![]() |
| Türkçe ve Dil Bilgisi TÜRKÇE DİL BİLGİSİ VE KOMPOZİSYON BİLGİLERİ, Türkçe Hakkında, Türkçe dilbilgisi, Türkçe dil, CÜmle Tanimi Ve İlgİlİ Konulari, Atasözleri Ve Deyimler, zamir, fiil, özne, yüklem, isim tamlamaları, Düz Yazi Türleri, Şiir Çeşitleri, Dize, Beyit, Vezin, Ölçütler, Redif, Kafiyeler, sözcük, hece sıfat |
![]() |
|
|
LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
|
#1 (permalink) |
![]() |
Kaside
• Daha çok din ve devlet büyüklerini övmek amacıyla yazılan şiirlerdir. Kaside şairlerine kaside-gü (kaside söyleyen), kaside-sera ya da kaside-perdaz (kaside yazan) denir. Kaside 6 bölümden oluşur: Birinci bölüm 15-20 beyitliktir. Bu ilk bölüme, aşıkane duygular yer alıyorsa “nesib”, bahar, doğa, bayram gibi konulara değiniliyorsa “teşbib” adı verilir. İkinci bölüm girizgah ya da girizdir. Genellikle tek beyitten oluşur ve burada şair medhiyeye (övgüye) geçeceğini bildirir. Girizgah konuya uygun ve nükteli olmalıdır. Üçüncü bölüm medhiyedir. Bu bölümde asıl konu anlatılır. Beyit sayısı konuya ve şaire göre değişen medhiye bölümü kasidenin en sanatlı beyitlerini içerir. Kasidenin dördüncü bölümü tegazzüldür. Tegazzül, 5-12 beyit arasında değişir. Kasidenin başında ya da sonunda yer alabilir. Bu bölüm her kasidede bulunmayabilir. Beşinci bölüm fahriyedir. Şair bu bölümde de kendisini över. Kasidenin son bölümü duadır. Bu bölümde önceki beyitlerde övgüsü yapılan kişi için dua edilir. Kasideler, nesib bölümünde ele alınan konuya göre göre kaside-i bahariyye, kaside-i ramazaniyye, kaside-i hammamiyye olarak adlandırılır. Uyaklarına göre r harfi ile bitiyorsa kaside-i raiyye, l harfiyle bitiyorsa kaside-i lamiyye, m harfiyle bitiyorsa kaside-i mimiyye diye anlandırılır. Rediflerine göre de, tevhid, münacaat, methiye diye bölümlenir. Kasidenin en güzel beyiti “beyt-ül kaside”dir. Şairin adının geçtiği beyite ise “tac beyit” denir. Gazel • Divan edebiyatının en yaygın kullanılan nazım biçimidir. Önceleri Arap edebiyatında kasidenin tegaüzzül adı verilen bir bölümü iken sonra ayrı bir biçim halinde gelişmiştir. Gazelin beyit sayısı 5-15 arasında değişir. Daha fazla beyitten olaşan gazellere müyezzel ya da mutavvel gazel denilir. Gazelin ilk beyti “matla”, son beyti ise “makta” adını alır. Matla beytinin dizeleri kendi aralarında uyaklıdır (musarra). Sonraki beyitlerin ilk dizeleri serbest ikinci dizeleri ilk beyitle uyaklı olur. Birden fazla mussarra beytin bulunduğu gazel “zü’l-metali”, her beyti musarra olan gazel ise “müselsel” gazel adıyla bilinir. İlk beyitten sonraki beyte “hüsn-i matla” (ilk beyitten güzel olması gerekir), son beyitten öncekine “hüsn-i makta” (son beyitten güzel olmalı gerekir) denir. Gazelin en güzel beyti ise “beytü’l-gazel” ya da “şah beyit” adıyla anılır. Bunun yeri ya da sırası önemli değildir. Bazı gazellerin matlasını oluşturan dizelerden birinci ya da ikincisinin matlasının ikinci dizesi olarak yenilenmesine “redd’i-matla” denir. Şair mahlasını (şairin takma adı, ya da tanındığı ad) maktada ya da “hüsn-i” maktada söyler. Bu durumda beyit ikinci bir adla “mahlas beyti” ya da “mahlashane” olarak anılır. Şairin mahlasını tevriyeli kullanmasına “hüsn-i tahallüs” denir. Dize ortalarında uyak bulunan gazele musammat, sonu getirilmemiş ya da beyit sayısı 5’in altında bulunan gazellere de “natamam” gazel denir. Başka şairlerin birkaç dize ekleyerek bend biçimine dönüştürdüğü gazellere “tahmis”, “terbi” adı verilir. Bütün beyitlerinde aynı düşüncenin ele alındığı gazeller “yekahenk gazel”, her beyti öncekinden ustalıklı biçimde söylenmiş gazeller de “yekavaz gazel” olarak adlandırılır. Gazeller konularına göre de çeşitli isimlerle tanımlanır. Aşka ilişkin acı, mutluluk gibi içli duyguların dile getirildiği gazeller “aşıkane”, içki, yaşama boş verme, yaşamdan zevk alma gibi konularda yazılanlara “rindane” denir. Aşıkane gazellere en iyi örnek Fuzûlî’nin gazelleri, rindane gazellere en iyi örnek ise Bâkî’nin gazelleridir. Kadınları ve ten zevklerini konu edinen gazeller ise, örneğin Nedîm’in gazelleri, “şuhane”, öğretici nitelikli gazellere, örneğin Nâbî’nin gazelleri, “hakimane gazel” denir. Gazeller eskiden bestelenerek okunurdu. Özelikle bestelenmek için yazılmış gazeller de vardır. Gazelleri makamla okuyan kişilere “gazelhan”, gazel yazan usta şairlere ise “gazelsera” adı verilir. Gazel, Türk müziğinde ise şiirin bir hanende tarafından doğaçtan seslendirilmesidir. Sesle taksim olarak da bilinir. Rubai • Kendine özgü bir ölçüsü olan 4 dizelik (mısralık) nazım birimidir. Rubailerde birinci, ikinci, dördüncü dizeler uyaklı, üçüncü dize serbesttir. İki beyitlik kıtalar biçiminde yazılmış rubailer de vardır. Her dizesi birbiriyle uyaklı rubailere “rubai-i musarra” ya da “terane” adı verilir. Rubainin aruzun hezec bahrinden 24 kalıbı bulunur. Bunlardan mef’ûlü birimiyle başlayan 12 kalıba “ahreb”, mef’ûlün birimiyle başlayan öbür 12 kalıba da “ahrem” denir. Kalıpların sonu “faül” ya da “fa” birimiyle biter. Rubainin her dizesi ayrı bir ölçüde olabildiği gibi, dört dizesi de aynı ölçüde olabilir. Türk divan şiirinde daha çok ahreb kalıbına rastlanır. Rubailer genellikle mahlassız şiirlerdir. Ve divan şairlerinin divanlarının sonunda rubaiyyat başlığı altında sıralanırlar. Bu türün tartışmasız en büyük şairi Ömer Hayyam’dır. Türk edebiyatında Mevlana’nın Farsça yazdığı felsefi rubiler bu türün hızla yayılmasına neden oldu. Kara Fazlî, Fuzûlî 16. yüzyılda bu türün en usta örneklerini verdiler. Divan edebiyatında 17. yüzyıl rubainin altın çağı oldu. Azamizade Haletî, yazdığı bin kadar rubai ile en büyük Osmanlı rubai şairi olarak tanındı. Cumhuriyet döneminin en büyük rubai ustası ise Yahya Kemal Beyatlı’dır. Musammat • Ayrı bir nazım biçimi olmamakla birlikte gazeil ve bazı kasidelere uygulanan bir tekniktir, Bendlerden kurulu nazım biçimlerine (murabba, muhammes, müseddes, müsebba, müsemmem, mütessa, muaşşer, terbi, tahmis, taşdir, tesdis, tesbi, tesmin, tes-i, taşir, terkib-i bend ve terci-i bend) verilen genel addır. İlk bende geçen dize ya da beyitlerin, öbür bendlerin sonunda aynen yinelenmesiyle düzenlenen musammatlara mütekerrir musammat denir. İlk benddeki dize ya da beyitlerin, öbür öbür bendlerin sonundaki dize ve beyitlerle yalnızca uyak bakımından uyuşması durumunda musammat müzdevic musammat adını alır. Terci-i bend / terkib-i bend • Uyakları gazel biçiminde düzenlenmiş “hane” adı verilen 5-10 beyitlik şiir parçalarının (genellikle 5-12 hane) “vasıta” denen ve sürekli yinelenen bir beyit ile birbirine bağlanmasından oluşan nazım biçimidir. Vasıta beyitinin her hanenin sonunda değişmesi durumunda şiir terkib-i bend olur. Müsemmem • Sekiz dizeden oluşan bendler halinde yazılmış musammatlardır. Az kullanılmıştır. Divan edebiyatında en bilineni Şeyh Galib’in Esrâr Dede’nin ölümü üzerine yazdığı mersiyedir. Tuyuğ • Halk edebiyatındaki mani türüne benzer tarzda yazılmış musammatlardır. Tuyuk da denir. Çoğunlukla her beytinin birinci ikinci ve dördüncü dizeleri uyaklıdır. Sadece Türklere özgüdür. Aruzun sadece fâilâtün fâilâtün fâilün kalıbıyla yazılması nedeniyle rubai’den ayrılır. Bazen dört mısra birbiriyle kafiyeli olabilir. Tahmis • Bir gazelin her iki dizesinin başına aynı ölçüde üç dize ekleyerek oluşturulan nazım biçimidir. Tahmis genellikle başka bir şairin gazeline yapılırsa da, kendi gazellerinden tahmis oluşturan şairler de vardır. Başarılı bir tahmis’te asıl beyit ile eklenen dizeler anlam bakımından kaynaşmış olmalıdır. Başa eklenen üçer mısra gazelin matlası ile aynı kafiyede olur. Diğer beyitlere eklenen üçer mısra ise o beyitlerin ilk mısraları ile kafiyelidir. Tardiye • Beş dizelik bentlerden oluşan musammat türüdür. Taşdir • Tahmisin değişik bir şeklidir. Tahmiste bir başka şairin gazelinin her beytinin başına üç dize eklenirken, taşirde her beytin iki mısrasının arasına üç mısra eklenir. Taşdire “mutarraf tahmis” de denir. Tesdis • Terbî ve tahmise benzer. Ancak başka bir şairin yazdığı bir gazelin her beytinin üzerine dört dize daha ekleyerek altılı beyitler haline getirilmesiyle oluşur. Tesdis tek bir beyite de uygulanabilir. Divan edebiyatında çok az kullanılmıştır. Tahmis türünde olduğu gibi genellikle eksik gazellere uygulanır. Tesbi • Bir başka şairin bir gazelin her beytinin matlasına 5 dize daha eklenerek yedili beyitler haline getirilmesiyle kurulur. Tahmis ve tesdis türünde olduğu gibi genellikle eksik gazellere uygulanır. Tesbi de eklenen dizelerin kafiyesi, mevcut dizelerle aynıdır. Taşir • İkili dizelerler yazılmış bir gazelin her beytine 8 dize daha ekleyerek 10′lu beyitler haline getirilmiş gazel türüdür. Tahmis ve tesdis türlerinde olduğu gibi genellikle eksik gazellere uygulanır. Tezmin • İkili dizelerler yazılmış bir gazelin her beytine 6 dize daha ekleyerek 8’li beyitler haline getirilmesidir. Tahmis ve tesdis türlerinde olduğu gibi genellikle eksik gazellere uygulanır. Muaşşer • Aynı ölçüde onar dizelik bendlerden oluşan nazım biçimidir. İlk bendin on dizesi birbirleriyle, sonraki bendlerin ise ilk iki dizesi ilk bend ile uyaklıdır. İlk beytin son bendinin her bendin sonunda aynen yinelendiği muaşşerlere “mütekerrir muaşşer” denir. Bendlerin son beytinin ilk bendin uyağına uygun olarak her bendde değişmesiyle yazılan muaşşerler ise “müzdeviç muaşşer” adıyla tanımlanır. Muhammes • Aynı ölçüdeki beşer dizelik bendlerden oluşa nazım biçimi. İlk bendin 5 dizesi birbirleriyle, sonraki bendlerin son bir ya da iki dizesi ilk bend ile uyaklıdır. Son bir ya da iki dize, her bendin sonunda aynen tekrarlanıyorsa bu muhammese “mütekerrir muhammes”, bu dizelerin ilk bend ile yalnızca uyak yönünden uyuştuğu muhammeslere ise “müzdeviç muhammes” adı verilir. Bend sayısı 4-8 arasında değişir. Muhammeslerde çoğunlukla felsefi düşünceler, tasavvuf konuları ele alınır. Murabba • Aynı ölçüde dörder dizelik bendlerden oluşan nazım biçimidir. Murabbalarda ilk bendin dört dizesi birbirleriyle, sonraki bendlerin son dizesi ilk bendle uyaklıdır. Son dizenin her bendin sonunda aynen yinelendiği murabbalara “mütekerrir murabba” denir. Her bendin son dizesi ilk bendle yalnızca uyak açısından benzeşiyorsa murabba “müzdeviç murabba” diye tanımlanır. Murabbaların uzunlukları 4-8 bend arasında değişir. Konuları çoğunlukla dinsel ve didaktiktir. Övgü, yergi, manzum, mektup, mersiye gibi türlerde yazılmışlardır. Murabbalarda her vezin kalıbı kullanılabilir. Halk edebiyatımızdaki koşmalara benzerler. Müseddes • Aynı ölçüde altışar dizelik bendlerden oluşan nazım biçimidir. İlk bendin bütün dizeleri birbirleriyle, sonraki bendlerin bir ya da iki dizesi ilk bend ile uyaklıdır. İlk bendin son ya da son iki dizesi her bendin sonunda yinelenirse “mütekerrir müseddes”, sonraki bendler ile ilk bend yalnızca uyak yönünden benziyorsa “müzdeviç müseddes” adını alır. Müseddeslerin uzunluğu 5-8 bend arasında değişir. Konuları tasavvuf ve felsefedir. Müstezat • Arapça ziyade sözcüğünden gelir. Bir gazelin her dizesine bir kısa dize ekleyerek oluşturulan şiir biçimidir. Çoğunlukla aruzun “mef’ulü/ mefailü/ mefailü/ feulün kalıbı kullanılarak yazılırlar. Her dizeden sonra bu kalıbın ilk ve son birimleri olan mef’ulü/ feûlün kalıbına uygun bir kısa dize söylenir. Eklenen bu kısa dizeye ziyade denir. Ziyadeler dizeden sayılmadığı için iki uzun iki kısa dizeden oluşan 4 dize bir beyit sayılır. Kısa dizeler okunsa da okunmasa da beytin anlamı bir bütün oluşturur. Ziyadesi bir satırdan fazla olan müstezatlar da vardır. Tez ziyadeli müstezatlara “sade” çitf ziyadeli olanlara ise “çift” adı verilir. Şarkı • Divan şiirinde bestelenmeye uygun ölçü kalıpları ile yazılan ve çoğunlukla 4 dizelik bendlerden oluşan nazım biçimidir. Dörtlüklerden kurulan musammat da denebilir. Murabbaya benzer. 5 ya da 6 dizelik bendlerden de oluşabilir. Üçüncü dizeye meyan adı verilir. Ve bu dizenin anlam bakımından daha özlü olmasına dikkat edilir. Dördüncü dizeye ise nakarat denir. Aşk, sevgili, ayrılık, içki, eğlence gibi konularda yazılır. Divan edebiyatının ilk şarkı yazarı Naîlî-i Kadîm’dir. 28 şarkısıyla Nedîm de bu türün en güzel örneklerini vermiştir
__________________
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] Seninle tattım ben her mutluluğu Bırakıp gidersen bil ki yaşamam Ömrümden canımdan ne istersen al Gülü susuz seni aşksız bırakmam Üşüdüm diyorsan güneş olurum Yanarım sevginle ateş olurum Dolarım havaya nefes olurum Gülü susuz seni aşksız bırakmam [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
|
|
|
|
|
|
#2 (permalink) |
|
Tecrübe Puanı: 19
Rep Puanı : 11070
Rep Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
DİVAN EDEBİYATI’NIN YÜZYIL YÜZYIL GELİŞİMİ
XIII. YY XIII. yy, Anadolu Türklerinin genel tarihinde büyük bir “Bunalım ve Geçiş” yüzyılıdır. Bu nedenle ilk bakışta bu yüzyıl, birçok tezatla doludur. Mesela : a. Bir yandan İran etkisi birçok yönde en yüksek etkisini gösterirken, diğer yanda milli dil ve edebiyatta bilinçli olarak güçlü bir gelişim görülür. b. Bir yanda Selçuklu İmparatorluğu ve onun temsil ettiği Türk siyasal egemenliği, Moğol egemenliği ile son bulurken, diğer yandan daha genç siyasal kuruluşlara ortam hazırlayacak yeni yeni etmenlerin kımıldanışını görüyoruz. c. İlk bakışta belki Türk hayatının tükenmek üzre olduğu, böylesi acılarla karşılaştığı duygusu içinde kalınabilir. Oysaki bu acılar çok genç Anadolu için, Anadolu Türkleri için bir ölüm belirtisi değil, tam tersine bir doğum müjdesi olur. Bu yüzyıl Anadolu’sunda Tasavvuf Akımı’nın güçlenmesi, Arapça ve Farsça olarak zengin bir Tasavvuf Edebiyatı oluşturdu. Arapça ilim dili olarak kullanılıyordu. Farsça ise, edebi ürünlerde, medresede, sarayda hükumet dairelerinde kullanılıyordu. Ancak her iki dili pek küçük bir azınlık anlıyor ve konuşabiliyordu. Değil köylüler, şehirlilerin çoğunluğu da bu dillere yabancıydı. Diğer yandan Anadolu’da tasavvufun etkisiyle ikinci bir kol olarak Halk Edebiyatı kolunda, hece vezni ve sade Türkçe ile eserler veren sanatçılar yetişti. Bunlar arasında Hacı Bektaş-ı Veli ve Yunus Emre gibi önemli isimler yer almaktadır. XIV. YY XIV. yy’ın ilk yarısında Türkistan’a hakim olan Moğollar, yavaş yavaş güçlerini kaybederler. (Moğolların kütleler arasına karışmaları, Türkleşmeleri ve Müslüman olmaları, Türk dilinin Türkistan’da gelişimi için faydalı oldu.) Anadolu’da Anadolu Selçuklu Devletinin resmen çökmesinden sonra birçok güçlü beylik kurulmuştu. Bunların en güçlüsü Karaman Beyliğiydi. Beylikler bir Anadolu devleti kurmak için mücadele ediyorlardı. Yüzyılın sonunda Osmanoğulları kuvvetlenince bu beyliklerin birçoğunu kendi idaresi altına aldı. Anadolu’da İran Edebiyatı’nın etkisi, gün geçtikçe çoğalıyor, şairler çoğunlukla Türkçenin yetersizliğinden yakınıyorlardı. Çünkü o zamana kadar işlenmiş bir dil olan Farsça ile şiir söylemek, kendilerine, Türkçe söylemekten kolay geliyordu. Bunun sonucu olarak Arapça ve Farsçanın dil kuralları Türkçeye giriyordu. Sonraları Türkçeye bir dönüş başlamış olmakla beraber İran Edebiyatının etkisi kesilmiyor, Osmanlı Türkçesi Edebiyatı’nın temelleri sağlamlaştırılmış oluyordu. Anadolu Selçuklu sarayları çevresinde İran Edebiyatı’nı taklit eden şairler görülmeye başlandı. Osmanlı Devleti’nin gelişmesiyle “Divan Şiiri Tarzı” ilerleme yolunda hız kazandı. Anadolu’da Türk şiiri, XIV. yy’ın sonunda çok gelişti. XV. YY Bu yüzyıl Osmanlı İmparatorluğu’nun gelişme devridir. Bu yüzyılda Osmanlı Devleti kuruluşunu tamamlamış, Avrupa’da hatırı sayılır bir devlet konumuna gelmiştir. Bu yüzyılda Osmanlı İmparatorluğunun gelişimine paralel olarak Türk dili de güçlü bir ilim ve edebiyat dili durumuna geldi. Türki-i Basit akımı bu yüzyılda ortaya çıktı. XIV. yy’da edebiyat alanında Anadolu’da görülen gelişme, XV. yy’da daha da geniş ve güçlü olarak devam etmiştir. İran Edebiyatı’nı özenle taklit eden, ona iyice yaklaşan önemli gelişmeler içinde, ileri gelen İran şairleriyle kıyaslanabilecek güçte büyük Divan şairleri yetişmiştir. XVI. YY XVI. yy Osmanlı İmparatorluğu’nun her yönden altın çağıdır. Devletin sınırları üç kıtaya yayılarak Türk tarihindeki en geniş sınırlara ulaşmış, kudret ve zenginlikte üstünlüğü övülecek duruma gelmiştir. XVI. yy edebi dilin Arapça, Farsça kelime ve dil kurallarıyla en fazla yüklü olduğu devirdir. Türkçe kelimeler gittikçe azalmış, Aruz kalıplarına daha iyi ve kolay uyan yabancı kelimeler Türk nazmını kuşatmıştır. Edebi sanatlar sık sık kullanılmış, sanat yapmak büyük bir beceri olarak görülmüştür. Türkçe kendi doğal güzelliğini kaybetmiş, yapma bir güzelliğe büründürülmüş, süslü yazmak hevesi egemen duruma geçmiştir. XVI. yy sanat, bilim ve edebiyat alanında, İmparatorluğun zirveye ulaştığı çağdır. Bu yüzyılda Divan Şiirindeki gelişmeler, gittikçe Türk’ün olan bir edebiyatın yaratıldığını, bir Türk Klasisizmi’nin kurulduğunu göstermiştir. Bu yüzyılda birçok kıymetli şair, yazar, mütercim, tarihçi, tezkireci ve coğrafyacı yetişmiştir. XVII. YY Bu yüzyıl Osmanlı Devleti’nin gerilemeye yüz tuttuğu devir, yani duraklama devridir.Osmanlı Türkleri birçok siyasi ve sosyal zorluklar içine girmişlerdir. XVI. yy’ın o görkemli görünümünü artık bu yüzyılda bulmak mümkün değildir. Bu yüzyılda Türk nazım dili önceki yüzyıllara göre çok değişmiştir. Türkçe kelimeler azalmış, bazen bir beyitte, hiç Türkçe kelime kullanılmadığı olmuştur. İran kelime ve dil kuralları, çok fazla alınmıştır. Böylece dil birtakım pürüzlerden arınmış, şiir dili çok daha zenginleşmiş, anlatım gücü ve ahenk bakımlarından olgunluk düzeyine ulaşmıştır. Türkçe kelimeler adeta yumuşatılmıştır. Osmanlı Devleti bu yüzyılda sosyal ve medeni durgunluğa, geriliğe başlamışken, Divan Edebiyatı’nın XV. Ve XVI. Yüzyıllarda atılan sağlam temeller üzerinde gelişmeye devam ettiği görülür. Bu yüzyıl edebiyatın gelişme ve yükselme devridir. Bu yüzyıl, Türk Edebiyat’nın İran Edebiyatı’ndan geri ürünler vermediğini ispatladığı bir yüzyıldır. Bu yüzyıl sanatçılarının özellikle yüzyılın ikinci yarısında üsluplarında önemli bir değişiklik gözlemlenir. Bunun sebebi Sebk-i Hindi’dir. XVIII. YY Bu yüzyılın ilk üç çeyreği Osmanlı Devleti’nin Gerileme Devrine, son çeyreği ise Yıkılma Devrine girer. Yıllarca süren savaşlar artık imparatorluğu çökertmeye başlamıştır. Lale Devrinin zevk ve eğlence düşkünlüğü imparatorluğu zayıflatan önemli bir etmendir. Dilde önceye göre belirli bir oranda ve genel olarak sadeleşme belirmiştir. Şiir ve yazılarda, halk deyim ve atasözleri, yaşayan dil genişçe kullanım alanı bulmuştur. Böylece Divan Edebiyatı ile Halk Edebiyatı bir oranda birbirine yaklaştırılmıştır. Divanlarda kullanılan Arapça ve Farsça kelimeler bolluğu –geçen yüzyıllarda olduğu üzre- bu yüzyılda da hoş görülmemiştir. Bu yüzyılda yetişen sanatçılar, çoklukla geçen yy’ların büyük sanatçılarının izinde yürümüşlerdir. Bu yüzden, bu yüzyıl nazireci bir edebiyat görünümü almıştır. Ancak, çok daha ustalıklı bir nazım tekniği içinde eskiler taklit edilmiştir. Mahallileşme Akımı sayesinde bu yüzyılda edebiyatımıza yerli ve milli bir edebiyat görünümü kazandırılmıştır. XIX. YY XIX. yy Osmanlı Devleti’nin Yıkılış Devri’dir ve Türk toplumunun Avrupa medeniyetini benimsemek zorunda kaldığı bir çağdır. XV. yy’dan beri devam eden, XVIII. yüzyılda Nedim’de en güçlü varlığını bulan “Sade Türkçe” ve “Yerlileşme Akımı” XVIII. yy’ın birkaç Divan şairi dışında pek rağbet bulmadı. Yalnız Tanzimat şairlerine sade bir dil, halk edebiyatı zevki ve hece vezni gibi küçümsenemeyecek yadigarlar ve miraslar bıraktı. Buna karşın Batı’dan yapılan çevirilerde sade Türkçe istenmekle birlikte uygulanamadı. Bu yüzyıla kadar Divan Edebiyatı yüksek zümrenin ve çağın ihtiyacına cevap verebilen bir edebiyat oldu. Nitekim hemen her edebiyat kurulu toplumunun ve çağının anlayışına ve isteğine göre oluşur. Batı’ya yöneliş artık Divan Edebiyatının tüm dinamiklerini ters yüz ediyordu. Bu nednle Divan Edebiyatı devri genel anlamda sona ermiştir. KAYNAK: M. ORHAN SOYSAL, ESKİ TÜRK EDEBİYATI METİNLERİ, MEB YAY., İST. 2002.
__________________
Bilgi ve paylasimin guclu adresi. |
|
|
|
|
|
#3 (permalink) |
|
Tecrübe Puanı: 19
Rep Puanı : 11070
Rep Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Divan Edebiyati örnekleri..
Ferman-ı aşka can iledir inkıyadımız Hükmü kazaya zerre kadar yok inadımız. (Baki) Biz aşık- ı azadeyiz amma esir-i badeyiz Alufteyiz, dildadeyiz, bizden diriğ etme kerem. (Nef'i) [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] Hoşça bak zatına kim zübde-i alemsin sen Merdum- i dide- i ekvan olan ademsin sen(Şeyh Galip) Yok bu şehr içre senin vasfettiğün dilber nedim Bir peri suret görünmüş bir hayal olmuş sana (Nedim) Arz- ı hal etmege seni tenha bulamam Seni tenha bulıcak kendimi asla bulamam (Ulvi) Sultan-ı gam nişimen idelden derunumu Sahrayı kalbe leşker-i sevda gelür gider. (Nabi) Görmedik öyle melek suret bu dünyada Belki rıdvan kaçırup kuy- i iremden gelmiş (Sünbülzade Vehbi) Süzme çeşmün gelmesün müjgan müjgan üstine Urma zahm- ı sineme peykan peykan üstine (Rasih) Ayagı yir mi basar zülfine ber-dar olanun Zevk ü şevk ile virür can- ı seri döne döne (Necati) Şevküz ki dem-i bülbül ü şeydada nihanız Hunuz ki gül ü gonca- i hamrada nihanız. (Neşati) Çünkü sen ayine-i kevne tecella eyledin Öz cemalin çeşm-i aşıktan temaşa eyledin (Laedri) Yılda bir kurban keserler halk-ı alem ıyd içün Dem-be-dem saat-be-saat men senün kurbanunam (Fuzuli) Cihanı hiçe satmakdur adı ‘ışk Döküp varlığı gitmekdür adı ‘ışk Elinde sükkeri ayruga sunup Aguyı kendü yutmakdur adı ‘ışk Bela yagmur gibi gökden yagarsa Başını ana dutmakdur adı ‘ışk Bu ‘alem sanki oddan bir denizdür Ana kendüyi atmakdur adı ‘ışk Var Eşrefoğlı Rûmî bil hakikat Vücudı fani itmekdür adı ‘ışk (Eşrefoğlu Rumi) Aşiyan-ı mürg-i dil zülf-i perişanındadur Kanda olsam ey peri gönlüm senin yanındadur (?) Cânı kim cânânı içün sevse cânânın sever Cânı içün kim ki cânânın sever cânın sever (Fuzuli)
__________________
Bilgi ve paylasimin guclu adresi. |
|
|
|
![]() |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Mavi Gozlu Dev--nazim Hikmet | miseyri | Film indir Yerli Film Download | 21 | 12-19-2009 06:38 AM |
| Halk Edebİyati | almira | Türk Edebiyatı | 1 | 12-16-2008 11:16 AM |
| TÜrk Edebİyati Roman Özetlerİ | almira | Türk Edebiyatı | 34 | 06-28-2008 10:51 PM |
| Türkiye'de Yerleşme Şekilleri | almira | Coğrafya Dersi | 0 | 03-03-2008 10:54 AM |
| NAZIM BİÇİMLERİ ve TÜRLERİ | kelebek | Türk Edebiyatı | 0 | 02-25-2008 06:07 PM |
| New To Site? | Need Help? |