yetişkinlerde başka tipte psikopatoloji sık sık, çocuklukta encopresis'in yerini alır. Endojen Depresyon Deprosyon "etkinin" doğuştan gelenn bir biolojik bozukluk olduğu varsayımına dayanan ve endojen ile eksojen (reaktif) hastalıklar arasındaki geleneksel ayrımdan türeyen, yaygın fakat yanıltıcı bir terimdir. Aslında, elbette, bütün diğer hastalıklar gibi, depresyonlar da toplumsal ortamsal ve doğuştan organizmada mevcut diğer faktörler arasındaki karşılıklı ilişkinin bir ürünüdür ve her ikiside aynı derecede önemlidir. terimin çağdaş kullanımında, "endojen depresyon" yalnızca psikotik veya manik-depressif depresyonla eş anlamlıdır. Endokrin Hastalıklar Endokrin hastalıkların bütün tiplerinde psikiyatrik semptomlara sık rastlanır. Bunun nedeni, kısmen, beyindeki aşırı yahut yetersiz hormon oluşumunun etkisidir. Belli başlı psikiyatrik bozukluklar, yetişkinlerdeki kortizol, tiroksin ve paratroid hormonunun aşırılığı yahut yetersizliğinin yol açtığı bilinen (ama hiçbir zaman sürekli olmayan) komplikasyonlardır. Gerek eksojen, gerekse endojen olan aşırı insulin, süratle kognitif fonksiyona zarar verir. Fetüsde ve yeni doğan bebekte, tabii ki, troid yetersizliği akıl geriliğinin bir etkenidir. Manfred Bleuler ve Zürih'deki meslektaşları, bir endokrin kliniğine devam eden çok sayıda hastayı incelemişlerdir. Hipertroidli hastadaki huzursuzluğun ve hipertroidli hastadaki uyuşukluğun yanısıra, "endokrin psikosendromunun" da çok sık bir frekans gösterdiğini bulmuşlardır.Bu çok kere "reaktif" depresyonşarda görülen çeşitten, değişken ve disforik bir depresyon ve gerilim durumudur. Bu tür semptomlar, başka fizik hastalıklarda, özellikle kronik ve ıstıraplı bozukluklarda, olağandır. Endokrin hastalıklar başarıyla tedavi edilebildiği takdirde, psikiyatrik semptomlar da kaybolabilir. Oysa endokrin hastalık tedavi edilmediği veya tedaviye rağmen psikiyatrik semptomlar da kaybolabilir.Oysa endokrin hastalık tedavi edilmediği veya tedaviye rağmen psikiyatrik semptomlar devam ettiği takdirde, semptomatik psikiyatrik tedavi endikeir ve bazan son derece başarılı olur. Endüstriyel Solvan Koklama Öfori yaratmak amacıyla, endüstriyel solvan koklama vakaları Amerika'da sık,İngiltere'de ise seyrek rapor edilmiştir. Kullanılan solvanların listesi uzundur ve toluen, benzen, aseton, etil asetat, dietil eter ve heksanı içine alır. Model uçak yapımında kullanılan ve fiatı ucuz olan toluenin bu amaçla kullanımına sık rastlanır. Solvan bir beze sıkılır ve buharı plastik bir torbadan koklanır. Daha ziyade çocuklar tarafından kullanılır ve tıpkı sarhoşluğu andıran akut bir entoksikasyon yaratır. Ataksi ve disartri sık görülür ve kullanan kişide heyecanlı davranışlar gösterebilir. Hallüsinasyonlara da rastlanabilir. Bunu, sarhoşluk sonrasını andıran bir "sabah etkisi" izler. Kronik solvan koklayanlar, genellikle şiddetli kişilik sorunlarının ilk belirtilerini gösteren çocuklardır. Enfantil Spazmlar (Şimşek nöbetleri; "selâm" nöbetleri) Bu hastalık, tüm bedende periodik fleksiyon ya da ekstensiyon nöbetleri ve akıl geriliğinden oluşur. Bütün vakaların üçte biri hayatın ilk altı ayı içinde başlar ve daha ziyade erkeklerde görülür. EEG kaotik anomali (hipsaritmi) gösterir ve bu terim yanlış olarak hastalıkla eş anlamlı kullanılmıştır. Yüzde 15 oranında mortalite vardır ve hastalığı geçirip sağ kalanlarda akıl geriliği mevcuttur. Sonuçlar hayal kırıcı olmakla birlikte, hastahane tedavisi tavsiye edilir. Bazı vakalar nitrazepama cevap vermiştir. Entellektüelleştirme Özellikle, önemli şizoid veya obsesyonel kişilik eğilimli kişilerde, bir akıl savunma *****izması olarak görülebilir. Bir yer değiştirme biçimi olup, kişi bu *****izma sayesinde acı veren, ama önemli impulslardan kaçarak, bir entellektüel kavramlar ve sözcükler dünyasına sığınır. Entrojeksiyon Kişinin dış dünyayı ve dış dünyanın nesnelerini kendine topladığı, bilinç dışı bir *****izmadır. Böylece, bir çocuk kendisini sevdiği nesnelerle, örneğin ebeveyniyle özdeşleştirerek onların niteliklerine sahip olduğuna (entrojeksiyon) inanır. Çocuk insanlardan, yahut onların simgeledikleri şeylerden korktuğu zaman, bir savunma tedbiri olarak, entrojeksiyonu kullanabilir. Korkulan bir nesneyle özdeşleşme, korkuyu azaltır. Örneğin, bir çocuk kaplan korkusunu yenmek için, kendisinin kaplan olduğu bir oyunu oynar. Enürez Birçok çocuk, 18 ay ve 4 yaş arasındaki donemde, gündüzleri ve geceleri mesane kontrolünü öğrenir. Oysa 4 yaşından büyük çocuklarda da istemsiz miktürisyon (enürez), ender görülen bir sorun değildir. Beş yaşından büyük erkek çocukların % 2 1/2'unda en az haftada bir kere görülür. Hattâ on yaşındaki ve daha büyük çocuklarda bile, erkeklerin % 3'ü ve kızların % 2'si en az ayda bir kere yataklarını ya da külotlarını ıslatırlar. Enürez vakalarının birçoğunda patolojik bir etken yoktur, ama buna yol açan bazı durumların araştırılması önemlidir. İdrar yolu enfeksiyonu ve diabetes mellitus ihtimalleri için her zaman idrar analizi yapılmalıdır.Görmemezlikten gelmeli, ama idrarını tuttuğu geceleri ödüllendirmelidir Altı ile 12 yaş arasındaki çocuklarda geceleri 25 mg ve daha büyük çocuklarda geceleri 50 mg amitriptilin, çok kere geee enürezini durdurmada etkindir. Vakaların üçte birin de, doğru uygulanan «zil» ile şartlama yöntemi etkindir. Yine de anlamlı bir nüksetme oranı vardır; ama nüksetme başgösterdiği takdirde, ikinci bir deneme yararlı olabilir. Bu tedavi yönteminde, çocuğun çarşafının altına, alarm ziline bağlı bir metal yerleştirilir. Çocuk altını ıslatmaya başlar başlamaz, zil çalarak çocuğu uyandırır. Bunun üzerine, hasta tuvalete gider ve mesanesini boşalttıktan sonra alarmı yeniden kurup yatar. Bu yöntem, etkinlik gösterecekse, genellikle onbeş gün içinde çocuk geceleri altını ıslatmamaya başlar. Emosyonel faktörlerin belirgin olması ihtimali olan veya fizik tedavi yöntemlerine dirençli enürez vakalarında, çocuğun akıl durumu ve aile tutumlarıyla ilgili daha ileri araştırmalar endikedir. Bu durumlarda psikoterapötik müdahale gerekebilir. Kesin semptomatoloj i bulunmadığı sürece, daha ileri araştırma endike değildir. Dizüri ve hematüri, tekrarlı idrar analizleri için endikasyonlardır ve gerekli daha ileri araştırmalar da yürütülmelidir. İdrarı boşaltmaya başlama zorluğu da, ürolojik değerlendirme gerektirir. Başka semptomlar olmadığı sürece, miktürisyon dışındaki sızıntılar patolojik kökenli değildir. Spina bifida occulta teşhisi için belkemiği radyografisi endike değildir, çünkü bu bir enürez nedeni değildir. Vakaların büyük bir çoğunluğunda, fizik araştırma negatif sonuç verir. Çoğunlukla çocuk, miktürisyonu kontrol eden sinir yollarındaki bir gelişim geriliğiyle ilgili, izole bir gelişme bozukluğundan mustariptir. Hastalığın genellikle selim olan seyri ve ailede enürez vakalarının bulunması, bulunan cinsiyet farkları (gelişme bozuklukları genellikle kızlardan daha sık olarak erkek çocuklarda görülür) ve sık sık durumu açıklayan organik veya emosyonel faktörlerin mevcut olmayışı, bu etyoloji görünüşü desteklemektedir. Oysa etyolojide emosyonel faktörler önemlidir. Olumlu bir miktürisyon kontrolü döneminden sonra enürez başgösterdiği, çocuk aynı zamanda encopresis de gösterdiği, kasıtlı altını ıslatma mevcut olduğu ve enürez hem gündüzleri, hem de geceleri olduğu takdirde, emosyonel stress'in rol oynaması ihtimali daha çoktur. Daha sık olarak, ebeveynin çocuğu istememe tutumları ve çocuktaki enkontinanstan Ötürü olan başarısızlık duygusu, sekonder emosyonel bozukluklara yol açar. Dolayısıyla teşhis, semptomun ve aile tutumlarının tam değerlendirilmesini kapsamalıdır. Hangi tedavi tedbirleri uygulanırsa uygulansın, semptoma karşı ailenin cezacı olmayan ve anlayışlı bir tutumu benimsemelerinde yardımcı olmak önemlidir. Hekimin «çocuk sırf tembelliği yüzünden idrarını tutamıyor» demesi bu bakımdan faydalı olamaz. Ebeveyn, çocuğun altını ıslattığı geceleri görmezlikten gelmeli, ama idrarını tuttuğu geceleri ödüllendirmelidir Altı ile 12 yaş arasındaki çocuklarda geceleri 25 mg ve daha büyük çocuklarda geceleri 50 mg amitriptilin, çok kere geee enürezini durdurmada etkindir. Vakaların üçte birin de, doğru uygulanan «zil» ile şartlama yöntemi etkindir. Yine de anlamlı bir nüksetme oranı vardır; ama nüksetme başgösterdiği takdirde, ikinci bir deneme yararlı olabilir. Bu tedavi yönteminde, çocuğun çarşafının altına, alarm ziline bağlı bir metal yerleştirilir. Çocuk altını ıslatmaya başlar başlamaz, zil çalarak çocuğu uyandırır. Bunun üzerine, hasta tuvalete gider ve mesanesini boşalttıktan sonra alarmı yeniden kurup yatar. Bu yöntem, etkinlik gösterecekse, genellikle onbeş gün içinde çocuk geceleri altını ıslatmamaya başlar. Emosyonel faktörlerin belirgin olması ihtimali olan veya fizik tedavi yöntemlerine dirtnçli enürez vakalarında, çocuğun akıl durumu ve aile tutumlarıyla ilgili daha ileri araştırmalar endikedir. Bu durumlarda psikoterapötik müdahale gerekebilir. Envolüsyonel Melankoli 1920'lerde ve 1930'larda, yalnızca orta yaşta başgösteren belli bir depresyon tipi olduğu görüşü yaygındı: Envolüsyonel melankoli. Bu terim tanımlanırken, envolüsyonel melankolinin geliştiği hastaların daha önce depresyon geçirmedikleri ve hastalığın çok kere birkaç yıl sürdüğü, hattâ bazan bir demans durumuna doğru ilerlediği kabul ediliyordu. Karakteristikleri ajitasyon ve tuhaf hipokondriak ya da nihilistik delüzyonlardı. Hormon dengesizliği de önemli bir neden sayılıyordu. Envolüsyonel melankoli terimi, uluslararası ve diğer sınıflandırmalarda hâlâ mevcut olmakla birlikte, bugün çok az kimse bunu ayrı bir hastalık saymaktadır. Ajitasyon ve nihilistik delüzy onlar yalnızca orta yaş depresyonlarıyla sınırlı değildir ve başka zamanlarda retarde depresyonlar hattâ manik episodlar geçirmiş kişilerde de görülebilir; yine de, yaşlılıktaki hipokondrîasis ve obsesyon riski artışı, bu delüzy onların ileri yaşlardaki insidansını yükseltebilir. Envolüsyonel hastaların ECT'ye ve trisiklik ilaçlara cevabı, diğer şiddetli depresyonlardakinden farklı değildir. Genetik incelemeler en tipik vakaların bile her zaman aynı olmadıklarını açıkça göstermiştir. Ayrıca, klasik klinik tabloya gittikçe daha seyrek rastlanmaktadır. Bunun nedeni muhtemelen daha erken ve daha etkin tedaviler uygulanmasıdır. Bütün bu nedenlerle, envolüsyonel melankoli terimi artık kullanılmamaya başlamıştır. Epilepsi Epilepsi, bilinçlilik değişimine ve EEG'de paroksizmal elektrik deşarjlarıyla yansıyan serebral fonksiyon bozukluğuna eşlik eden çok çeşitli nöbetler halinde gelen davranışlardır. Bir hastalık değildir, çünkü başlama yaşı ve biçimi, seyri ve prognozu temelindeki durumlara (serebral dejenerasyonlar veya formasyon bozuklukları, ansefalitidler, beyin tümörleri, metabolik bozukluklar) göre değişir. Semptomatik de sayılamaz, çünkü çok kere nedeni belli değildir veya bilinemez. Nöbet tipi, bilinçlilik değişiminin derecesi ve EEG'nin niteliği, her zaman etyoloji veya prognozun güvenilir belirtileri değildir. «Epilepsi» başlığı altında toplanan fenomenlerin kapsamı öyle geniştir ki, «epilepsi» konusunda herhangi bir.genelleme yapmak anlamsızdır. Epilepsi tipleri ve bunların tıbbî ve sosyal yön lerinin ontogenetik olarak ele alınması iyi olur.Yeni doğan bebeklerde nöbet insidansı 1000 doğumda 5-10'dur. Bir aylık bel eklerdeki insidans, bir yaşındaki bebeklerdeki insidansın yarısını oluşturmaktadır. Tonik/klonik nöbetlerden ziyade, lokal veya genel seğirmeler ve siyanoz görülür. Bilinen nedenler arasında doğum travma-sı, serebral formasyon bozukluğu ve enfeksiyon, hipoglisemi (beslenme yetersizliğinden ötürü) ve hipokalsemi (inek sütündeki aşırı fosfattan ötürü) vardır. Mortalite yaklaşık % 50'dir ve sağ kalan hastalarda akıl geriliği mevcuttur. Enfantil spazmlar episodik olarak nükseder, tüm bedeni kapsayan fleksiyonlar (ya da ekstansiyonlar) biçimindedir ve genellikle EEG'de hipsaritmi gösterir. Bütün vakaların üçte ikisi hayatın ilk altı ayında başlar. Erkeklerde daha çok gö rülür (2:1). Mortalite % 15'dir. Sağ kalanların birçoğunda akıl geriliği mevcuttur. Vakaların yarısında, nöbetlerin ve akıl geriliğinin temelinde şiddetli serebral anomaliler vardır. Hayalkırıcı sonuçlara rağmen, âcil klinik tedavi şarttır. çünkü bazı vakalarda bu hayatîdir.Febril konvülsiyonlarm % 95'i 6 ay ve 4 yaş arasında başlar. Bunlar çoğunlukla kısa süreli ve nüksetmeyen genel nöbetlerdir. Uzun süreli konvülsiyonlar durdurulmalıdır, çünkü henüz gelişmemiş beyne zarar vererek önemli sonuçlara (hemiparezi, akılgeriliği, hiperkinezi, lobus temporalis epilepsisi yol açabilir. Febril konvülsiyonlar aynı zamanda, epilepsi riski olan bazı çocukların teşhisini sağlar. Hastalığın ileri safhalarında yaşın genç, cinsiyetin kadın, nöbetlerin lateral. uzun süreli ve nüksedici olması, prognozu kötüleştiriş. Akinetik nöbetler, birdenbire yere düşme, miyoklonüs, kısa şok gibi kas grubu kasılmaları, bazı şiddetli kronik epilepsilerin ilk tezahürleridir. Petit mal absans nöbetleri çok kere ilk okul yıllarında başlar. Frekansı oldukça yüksektir, ama çok kere nöbetler farkedilmez. Hastaların üçte birinden yarısına kadar olan oranında ilerde majör konvülsiyonlar gelişir. Petit mal'in ileri yaşlarda başgöstermesiyle bu ihtimal artar. Akıl geriliği bir istisnadır, ama öğrenim performansı çok kere beklenendendüşüktür. Okul çocuklarında genel epilepsi prevalansı yaklaşık binde altıdır. Bütün nüfusta, erken başlayan epilepsiden sonra remisyon ve ölüm oranı ve yetişkinlerde geç başlayan epilepsi insidansı ise binde beştir. Yetişkinlerde de, genellikle belli bir neden sözkonusu değildir, ama kafa travmalarının, beyin tümörlerinin, metabolik bozuklukların ve serebrovasküler hastalığın etkileri hesaba katılmalıdır. Epilepsi, normal performansı aksatmaz. Tedavinin hedefi de budur. Ama anormal serebral fonksiyon, sosyal hayatı aksatıcı nöbetler ve önyargılar nedeniyle, hayatın herhangi bir alanında ortaya sorunlar çıkabilir. Çocuklukta başlayan kronik epileptikler grubunda ciddî sorunlar çıkabilir. Nöbet sıklığının kontrolü için uygulanan ilaç terapisi de, aynı zamanda ruhsal durum, davranış ve motor fonksiyonlar üzerinde istenmeyen etkiler yaratabilir. Örneğin fenobarbiton bazı yetişkinlerde depresyon ve birçok çocukta kontrolsuz aşırıfaaliyet yaratır. Serebral fonksiyon bozukluğu akıl geriliği olanlarda belirgindir, ama zekâları iyi düzeyde olan birçok çocuğun normal okul veya çalışma performanslarını hafifçe düşürebilir. Hastalığın başlama yaşına ve ortama göre, çeşitli derecede kişilik değişimi de olabilir. Hiçbir spesifik «epileptik kişilik» mevcut değildir, ama davranış bozuklukları, aşırı aktivite, duyarlılık ve depresyon sık görülür. İntihar oranı yüksektir. Hastaların ufak bir oranında, özellikle psikomotor epilepsili hastalarda, orta yaşta spesifik bir kronik, paranoid, hallüsinasyonlu psikoz başlar. Epileptik nöbetler, hem hasta, hem de tanıklar için korkutucudur. Korku da hareket kısıtlılığına ve önyargılara yol açar. Hastanın evlenmeden önce epileptik olduğunu bildirmemesi, bu evliliği hükümsüz kılmakla birlikte, yeterli genetik öğütler verildiği sürece, epilepsi evliliği engellememelidir. Epilepsi ile, suç işleme arasında bir ilişki olduğu inancım destekleyici deliller azdır. Epilepsinin Biokimyası Piridoksin yetersizliği, epilepsiyi harekete geçirebilir. Bu vitamin, beyinde glutamatın gamma aminobütİrik asite (GABA) dönüşümüyle ilgili enzimlerde bir kofaktördür. Bunlardan glutamat eksitatör, GABA ise inhibitör ileticidir. Bu dönüşümdeki bir blokaj aşırı eksitasyona, yani konvülsiyonlara yol açar. Başka bir serebral iletici olan asetilkolin de epilepside rol oynayabilir; çünkü epileptiklerde beyinomurilik sıvısı serbest asetilkolin ihtiva eder, oysa normal beyin omurilik sıvısında asetilkolin bulunmaz. Epileptojenik foküslerdeki nöronlarda intrasellüler sodyum düzeyleri aşırı yüksek, oysa potasyum düşüktür. Ancak, bütün bu araştırmalardaki güçlük, anormal nöron eksitabilitesinin muhtemel nedenleri ile bu aşırı aktivitenin metabolik sonuçları arasında ayırım yapmaktır. Böylece, henüz idiopatik epilepsinin biokimyasal temelinin bilindiği ileri sürülemez. Epiloia (Tüberöz skleroz) Bu durumda, sinir sistemi dahil, bütün vücuda birçok tübersi nodüller dağılmıştır. Çeşitli cilt lezyonları arasında, burnun iki yanındaki «kelebek-kızartısı» lekeler, bu durumun başlıca özelliğidir. Genellikle 4-6 yaşlar arasında belirir ve kalıcıdır. Klinik tablonun diğer öğeleri ise çok kere epilepsi ve akıl geriliğidir. Ereksiyon Ereksiyon ya da intiaz, korporal venoz sinüslerdeki verilerin kanla şişmesi dolayısıyla penisin (klitorisin) sertleşip büyümesidir. Sönük penisin boyutlarındaki değişimler bir fallografla ölçülerek cinsel uyarı işareti olarak kullanılabilir. Uyku sırasında, özellikle rüya görülürken, fasılalı olarak penis ereksiyonu olur. Bu, «sabah ereksiyonu» olarak belirir. Priapizm sürekli ve acı veren ereksiyondur ve irritatif bir pelvis lezyonundan ya da venöz sinüslerde tromboz yaratan bir kan diskrazisinden ileri gelir. Kantaridlerle zehirlenme de buna yol açabilir. Cinsel uyarı serebral kortekste ve limbik sistemin subkorteks yollarında başlar. Sinir impulsları daha sonra hipotalamusdan geçerek omuriliğe iner ve piramidal yollarla pelvise ve nervi erigentes ile genital organlara ulaşır. Birinci, ikinci ve üçüncü sakral sinirlerin stimülasyonu, parasempatik fibriller aracılığıyla, ereksiyon yaratır. İkinci, üçüncü ve dördüncü lomber sinirlerin sempatik köklerinin stimülasyonuyla da ereksiyon geçer. Erkek Protestosu Bazı kadınlardaki aşağılık duygularının, ortak yönleri erkeklerle yarışma olan birkaç değişik aktiviteyle bilinçdışı ifade bulduğunu varsayan bir Adler kavramıdır: Spor, entellektüel, politik veya bir sürü değişik aktivite sözkonusu olabilir. Erken Ejakülasyon Erken ejakülasyon erkekte, koitusdan önce veya hemen sonraki ejakülasyondur. Cinsel güç normaldir. Normal erkeklerin yaklaşık dörtte üçünde, koitusdan sonra iki dakika içinde ejakülasyon olur. Bazı erkekler, özellikle kişilikleri nörotik olanlar, cinsel heyecanı kontrol edemediklerinden orgazmı yeterince geciktiremeyerek cinsel eşlerini tatmin edemezler. Tedavi yöntemi, kadının tekrarlı olarak penisi, preorgazmik heyecan düzeyine varıncaya kadar, vagina dışında, stimüle etmesi, sonra da detümesans yaratmasıdır. Bu aktivite, yirmi dakika süreli ejakülasyonsuz ereksiyon sağlanıncaya kadar sürdürülür. Koitle ilgili anksiete önemli bir faktör olarak mevcutsa, anksiolitik ilaçlar yararlı olabilir. Etkilenme Fikirleri Kişinin, düşüncelerinin, duygularının veya bedeninin birtakım dış güçlerle etkilendiği hissine kapılmasıdır. Bunlar pasiflik duygularından (örneğin, düşüncenin dışardan kontrol edildiği veya gücün sömürüldüğü hissi) veya taktil hallüsinasyonlardan ileri gelebilir. Fikir, bu *****izmayı açıklayıcı sözlerle dile getirilir (örneğin, radyo veya radar etkisi). Bu semptom karakteristik olarak, şizofreniktir. Evlenmemiş Anneler Son zamanlarda toplumumuzdaki değişimler, gayrı meşru gebeliğin kadına sürdüğü lekeyi önemli oranda azaltmakla birlikte, bu durum hâlâ önemli bir psikiyatrik bozukluk nedenidir. Gebelik emosyonel bakımdan kabul edildiği ve kadın toplum tarafından reddedilmediği zaman bile, ciddî pratik ve malî sorunlar çıkabilir. Bu koşullarda, gebelik sırasında emosyonel denge kararsızlığı ve kusma daha da kötüleşir. Şizofrenik ve depressif loğusalık psikozları evlenmemiş annelerde, evlilere kıyasla, daha sık görülür. Gebe kadında kişilik anormalliği olduğu takdirde doğum ve çocuğun sorumluluğunu yüklenme stress'i, belirgin psikiyatrik bozuklukla sonuçlanabilir. Prognoz, kişilik bozukluğuna ve dış koşullara göre değişir.
__________________
Ya kendin gibi görün yada gözüme hiç görünme! Bozuk Kırık Link varsa lutfen Ozel mesaj atarak bildiriniz,Linkleri Yenileyelim HİÇ KİMSE BEN,BENDE HİÇ KİMSE DEĞİLİM.MENFAATLERİN ÖTESİNDEYİM ...BEKLERİM!(FARKIM TARZIM)GÖRELİM MEVLAM NEYLER,NEYLERSE GÜZEL EYLER,KUL BELA BULMAZ HAK YAZMADIKÇA,HAK BELA YAZMAZ KUL AZMADIKÇA,KUL KADERİNİ YAŞAR BAHTINA NE ÇIKARSA ..
|
|
|
|
|
|
#8 (permalink) |
|
|
F
Fakomatozlar Fakomatozlar, sık sık şiddetli akıl geriliğine eşlik eden bir genetik vakalar gru budur ve başlıca patolojik etki alanı cilt ve santral sinir sistemidir. Birçok vakada, selim sinir tümörleri olan ve Grekçe bezelye anl***** gelen «fakomata» adıyla bilinen, retinadaki sinir tümörlerinin mevcudiyeti dolayısıyla, bunlar için fakomatoz terimi kullanılmaktadır. Fakomatozlar arasında tüberöz skleroz ve SturgeWeber sendromu olup her ikisi de sık sık şiddetli akıl geriliğine eşlik eden durumlardır. Fantom Organ Ampütasyon veya duyusal yollardaki bir müdahaleden sonra, insanın bir organını hâlâ taşıdığı yanılgısı devam edebilir. Kol ve bacaklarla ilgili olarak, bu durum «fantom organ» fenomenine yol açabilir. Fantort organ hissi normal durumlarda genellikle yoktur, ama psikolojik stress veya fizik bozukluk dönemlerinde kişi bunu yine hissetmeye başlar. Fantom bacak acıyabilir veya acımayabilir. Bu acı devam ettiği ve tedaviye cevap vermediği zaman, bir psikiyatriste başvurulmalıdır. Bazan traktotomi, hattâ lökotomi gibi nöroşirürjik müdahale gerekebilir. Fantom bacaktaki entraktabl bir acı sonucunda intihar da görülebilir. Fenilketonüri Fenilketonüri, fenilalanin hidroksilaz enzimi yetersizliğinden ileri gelen, otosomal resessif kalıtsal bir amino asit metabolizması bozukluğudur. Rapor edilen insidans, 25,000 - 10,000 doğumda bir arasında değişmektedir. Vücut sıvılarında yüksek fenilalanin seviyeleri bulunur ve biokimyasal teşhis serumda fenilalanin seviyesine dayanır. Ferri klorür ilâvesiyle veya fenilpirüvik asit mevcut olduğu zaman renk reaksiyonu veren Phenistix şeritleri kullanılarak yapılan idrar testleri, teşhis için başlı başına yeterli değildir. Klinik özellikler arasında saç seyrelmesi, cilt ve göz rengi değişimi, kafa küçülmesi, hiperrefleksi, hiperkinez, birkaç vakada çocuklukta epilepsi ve enfantil ekzema vardır. Akıl geriliği hemen her zaman şiddetlidir, ama birkaç kuraldışı sporadik vakada zekâ fonksiyonu normal sınırlar içindedir. Fenilketonürinin, genetik taşıyıcıları (heterozigotlar), klinik bakımdan görünüşte normaldir, ama taşıyıcı durumu biokimyasal yoldan saptanabilir. Diet tedavisiyle bir dereceye kadar başarı kazanıldığı ileri sürülmüştür. Doğumdan kısa bir süre sonra, bu bozukluk teşhis edilir edilmez, diet tedavisi başlatılmalıdır. Bu tedavi, fenilalanin oranı düşük bir diet uygulanmasından ibarettir ve vücuttaki fenilalanin seviyelerinin düzenli olarak kontrolü şarttır. Diet tedavisinin durdurulacağı yaş tartışmalıdır, ama 4-6 yaşlar arası ileri sürülmüştür. Fetişizm Portekizcede «uğur» anl***** gelen kelimeden türeyen fetişizm, genellikle duyusal nitelik taşımayan canlı veya cansız bir nesnenin, cinsel uyarım için değişmez ve tek bir stimulus haline geldiği bir cinsel sapıklıktır. Sık görülen fetiş nesneleri arasında pardesüler, kürkler, saç, pabuçlar, kauçuk eşyalar, sigaralar ve deri eşyalar vardır. Fetişist kişi bu nesneleri elde etmek için suç da işleyebilir. Birçok fetişist evlenir ve eşi bu fetişe katıldığı sürece (seksüel pikantizm) cinsel güce sahiptir. Bu durum etyolojik olarak bazan beyin travmasıyla, özellikle lobus temporalis epilepsisiyle ilgilidir. Tedavi için, aversiyon terapisi uygulanır ve evli çiftlere psikoterapi sırasında öğüt verilir. Fikir Kaçışı Manik hastaların konuşmalarının karakteristik bir özelliği. Konuşmanın baskısı arttıkça, hastanın düşüncelerinin yönü bir konudan öbürüne geçer. Bu geçiş, «fikir kaçışını» oluşturur. Geçişler çok kere ilgisiz sözcüklerin telâffuzundaki benzerliklere dayanır («Ses Çağrışımları») ve bilinçsiz olsa bile gerçekten nüktelidir. Fiksasyon Psikoseksüel gelişimin, olgunlaşma proçesinin belli bir noktasında duraklamasıdır. Bu olgunlaşmada geçici, süresiz ve normal bir blokaj olabilir veya daha sürekli ve patolojik olup nevrozlara veya kişilik sapmalarına yol açabilir. Bu terim Freud tarafından psikodinamik kişilik gelişimine ilişkin olarak kullanılmıştı. Freud'a göre, gelişimin oral, anal veya fallik safhalarında fiksasyon başgösterebilmektedir. Bu safhalardan birindeki fiksasyonun, cinsel sapmalara neden olduğu ileri sürülmektedir. Böylece, bu safhalardan biriyle ilgili organ, anormal cinsel ilgi ve aktivitenin foküsü olmaktadır. Fizik Bağımlılık Fizik bağımlılık, fiziksel olarak belirlenen abstinans semptomlarından kaçınmak için hastanın ilacı almayı sürdürmek bakımından duyduğu gerçek bir fizik ihtiyaç anl***** gelir. Bu semptomlar kullanılan ilaçlara göre değişir, ama konfüzyon ve konvülsiyon gibi semptomları kapsar. Birçok kişi, fizik bağımlılığın, psikolojik bağımlılıktan daha büyük bir anlam taşıdığı kanısındadır. Flexıbılıtas Cerea Flexibilitas cerea bir otomatik itaat tezahürüdür ve hasta kollarıyla bacaklarının rahatsız pozisyonlara getirilmesine itiraz etmediği gibi, bu pozisyonları bozmadan durur. Hastanın bu pozisyonlara getirilmesi sırasında, «balmumu» niteliğinde çok hafif bir direnç hissedilir. Bu durum şizofrenide karakteristiktir, ama diffüz beyin bozukluklarında da görülür. Fobi Fobi, önemli bir tehlike kaynağı olmayan bir nesne veya durumla karşılaşma sırasında duyulan inatçı ve aşırı korkudur. Fobilerin başlıca üç Öğesi vardır: Korkulan nesneyle karşılaşıldığı zaman sübjektif korku veya anksiete yaşantısı; bu tür ilişkiyle ilgili fizyolojik değişimler ve bu nesneden kaçınma veya kaçma davranışları. Dolayısıyla gerçekten fobik olan hastalar ender olarak korku duyarlar, çünkü kendilerine anksiete veren nesnelerden veya durumlardan sürekli olarak kaçarlar. Fobik nevroz teşhisi koyulan vakalarda, fobiler diğer psikiyatrik semptomlarla birlikte görülebilir veya başka psikiyatrik sendromlara eşlik edebilir. Primer depressif hastalıklarda çok kere özellikle agorafobik çeşitten hafif fobik semptomlar görülür; bunlar bir fobi tablosu gösterdiklerinden, temeldeki depresyon maskelenir. Fobiler başka sorunlarla aynı zamanda mevcut olduklarında tedavi, primer bozukluğa yönelik olmalıdır. Primer fobik nevrozlar başlıca üç tiptir agorafobi (bkz.) ve klaustrofobi, spesifik fobiler ve sosyal fobiler. Dördüncü grup olan «çeşitli fobiler» ise öldürme, bıçaklama ve kesme korkuları dahil olmak üzere, belirgin fobik nitelikler taşıyan hastalık korkularını ve obsessif semptomları kapsar. Belli başlı dört fobi tipi, neden, seyir ve tedavi bakımından farklıdır. Folie a Deux yakın iliskileri olan iki kisinin ayni zamanda ayni akil hastalıgindan mustarip olmalan fenomeni için kullanır. Hasta kisiler genellikle ya ayni ailenin bireyleri (kari-koca) ya da yakın ilişki kurmus kisilerdir. Affektif bozukluklar bu tipte belirmekle birlikte, bu terim daha çok, ozellikle deliizyonların her iki kisi tarafından hissedildigi ve her ikisininde aynı eylemlerde bulunduklari paranoid durumlar için kullanilır. Bazan ikiden fazla sayida kisi etkilenir. Kisa bir sure once Amerika'da, birlikte yasayan birtakim grup üyeleri, rasgele, amacsiz cinayetler islemislerdir. Gruptaki bir üyenin ifadesine gore, bu kisiler grubun liderinin yaydigi bazi inanclar izlerine eylemde bulunmuslardir. Bu tip vakalarda, ortaklardan biri obürürünün etkisi altindadir ve aynldiklan takdirde (ornegin, biri hastahaneye yatırıldığında), daha uysal olanin hastagi süratle hafifler. Folie De Doute ( Şüphecilik ) Obsesyonel bir düşünce bicimi olarak sürekli şüpheciliktir. Hasta havagazi musIugunu kapayip kapamadigindan, sigarasini sondürüp sondürmediginden, yahut kitaplarin yerine diizenli olarak kaldinp kaldirmadigindan hep süphe eder ve bunu defalarca kontrol eder. Frijidite Frijidite, kadinin cinsel bakimdan uyarilamamasi ve heteroseksüel bir temasta orgazma varamamasidir. Ilk koit girisimlerinden itibaren mevcut frijidite çogunlukla olgunlasmamis, histerik kisilikli hastalarda gorulür. Frotorizm Frotorizm, erkegin orgazm yaratmak amaciyla genital organlarini kadinın giyimli kalçalanna sürmesidir. Çogunlukla tren, asansor veya demiryolu platformu gibi kalabalik yerlerde gerçeklestirilir. Yine kalabalik yerlerde, bir kadinla erkek dirseklerini yahut bacaklarini birbirlerine sürterek karşılıklı erotik uyarim yaratabilirler. Bunun çevreden anlasilmasi korkusu, yaratilan cinsel heyecanda büyük bir rol oynar.
__________________
Ya kendin gibi görün yada gözüme hiç görünme! Bozuk Kırık Link varsa lutfen Ozel mesaj atarak bildiriniz,Linkleri Yenileyelim HİÇ KİMSE BEN,BENDE HİÇ KİMSE DEĞİLİM.MENFAATLERİN ÖTESİNDEYİM ...BEKLERİM!(FARKIM TARZIM)GÖRELİM MEVLAM NEYLER,NEYLERSE GÜZEL EYLER,KUL BELA BULMAZ HAK YAZMADIKÇA,HAK BELA YAZMAZ KUL AZMADIKÇA,KUL KADERİNİ YAŞAR BAHTINA NE ÇIKARSA ..
|
|
|
|
|
|
#9 (permalink) |
|
|
G
Galaktozemi Galaktozemi, otosomal resessif bir ozellik olarak kalıtsaldir. Spesifik biokimyasal bozukluk Gaucher Hastalığı Gaucher hastalığı, bebeklik ve çocukluk döneminde gelişen bir lipid metabolizması bozukluğu olup, retiküloendotelial sistemdeki hücrelerde serebrosid birikimine yol açar. Klinik belirtiler arasında karaciğer büyümesi, dalak büyümesi ve ilerleyici kötüleşme ile nörolojik ve entellektüel hasar vardır. Rapor edilen vakaların yaklaşık üçte biri familyaldir. Bu bozukluğun otosomal dominant bir genle geçtiği konusunda yeterli deliller mevcuttur. Gebeliği Reddetme kadınların gebe kaldıklarını öğrendikleri zaman sık sık korku ve hayalkırıklığı duyduklarına ilişkin klinik izlenimleri doğrulamaktadır. Oysa, gebeliğin devamı durumunda, bebeğin uterus içindeki kımıldanmalarının ve daha sonraları sevgiye tepkisinin, kadında annelik duygusu uyandırmaması pek olağan değildir. Özellikle kişilik bozukluklarından mustarip ebeveynlerde, derin reddetme tutumları yerleşmiştir. Oysa, bazen belli bir çocuğa duyulan bir nefret, loğusalık depresyonunun sonucu olarak kalıcılık gösteren psikopatoloji bir fenomendir. Çocukta sağlıklı bir kişilik gelişimi için gerekli tek unsur, ebeveyninden gördüğü sıcak sevgidir. Dolayısıyla, ebeveynin çocuğa ilgi göstermemesi onda psikiyatrik bozukluk oluşmasına yol açmada güçlü bir faktördür. Gece Korkuları Hemen hemen yalnızca 3 ve 9 yaş arasındaki çocuklarda görülen bu korkular, ebeveynler veya çocuk bakıcıları tarafından rapor edilmiştir. Çocuk birdenbire uyanarak inilti, bağırma ya da çığlıkla ilgi isteğini ifade eder. Bir dehşet durumu içindedir, ama ona ses duyurabilmek, onu rahatlatmak, hattâ uyandırabilmek imkansızdır. Sonunda çocuk gevşer ve yeniden normal uykuya geçer. Bu nöbeti ve gördüğü rüyayı sonradan hatırlamaz; oysa kâbus gören çocuklar sonradan gördükleri korkunç rüyayı anlatabilirler. Bu nöbetler emosyonel uyum bozukluğunun ya da serebral fonksiyon bozukluğunun potansiyel olarak ciddî semptomları sayılmalıdır. Gerçeklikten Kaçma Ego'nun (benlik) bütünlüğünü gerçek yahut hayal ve fantazi ürünü tehlikelere karşı korumak için bir savunma *****izmasıdır. Dış dünyanın gerçekliğinden, bilinçsiz ve korunma motivasyonlu bir kaçıştır. Kişi bu *****izma aracılığıyla temaslardan, ilişkilerden, sosyal durumlardan, acı veren çatışmalardan veya kişilik bütünlüğü için bir tehlike saydığı herhangi bir durumdan kaçar. Bu *****izmanın sürekli kullanımı özellikle utangaç, duyarlı ve şizoid kişiliklerde görülür. Temel olarak ilkel bir *****izmadır ve şizofreni simpleks tipindeki psikotik hastalarda görülür. Belirgin obsosyonel kişilikler de bu savunmaya başvururlar. Gerontoseksüalite Kriminal hukuk alanında çok sık rastlanan bir durum, yaşlı bir kişinin - çoğunlukla kadın cinsel obje olarak seçilmesidir: Genç bir erkek, 60-80 yaşlar arasındaki bir kadına veya birkaç kadına tecavüz ederek ırzlarına geçer. Medenî hukuk alanında ise, genç bir erkeğin bu yaş grubundan bir kadınla evlenmesine ender rastlanır. Sapıklığın nedenleri, erkeğin gelişim yıllarında kendisinden büyük kadınlarla olan ilişkilerinde bulunabilir. Akıl hastalığına ise ender rastlanır. Glisin Glisin (bir amino asit) beyin dokusunda yüksek konsantrasyonda mevcuttur. Fonksiyonu kesin olarak bilinmemektedir, ama bir nöro-iletici görevi gördüğü muhtemeldir. Globus Hystericus Anksiete veya depresyon durumlarında duyulabilen, «boğazda bir yumru» hissidir. Bu duygu genellikle solunuma müdahale eder ve hasta hırıltılar çıkarır. Bazen de hipervantilasyon yahut tetani tezahürü olabilir. Gölge - Benlik Bir Jung kavramıdır. Gölge - benlik, rüya görenin bastırılmış, bilinçsiz nitelikleri, yani kendinde kabul edemediği nitelikleri tanımlar. Grand Mal Majör konvülsif nöbetin karakteristikleri, bilinçlilik ve postür kaybı; ve solunum hareketlerinde şiddetli bir inhibisyonun yanısıra, bir tonik fleksiyon ya da ekstansiyon safhasıdır. Nöbet bu safhada sona erebilir veya tekrarlı klonik hareketler safhasına geçebilir. Gözler açık, yüz kızarık ve mor olabilir. İdrar ve feçes boşalımı görülebilir. Ağızdan, kanlı ve köpüklü tükürük gelir. Gittikçe şiddetli hareketler azalır ve bunu soluk almayla birlikte bir inilti ve gevşeme izler. Bilinçsizlik süresi değişkendir, ama uzun süreli koma veya nöbet hareketlerinin yeniden belirmesi status epileptikusa işaret eder. Genellikle post-iktal uykuyu kısa süreli bir bilinçlilik safhası izler. Başlan gıçtaki tonüs kaybından önce bir haykırma ya da çığlık duyulabilir. Post-iktal safhada ise huzursuzluk ve sinirlilik baş gösterir. Bir grand mal nöbeti sırasında alınan EEG çoğunlukla kas artifaktı ile maskelendiğinden oldukça gereksizdir. Alfa/düşük beta alanındaki yüksek amplitüdlü tepelerden oluşan jeneralize bir ritmik deşarj, bütün yüzeysel traselerde jeneralize simetrik ve senkronizedir. Normal ritmler veya uyku ritmlerinin yeniden belirmesinden önce, post - iktal safhada delta bandına doğru bir yavaşlama ve voltajın süpresyonu görülür. Nöbet sırasında ilk yardım, hastanın yakınında tehlikeli araçlar bulunmamasına dikkat etmekten ibarettir. Sıkı giyim eşyaları gevşetilir. Bazı durumlarda da oksijen uygulaması gerekebilir. Grup Psikoterapisi Genellikle bir psikoterapist tarafından, birçok kişinin aynı zamanda tedavi edildiği herhangi bir psikoterapi biçimidir. Grup terapisi, son yirmi yıl içinde, genel psikiyatri üzerinde derin etkiler göstermiştir. İngiltere'de S.H. Foulkes, Joshua Bierer ve Maxwell Jones'un öncülüğünde yürütülen grup yöntemleri yaygınlaşarak değişik aktiviteleri ve her tipte hastayı kapsamaya başlamıştır. Analitik grup psikoterapisi, bireysel psikanalizde kurulan ilkelere dayanmaktadır. Sekiz on hasta sorunlarını tartışırlarken, onları dinleyen pasif bir psikoterapist de transferans yorumlamalarından yararlanır. Grup haftada bir kere toplanır, seans doksan dakika sürebilir ve toplam terapi iki yıllık bir süreyi kapsayabilir. Grup açık ya da kapalıdır. Yani bazı üyeler ayrılınca yerine yenileri girer ya da terapi bitinceye kadar grup bir bütün halinde korunur. Yöneltici grup terapisi öğretim veya eğitim amaçları için kullanılır ve klinik tedavi gören hastalar, personel veya diğer profesyoneller gibi sosyal gruplarda yararlı olabilir. Aktif grup terapisi ise ço cuklara veya psikotik hastalara uygulanır ve hastalar oyun, dans veya sanat terapisi gibi çeşitli aktivitelere katılırlar.Son zamanlarda ABD'de grup terapisi aktiviteleri bir patlama göstermiştir. «Duyarlık» grupları duygu sorunlarını fizik ilişkilerle ve aktivitelerle boşaltmaktadırlar. Çeşitli tipte grup terapisi biçimleri bir toplumdaki kültürel ortamın parçalarıdır - dinsel gruplar, inisiyasyon grupları, vs. Gülme gülme psikiyatrik anlam taşır. Boş, aptalca gülme adolesantlarda hebefrenik şizofreninin klasik bir özelliğidir; bu duruma bugün ender rastlanmaktadır. Pick hastalığı gibi, lobus frontalisteki yavaş gelişen lezyonlar bazan bir aptallık durumuna yol açarlar, hasta tekrar tekrar aynı şakaları yapar ve bunlara kendisi güler. Tekrarlı ve yersiz gülme nöbet leri ise, serebral arteriosklerozda görülen «emosyonel enkontinansın» özelliklerinden biridir. Günlük Değişkenlik Ruhsal durumda belirgin bir günlük değişkenlik, endojen ya da manik depressif depresyonların karakteristik bir özelliğidir, ama yalnızca birkaç hastada tezahür eder. Tipik olarak, depresyon sabahları kötüleşir ve gün ilerledikçe düzelme gösterir. Retardasyon ve konsantrasyon güçlüğü gibi semptomlar da, ruhsal durum değişimine paralel bir değişkenlik gösterir. Bazan bu derin depresyon, hasta sabah uyandıktan sonra beş veya on dakika sürer. Bazan ise bunun tersi olur ve depresyon akşama doğru kötüleşir. Tablo ne olursa olsun, bu değişkenlik hiçbir zaman ortamsal değişimlere bir tepki değildir (hastanın kocasının işten eve dönmesi gibi).
__________________
Ya kendin gibi görün yada gözüme hiç görünme! Bozuk Kırık Link varsa lutfen Ozel mesaj atarak bildiriniz,Linkleri Yenileyelim HİÇ KİMSE BEN,BENDE HİÇ KİMSE DEĞİLİM.MENFAATLERİN ÖTESİNDEYİM ...BEKLERİM!(FARKIM TARZIM)GÖRELİM MEVLAM NEYLER,NEYLERSE GÜZEL EYLER,KUL BELA BULMAZ HAK YAZMADIKÇA,HAK BELA YAZMAZ KUL AZMADIKÇA,KUL KADERİNİ YAŞAR BAHTINA NE ÇIKARSA ..
|
|
|
|
|
|
#10 (permalink) |
|
|
H
Habitüasyon Psikolojik habitüasyon, bir hastanın bir stimulusa tepkisinin, o stimulusa tekrar mâruz kalması üzerine azalma gösterme hızıdır. Yaklaşık bir dakikalık fasılalarla hafif anksiete yaratan stimuluslar uygulanır ve tepki psikogalvanik cevapla (PGR) ölçülür. Normal kimselerde ve spesifik fobili hastalarda habitüasyon, anksiete durumları geçiren ve agorafobili hastalara kıyasla, daha çabuk gelişir. Bir trankilizanla tedavi, bu ikinci tipteki hastalarda habitüasyon hızını arttırır. İlaç habitüasyonunun (DST, 1967), iptilâdan farkı ilaca devam kompülsiyonu, dozu arttırma eğilimi ve hiçbir fizik bağımlılık göstermemesidir. Hafıza Hafıza, geçmiş yaşantıların bütünüyle veya parça parça, bilinçli olarak canlandırılması için kullanılan genel bir terimdir. Başka bir anlamda ise, canlandırılan spesifik yaşantı bölümleri için kullanılır. Hafıza proçesinin üç safhası vardır. Birincisi sözkonusu materyele aktif bir dikkat gerektiren kayıt safhasıdır ve bilinçli ezberleme çabalarıyla geliştirilir. Geçmiş yaşantıların ilerde canlandınlabilmesi olanağı, kayıt işleminin bir hafıza trasesi veya engram oluşturarak organizmayı değiştirdiğine işaret eder; engram, retansiyon safhası süresince korunur. Son araştırmalar, engramların nöro-biokimyasal nitelikte olabileceğine işaret etmektedir. Hafızanın son safhası hatırlama, tanıma, meydana getirme veya yeniden öğrenme testleriyle incelenir. Hastaların akıl muayenelerinde hafıza kapsamı ve bir kere gösterildikten sonra hatırlayabildikleri rakkamların sayısı ile ilgili testler sık sık kullanılır. Hatırlama kesin bir proçes değildir. Hatırlanan olaylar, kişinin tutum ve ilgilerine göre değişime uğrar. Bir Freud kavramı olan represyon *****izması bu değişimde önemli bir rol oynar. Amerikan psikologu Lashley, serebral korteksin değişik bölümlerinin, hafıza gibi fonksiyonlar bakımından eşit potansiyele sahip olduğunu (yani bir bölümün, başka bir bölümün fonksiyonunu gösterebildiğini) düşünüyordu, ama son zamanlarda yapılan araştırmalar hipokampusta bilateral ablasyon veya hasarın, hafıza fonksiyonları üzerinde önemli ölçüde negatif etki gösterdiğini ortaya çıkarmıştır. Psikiyatrik bozukluklarda hipermneziler ender görülmekle birlikte, dismne-zilere özellikle scnil vakalar ve Korsakoff psikozu gibi organik hastalıklarda, sık rastlanmaktadır. Bu vakalarda kayıt saf hasının, retansiyon ve hatırlamadan daha çok etkilendiği muhtemeldir. Bazı ilaçlar da hafıza üzerinde spesifik bozucu etkiler gösterirler. Bazıları (örneğin, diazepam) hafif ve geçici etki gösterdiğinden, hafif ameliyatlarda. stress'in azaltılmasında yararlı olabilir. Hallis Hallüsinasyon, dış kökenli bir stimulusu olmayan yanlış bir algıdır. Algı değişiminin sözkonusu olduğu sık görülen diğer algı bozukluğu illüzyondan farklıdır. Akıl hastalıklarında en sık rastlanan hallüsinasyonlar, şizofrenide çok görülen «seslerdir». Bu sesler hastaya hitap edebilir, onunla ilgili sözler söyleyebilir, düşüncelerini yansıtabilir veya belli belirsiz mırıldanmalar biçiminde olabilir. iç ya da dış bir kaynakla ilgili olabilir ve kişi çoğunlukla bunların gerçekliklerinden emindir. Hallüsinasyonlar işitme dışındaki duyularla da ilgili olabilir ve böylece görme (vizüel), dokunma (taktil), işitme (olfakter) ve tad duyularına dayanan hallüsinasyonlar mevcuttur. Bazı duyuların belli kaynağa bağlanması güçtür veya birden fazla duyu sözkonusu ola bilir (örneğin, gücünü yitirme; cinsel bakımdan uyarılma) ve delüzyonlarla karışarak bunlardan ayırdedilmeyebilir. Özellikle oditer hallüsinasyonlar, davranış ve ruhsal durumu etkileyebilir. Hasta dalgın olabilir ve ifade değişimleri gösterebilir, karşısındakine hakaret edici bir cevap verebilir veya emir ya da suçlamaya tepki olarak fevrî davranabilir. Halsizlik Şiddeti ile etkeni arasında makul bir orantı olmadığı zaman tıbbî anlam taşıyan, beden veya akıl yorulması sonucu gelişen bir yorgunluk durumudur. Bu durum birçok fizik hastalığın ortak bir semptomudur, ama psikolojik faktörler önemli bir katkı öğesi olabilir ve bazan öncelik taşır. Aynı zamanda depresyonların ve kronik anksiete durumlarının da belirgin bir özelliğidir. Bazı kimselerde ise fizik hastalık, depresyon ya da anksiete mevcut olmasa da belirgin ve süreklidir. Hartnup Hastalığı Hartnup hastalığı, doğuştan bir metabolizma bozukluğudur. Otosomal resessif bir özellik olarak kalıtım yoluyla geçtiğine işaret eden deliller mevcuttur. Karakteristikleri tuhaf biokimyasal özelliklerdir ve bunların en süreklisi genel aminoasidüri-dir. Nikotinamidden yararlanma (ütilizas-yon) anormalliği de ileri sürülmüştür. Psikiyatrik etkiler vakadan vakaya değişir ve episodiktir. Bu etkiler pellagrayı andıran duyarlı bir cilt kızartısının belirme sine ve değişken serebellar semptomlarla karakterize geçici nörolojik bozukluğa eşlik edebilir. Akıl konfüzyonu da bunlarla birlikte sık görülen bir etkidir. Bazı hastalarda daha kalıcı bir etki ise akıl geriliğidir. HAVA ANSEFALOGRAFİSİ Lomber hava ansefalografisinde, serebro spinal sıvı her seferinde birkaç mililitrelik miktarlarda boşaltılarak yerine, kafatasının içine 30-40 mi. hava zerkedilir. Bu işlem, artan kafatası iç basıncı sonucunda, beynin foramen magnum'a doğru fıtıklaşması (herniation) ihtimali dolayısıyla daima tehlikelidir ve eğer kafatası iç basıncının artmasından şüphe edilirse, mutlaka nöroşirürjik takviyeyle yapılmalıdır. Vantrikülografi yoluyla da hava verilebilir. Hastayı sırayla sırtüstü, yüzüstü ve yan yatırarak matriküler sistemin çeşitli kesimlerinin radiografide çizilmesi için «kabarcık» dolaştırılır. Alçak basınç başağrıları ve mide bulantısı çok raslanan bozukluklardır. Bunlar yatağın ayakucunu yükselterek, analjezik ve antiemetikler uygulayarak giderilebilir. Hebefreni Hebefreni en sık rastlanan şizofreni tiplerinden biridir; çoğunlukla sinsidir ve 15-30 yaşlar arasında başlar. Adolesans, meslek, dostluk kurmak veya cinsel kaygılar ile ilgili güçlüklerden doğduğu düşünülmektedir. Konsantrasyon güçlüğü orta veya yüksek Öğrenim gören gençlerde belirgindir. Psişik hayat önemli etkilere uğrar; irade, yönelim, düşünce ve emosyon bozukluğu veya hasarı olur ve bu davranışta da yansır. Düşünce bozukluğu şu gibi belirtileri gösterir: Birbiriyle bağdaşmayan fikirlerin asosiyasyonu; sorulan soruyu anlamış olsa bile, yersiz cevap; psödodin ve felsefe fikirleriyle belli belirsiz ilgilenme. Kişinin iddialı ama boş fikirler ileri sürdüğü görülür. Oditer hallüsinasyonlara sık rastlanır. Göze batıcı bir aşırı cinsel faaliyete yönelik cinsel dürtü artışı da olabilir. Daha erken bir safhada, teşhisi yanıltıcı nitelikte depressif yahut nörotik semptomlar belirebilir. Hedonizm Zevk aramanın tek hedef olduğunu kabul eden bir felsefe doktrinidir. Psikiyatrik anlamda, hedonizm terimi, başlı başlarına bir amaç olmaktan ziyade, yalnızca yaratacağı zevk için belli hedeflerin peşinde koşulması anl***** gelir. HEPATOLANTİKÜLER DEJENERASYON Doğuştan gelen bu bakır metabolizması bozukluğu, otosomal resessif bir özellik olarak kalıtım yoluyla geçer. Dokularda biriken bakır, karaciğer ve beyinde patolojik değişimlere yol açar. Özellikle bazal ganglionlar etkilenir ve sonucunda ekst-rapiramidal rijidite, atetoz, tremor. disartri ve disfaji gelişir. Bunu ise çoğunlukla tremor izler. Kornea limbusundaki, yeşil renkte, Kayser-Fleischer halkası da teşhis bakımından bir özelliktir. Hastalığın başlama yaşı çocukluktan ileri yetişkin yaşa kadar değişkendir. BAL (British Anti Lewisite) veya penisillamin gibi bir kelatlaşma sağlayan maddenin uygulan masını klinik iyileşme izler. Hermafroditizm Hermafroditizm, bir kişinin hem erkek, hem de kadın cinsiyet organları taşıdığı, ender rastlanan bir iki-cinsiyetlik durumudur. Her ne kadar çeşitli derecede mo-zaikizm mevcutsa da, kromozom yapısı genellikle XX'dir. Psikoseksüel yapı esnektir ve cinsiyet rolü (bkz.) doğumda belirlenen cinsiyete ve yetiştirilirken yapılan muameleye göre gelişir. Psödo-hermafroditizm veya «inter-seks», özellikle 44-XY kromozom yapılı erkeklerde olur. Somatik hücrelerde and-rojenin erkekleştirici etkisine tepki gösterebilecek enzimin yetersizliğinden ileri gelen bir testiküler feminizasyon mevcut tur. Yerine inmeyen testiküller ve gelişmemiş penis, doğumda yanlış olarak kadın geni-tal organları sanılır ve çocuk, adolesans dönemindeki erkekleşme bu yanlışlığı ortaya çıkarıncaya kadar kadın cinsiyet rolüne göre yetiştirilir. O zaman cinsiyetin yeniden belirlenmesi gerekir. Kadınlarda psödo-hermafroditizm ender görülür ve çoğunlukla adrenogenital bir sendromdan ileri gelir. Kadındaki adrenal bezin yüksek androjen üretmesi sonucunda ise hi-pospadiak penis oluşur ve çocuk yanlış olarak erkek olarak belirlenip ona göre yetiştirilir. Hidrosefalus İç hidrosefalus, beyinde vantriküler sistemdeki koroid pleksus'un oluşturduğu beyin-omurilik sıvısının serbest dolaşımının tıkanmasından ileri gelir. Normal olarak, beyin-omurilik sıvısı Sylvius su kanalından ve ufak foramenlerden geçerek subaraknoid boşlukta absorbe olur. Beyindeki konjenital bir formasyon bozukluğu nedeniyle tıkanma olabilir (örneğin, Sylvius kanalındaki konjenital daralma cinsiyete-bağlı kalıtımla geçer; spina bifi-da cystica (Arnold Chiari formasyon bozukluğu); serebellar vermiş formasyon bozukluğu (Dandy Walker sendromu). Menenjit sonrası iltisaklar da beyin omurilik sıvısının vantriküler sistemdeki dolaşımını bloke edebilir ve nitekim enfeksiyon, sonradan gelişen hidrosefalus'un en sık görülen nedenlerinden biridir. Doğumda veya doğuma yakın zamanlarda kafatası içinde hemoraji, hidrosefalus'a yol açabilir. Hiperestezi Dokunma stimuluslarına karşı aşırı duyarlılık. Genellikle periferik sinirlerde hastalık veya travma sonucu gelişir. His terik hiperestezi çok kere tuhaftır ve genellikle kafayı, karnı ya da bedenin bir yarısını etkiler; teşhis organik hastalık belirtileri bulunmamasına ve devam eden bir psikopatoloji mevcudiyetine dayanır. Hiperkinezi Çocuklar aktivite düzeyleri bakımından mizaç farklılıkları gösterirler. Az sayıdaki bazı çocuklarda, aşırı faaliyet klinik bir tablo oluşturacak derecede belirgindir. Hiperkinetik sendromun karakteristikleri aşırı ve iyi düzenlenemeyen aktivite ve buna eşlik eden kısa dikkat süresi ile dalgınlıktır. Saldırgan ve yıkıcı davranış sık sık mevcuttur. Bunun yanısıra, çocukta muhtemelen ortalamadan düşük zekâ, konuşmanın gelişememesi ve birçok çocuğun çekingenlik duyduğu toplumsal durumlarda anksiete göstermeme mevcuttur. Bu derecede aşırı faaliyet, 18 aylık ile 2 yaş arasındaki çocuk hareketlenmeye başladığı zaman aile hayatını etkiler. Çocuğun uzun bir süre hareket etmeden otur masını gerektiren okul döneminde, hiperkinezi maksimum düzeye çıkabilir yahut ilk olarak bu dönemde farkedilebilir. Çoğunlukla püberteden önce aktivite seviyesinde bir azalma olur, ama başka sorunlar öncelik taşımaya başlar. Aşırı aktivite karakteristik olarak toplumsal duruma bağlı değildir, çocuk hiçbir durumda bir iki dakikadan fazla hareketsiz oturamaz. Bazı çocuklar, anksiete yaratan durumlarda daha aktifleşirler. Etyoloji, muhtemelen, daha ziyade yapısaldır, ama bazan beyin travmasıyla ilgili olabilir. Tedavi semptomatiktir. Deksamfetamin sülfat çocuklukta, paradoksal olarak, ak-tiviteyi yatıştırır ve bazan etkin bir tedavidir. Haloperidol ve klorpromazin de başarıyla kullanılmıştır. Son zamanlarda, davranış değiştirici tekniklerle umut verici sonuçlar elde edilmiştir. Hipertiroidizm Tipik psikolojik özellikleri anksiete ve aşırı emosyonel tepkidir. Anksiete durumlarından ayırdedilmesi güçtür ve bazen kesin hipertiroidizmli hastalarda etkin antitiroid tedavisine rağmen anksiete semptomları devam eder. Bazan hipertiroidizme majör bir psikoz, çoğunlukla ajite depresyon, daha seyrek olarak mani veya şizofreni eşlik eder Hipervantilasyon Sendromu Ya sık iç çekmeyle birlikte solunum hızı artışına, ya da şiddetli vakalarda hızlı. yüzeysel ve düzensiz solunuma eşlik eden bir anksiete durumudur. Çok kere sersemlik, solgunluk, başdönmesi, parestezi, bulanık görme ve bazan tetaniye yol açar. Hastalar sık sık akciğerlerine yeterince hava girmemesinden korktuklarını bildirirler. Hipnopompik Fenomenler Uyku eşiğinde, genellikle görüntü biçiminde, çok kere motifler, biçimler ve renkler halinde beliren hallüsinasyon yaşantılarıdır. Gerçekdışı da olabilirler. Normal kişiler, özellikle gerilim ve anksiete dönemlerinde bu tür hallüsinasyonlar görürler. Kişi çok kere düş gördüğünü ya da uyuduğunu reddeder. Narkolepside ve ilaç etkisi altındakilerde de hipnagojik hallüsinasyonlar sık görülür. Daha ziyade anksiyöz kişiler, patolojik anlam taşıyan bir semptom olarak bu durumdan şikâyet ederler. Hipnoz terapi aracı olarak hipnozu ilk kullanan Mesmer'den sonra Freud da, serbest çağrışımla psikanaliz tekniğini geliştirmeden önce histerik hastaların tedavisinde hipnozu kullandı. Hipnoz yarı-bilinçli bir telkine yatkınlık durumu olarak tanımlanabilir ve hipnoz tekniği hastada doğuştan mevcut telkine yatkınlığı arttırmaktadır. Hekim, hastayı hipnozla ilgili söylenti ve teatral gösterilerin yarattığı yersiz korkulardan kurtar mak için, ona hipnoz fikrini açıklamalıdır. Hipnoz uygulanırken hasta, kendisine nasıl uygun gelirse, ya bir koltukta oturur, ya da bir divana uzanır. Ancak, gevşemiş durumda olması şarttır. Kullanılan telkinler, hastanın işbirliğinin büyük önem taşıdığı yöntemlerden (örneğin, dikkatini parmaklarında yoğunlaştırması ve sürekli telkinle parmaklarının, elinin ve son olarak kolunun bütünüyle havaya yükseltilmesi), hekimin kendi kişiliğinin gücüyle hastadaki telkine yatkınlığı harekete geçirdiği yöntemlere kadar, değişkendir. Bütün vakalarda, hastanın gittikçe daha çok gevşediği ve bir uyku haline geçtiği ve yatkın süjelerin birkaç seanstan sonra bir hipnotik uyku durumuna geçtikleri ileri sürülmektedir. Bu hipnotik durumun en önemli karakteristiklerinden biri hipnoz sonrası telkine yatkınlık tır. Hipnozun başlıca üç kullanım alanı vardır: 1. Gevşekliği arttırmak; örneğin, davranış terapisi için. 2. Daha güçlü telkinde bulunmak; örneğin, daha formel psikoterapiden önce erken safhadaki histerik semptomları gidermek için. Nükseden siğil vakalarında parmak derilerini koparma gibi basit alışkanlıklar bu yoldan tedavi edilebilir. 3. Daha önce bastırılmış anıları ortaya çıkarmak; özellikle akut bir stress'den sonraki histerik amnezi durumlarında. Çok kolayca hipnotize edilen kişiler vardır, ama bu kişileri önceden saptamak her zaman kolay değildir ve başarısız bir hipnotizma çabası hastanın güvenini zayıflatır. Ayrıca, birçok hekimin mizacı hipnoteirapi için uygun değildir ve hastaların bazılarında temeldeki etken yeterince çözümlenemediği takdirde, hipnoz bağımlılığı gelişebilir. Bu nedenlerle, meto-heksiton sodyum ya da tiopenton gibi ilaçlar genellikle tercih edilmektedir, çünkü bunlar gevşeme sağlamaları, telkin yatkınlığını yükseltmeleri ve bastırılmış materyeli ortaya çıkarmaları bakımından daha çabuk ve daha emindir. Hipoglisemi Hipoglisemi nöbetlerinin muhtemel birçok etkeni vardır. Yetişkinlerde en önemli etkenleri aşırı insülin dozu, adacık hücre tümörü ve «fonksiyonel» hipoglisemidir. Şiddetli hipoglisemi bilinç hasarına. çok kere uygunsuz davranışa, bunu izleyen koma ve konvülsiyonlara yol açabilir. Reaksiyon bazı durumlarda alkolizmi andırabilir. Hipoglisemiye karşı adrenerjik tepki ise anksiete ve çarpıntıya yol açabilir. Bütün semptomlar episodiktir. Hipokondriasis Bu terim, değişik fakat birbirine ilişkin birçok durumda kullanılır: (a) hasta olduklarına inanarak ya da inanmayarak. bundan şüphelensin veya şüphelenmesinler, sürekli olarak sağlıklarıyla ilgilenen kişileri; (b) makul deliller olmadığı halde, ciddî bir hastalığa yakalanacaklarından korkanlar, ya da yakalandıklarından emin olanlar ve (c) hiçbir organik temele dayanmayan bir veya birçok inatçı ya da tekrarlayıcı bedensel şikâyetleri olanları tanımlamak için kullanılır. Laksatif, tonik ve vitamin tüketiminin gösterdiğine göre, ilk anlamdaki hipokondriasis, bir karakter özelliği olarak, çok yaygındır. Bu özellik, yaş ilerledikçe daha da belirginleşir. Mesleğimiz mensuplarının herhangi bir şikâyet için, ne kadar önemsiz olursa olsun, hemen reçete yazma eğilim leri de buna katkıda bulunmaktadır. ikinci anlamdaki hipokondriasis de, bir semptom olarak çok yaygındır, ama genellikle yalnızca başka bir psikiyatrik durum ortamında başgösterir örneğin, bir anksiete (bkz.) durumunda ya da depresyonda (bkz.) ve bazan şizofrenide (bkz.) Anksiete durumlarında hipokondriak semptomlar çoğunlukla temelinde anksi-etenin somatik bir tezahürü olan korku ya da endişeler biçiminde belirir; örneğin, çarpıntıları olan bir hasta kendisinde bir «kalb güçsüzlüğü» olduğundan endişelenir. Öte yandan, şizofrenide ve envolüsyo-nel melankolide, hipokondriasis çoğunlukla delüzyonel ve tuhaftır; örneğin, hasta beyninin iki bölümünün yer değiştirdiğine inanır. Depressifler çok kere ciddî bir bedensel hastalık ve diğer felâket ihtimallerinden endişelenirler; şiddetli depreş yonda ise bu gibi korkular delüzyon niteliği taşıyabilir. Üçüncü anlamda hipokondriasis daha ziyade belirgin histerik kişilik özellikleri olan kadınlarda görülür ve muhtemelen hastanın semptomları dolayısıyla takınabildiği yatalak rolü, kendisine anlayış ve ilgi görme, nahoş zorunluluklardan kaçınma gibi önemli yararlar sağladığından bu tip vakalar tedaviye dirençlidir. Hipokondriasis'e ilişkin psikodinamik teorilerde, bu durum genellikle bilinçsiz kötülük ve suçluluk duyguları açısından yorumlanır. Hipomani huzursuzluk, dikkat dağınıklığı, enerji artışı ve bazan konuşma güç lüğü ve irritabilite ile birlikte ruhsal durumda hafif bir yükselme gösteren, fakat hiçbir belirgin fikir karışımı ya da gran-diöz delüzyonlar (örneğin, devlet başkanlığı iddiaları) göstermeyen bir durum. Hipoparatiroidizm Ender görülen bu bozukluğun en önemli özelliği hipokalsemidir. Klinik özellikleri arasında da tetani, konvülsiyonlar ve emosyonel bozukluk (denge kararsızlığı. anksiete ve depresyon) vardır. Delirium episodları görülebilir. Hipoparatiroidizmli küçük çocuklarda, uygun tedavi görmedikleri takdirde, akıl geriliği gelişir; yine de, bu geriliğin reversibl olduğu söylenmektedir. Hipotiroidizm Fetüs ve bebeklerde tiroid hormonu yetersizliği fizik ve akıl gelişiminde retardas-yona yol açar. Yetişkinlerde hipotiroidizm, karakteristik psikolojik etkilere yol açar; bunlar sık sık klinik belirtiler olarak tezahür eder. Psikolojik fonksiyonlar genellikle yavaşlar ve hastada donukluk, uyuşukluk ve unutkanlık başgösterir. Genellikle apati, bazen de depresyon biçiminde emosyonel bozukluk gelişir. Hipotiroidizm için bazen yanlış olarak, depressif hastalık ya da pre-senil demans teşhisi koyulur. Tiroksin tedavisi hastalığın hem psikolojik, hem de fizik semptomlarını giderir. Bazı hipotiroid hastalarında, açık psikozlar gelişir. Bu vakalarda yalnız tiroksin tedavisi, başlı başına tedavi gerektiren psikiyatrik bozukluğu gidermeyebilir. Histeri Histeriye «nozo-lojinin alaycı kuşu» adı verilmiş ve her kuşağın tıp adamları, mesleğin daha zeki üyelerini umutlandıran patojenez teorilerinin ileri sürüldüğünü görmüşlerdir. Ancak, histeri adı verilen daha spesifik bir durum için bugün delil niteliği taşıyan bütün bu aktivite çok az bilgi sağlamıştır. Aslında, ne ikizlerde yapılan incelemeler, ne gözlem incelemeleri, ne de klinik incelemeler, bir bütün olarak histeri kavramını desteklememektedir. Bunlar daha ziyade, histerik semptomların herhangi bir psikiyatrik durumda, özellikle depresyonda ya da dayanılmaz bir stress'e karşı bir tepki olarak belirebilece-ğine işaret etmektedir. Histerik «semptomlar» hastanın gerçekliği yenememesi ve bu başarısızlığından doğan çatışmayı, aslında gerçeğe uygun olmasa bile, hastanın gerçek kabul ettiği bazı düşünceler yoluyla («dissosiyasyon») çözümleme çabasından ortaya çıkar. Hastanın, temeldeki çatışmayla ilgili anksietesinin histerik bir semptoma «dönüştüğünden» söz edilir; bu semptom genellikle «ikinci derecede bir çıkar amacı» taşır; örneğin, anksiete yaratan durumdan kaçınma. Bir örnek vermek gerekirse, bir adam ne zaman işe gitse, başka bir erkek eve geliyor ve karısıyla sevişiyordu. Bu duruma katlanamayan adamın bacaklarında, evde kalmasını gerektiren histerik bir parezi gelişti. Bazan ise, hasta bu bozukluğa karşı gerekli endişeyi göstermez (belle indifference), ama bugün genellikle bunun tersi olan durumla karşılaşılmaktadır. Semptomlar: 1. Hafıza bozuklukları. Bu gerçek ve tam bir hafıza kaybı değil, yalnızca kişisel olaylara ilişkin yarım hatırlama ya da bazan kimliği unutma biçimindeki bir hafıza kaybıdır. , 2. Bilinç bozuklukları. Hastanın çok kere dayanılmaz bir durumdan kaçmaya çalıştığı füg durumu, bu tip bozuklukların en sık rastlanan biçimidir. 3. Zekâ bozuklukları. Örneğin psödo-de-mans ya da ender görülen Ganser sendromu. 4. Hareket bozuklukları. Somatik kaslardan herhangi birinde histerik paraliz gelişebilir. Diğer tezahürler arasında tremorlar, yürüyüş bozuklukları, disfoni ve histerik konvülsiyonlar vardır. 5. Algı bozuklukları. Bu, genellikle ciltte bir duyu kaybıdır, ama histerik körlük ve sağırlığa da sık rastlanır. Erkeklerin kadınlar için kullandıkları histerik kişilik teriminden genellikle erkeklerden çok kadınlar için sözedilir. Dikkat çekme isteği, canlılık, egoistlik, bağımlılık ve aşırı emosyonel tepki eğilimi gibi karakter özellikleri ile histerik kişilik arasında ilişki kurulmuştur. Nitekim, bu kişilik özelliklerini en iyi tanımlayan terim «his trionik» terimidir. Kuşkusuz, histerik semptom gösteren hastaların yalnızca ufak bir azınlığı bu kişiliğe sahiptir. . Geçmişte kafa travması ya da santral sinir sisteminde organik hastalık, hastalarda histerik semptomlara, özellikle amnezi ve füg durumlarına karşı predispozisyon yaratmaktadır, Şiddetli bir stress ya da çatışma histerik semptomları presipite edebilir ve muhtemelen hepimizde histerik semptom geliştirme kapasitesi latanttır. Öte yandan, kültürel faktörler de rol oynar ve ilkel toplumlarda insi-dans çok yüksektir. Histerik semptomlar herhangi bir psikiyatrik hastalığa da eşlik edebilirler. Bu durum özellikle depresyon için geçerlidir. Yakın zamanlarda yapılan bir araştırmada temelde depresyonlu hastaların üçte birinde histerik semptomların mevcudiyetini ortaya konmuştur. Tedavi, temeldeki etkenin tedavisidir, ama yeni başlayan vakalarda genel durum olumludur. Bunlardan yaklaşık üçte ikisi on iki ay sonra semptomlarından kurtulurlar. Geri kalan üçte biri daha karamsar bir tablo gösterir ve beş yıl sonra tüm grubun dörtte biri hâlâ semptomlardan mustariptir.Yıllar geçtikçe, konversiyon histerisi teşhisi koyulan birkaç vakada ya şizofrenik yahut manik depressif psikozlar ya da epilepsi gelişir. Özet olarak, histeri dikkatli ve tedbirli davranmayı gerektiren bir teşhistir. Hangi terim kullanılırsa kullanılsın, bunun anlamı kesin olarak anlaşılmalı ve hastanın gösterdiği klinik tabloya tutarlı olarak uygulanabilmelidir. ICD sınıflandırması, histerik nevrozu iki alt gruba ayırır-dissosiyatif durumlar ve konversiyon fenomenleri. Ayrıca histerik kişilik bozukluğu da tanımlanmıştır. Bunlardan herbiri, basit ve anlaşılabilir terimlerle tanımlanmıştır; böyle bir tanımlama herkesi memnun kılmayabilir, ama böyle bir uluslararası sınıflandırma sistemine bağlı kalmaya çalışılmanın da yararı unutulmamalıdır. Histeri Nöbetleri Bazı kişilerin, çeşitli nedenlerle, bildikleri ya da hayal ettikleri olayları «rol» yoluyla yaşamaları, majör bir konvülsif nöbeti yansıtır. Bazan epilepsi hastaları böyle davranırlar. Nörolojik belirtilerin bulunmayışı, idrar yapamama, dili ısırma ya da kendine zarar verme gibi, gerçek histeri nöbetlerini sahte nöbetlerden ayırmada kullanılan klasik kriterlere güvenilmemesi gerekir. Bu sorunu uzmanlar dahi güç çözmektedir. «Histerik nöbetlerde» her zaman, organik bir etken ihtimali bakımından, araştırma şarttır. Histeride Duyusal Bozukluklar Histeride duyusal bozukluklar ya hekimin telkinleri, ya da hekimin ne gibi duyusal bozukluklar bulacağı konusunda hastanın fikirleri üzerine oluşur. Bunlar analjeziden hiperaljeziye kadar, bedenin mümkün olan her bölgesinde, mümkün olan her tezahür tipini kapsar. Bazen nörologlar kolayca histerik duyu bozuklukları yaratırlar ve psikiyatristler bu bozuklukların gerçek kökenlerini anlayamazlar. Histerik Psödö - Demans Çok kere Ganser sendromu ile eş anlamda kullanılan «histerik psödo-demans» terimi, hafızasını kaybettiğini söyleyerek davranışlarından sorumlu tutulmamayı bekleyen bir hasta için kullanılır. Bu durumda bilinçdışı sczkonusudur ve hekim mo dası geçmiş, belirsiz «histeri» terimini kullanacağı yerde, gerçek bir demans mevcut olup olmadığına karar verebilmelidir. Bu genellikle güç bir iş değildir; ancak. psikiyatrik muayenenin doğru yapılması ve hekimin hastasında fizik incelemeler yaparak elde ettiği bulguları yorumlayabilmesi şarttır. Huy Huy, teknik bir terim olarak, belli bir zamanda kişiyi etkileyen koşullar tarafından belirlenen ve öğrenme proçesiyle edinilen, alışkanlık haline gelmiş bir davra niş kalıbıdır. Daha sınırlı bir kullanımda ise, temeldeki, edinilmiş, yalnızca karakteristik bir biçimde tepki gösterme eğilimi anl***** gelir. Açık aktivite huyu dışında, düşünme yahut emosyonel tepki gösterme huylarından da söz edilebilir. Bir yandan, önceden programlanmış refleks ya da içgüdüsel reaksiyonlar, öte yandan da bilinçli karar ve seçimle belirlenen davranışa bağlı huylar farklıdır. Son yıllarda, huy kavramıyla, davranışçı psikoloji ekolü arasında yakın bir bağlantı kurulmuş ve huy terimi ya klasik şartlı tepki durumlarındaki gibi geçici bir çağrışımla, ya da operant şartlamadaki gibi ödül ve ceza yöntemleri yoluyla yerleşen tepkilerle stimuluslar ara sında kazanılan bağlantılar anl***** gelmeye başlamıştır. Davranış terapisinde, bu ilkeler psikiyatrik uygulama bulmaktadır. HİPERÜRİSEMİ (LESCH - NYHAN SENOROMU) Erkeklerde (bazan bütün kardeşlerde) hayatın ilk birkaç yılı içinde beliren bu sendromun karakteristikleri kanda yüksek ürit asit seviyeleri, idrar yolunda taşlar, santral sinir sisteminde şiddetli etkilenme, kendine zarar verme eğilimi, şiddetli akıl geriliği ve erken yaşta ölümdür. Ender görülen bu sendromun cinsiyete bağlı bir özellik olarak kalıtım yoluyla geçmesi mümkündür. Hırsızlık Hekimin müdahalesi genellikle tuhaf ya da olağandışı bir özellik gösteren hırsızlık vakalarıyla sınırlı olmalıdır; örneğin, çocukların suça âlet edildiği veya belli biçimlere bürünen (örneğin, dükkan hırsızlığı kadın reyonlarından giyim eşyaları çalma), ya da tekrar tekrar belli bir eşyayı çalma vakaları. Saldırganlık, hırs, kıskançlık ve kötü niyet, hırsızlıkta sık rastlanan emosyonel temellerdir. Çocuklarda ise bir ilgi çekme yolunu yansi; tabilir. Sayısız hırsızlık biçimleri göz önünde tutulduğunda, psikiyatriden ziyade, insan yapısıyla ilgili bir bilgi gereklidir; bunların çoğunluğunda motivasyon yalnızca kolay yoldan para sahibi olmaktır.
__________________
Ya kendin gibi görün yada gözüme hiç görünme! Bozuk Kırık Link varsa lutfen Ozel mesaj atarak bildiriniz,Linkleri Yenileyelim HİÇ KİMSE BEN,BENDE HİÇ KİMSE DEĞİLİM.MENFAATLERİN ÖTESİNDEYİM ...BEKLERİM!(FARKIM TARZIM)GÖRELİM MEVLAM NEYLER,NEYLERSE GÜZEL EYLER,KUL BELA BULMAZ HAK YAZMADIKÇA,HAK BELA YAZMAZ KUL AZMADIKÇA,KUL KADERİNİ YAŞAR BAHTINA NE ÇIKARSA ..
|
|
|
|
![]() |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Moonstar Sözlük v3.4 (Yeni MTU) | ismail | Karışık seri programlar | 0 | 02-02-2009 09:15 AM |
| Mini Sözlük | almira | Din Bilgisi Ve islam Kültürü | 0 | 01-18-2009 09:20 PM |
| Self Sözlük 0.80 | ismail | Karışık seri programlar | 0 | 12-18-2008 12:20 PM |
| Medical Sözlük | kelebek | TIP | 1 | 11-28-2008 01:07 PM |
| Sözlük Program | GOKHAN | Cep Telefonlari | 0 | 07-07-2007 10:39 PM |
| New To Site? | Need Help? |